<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577</id><updated>2012-01-31T12:48:23.282-08:00</updated><category term='varanasi'/><category term='gezi notları'/><category term='delhi'/><category term='merhaba'/><category term='başımıza gelenler'/><category term='kalküta'/><category term='mumbai'/><category term='gezi'/><category term='agra'/><category term='seyahat'/><category term='hindistan notları'/><category term='hindistan'/><category term='chikungunya'/><category term='tatil'/><category term='hikaye anlatıcısı'/><category term='jaipur'/><category term='hikayeanlaticisi'/><title type='text'>Hikaye Anlaticisi</title><subtitle type='html'>&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/"&gt;Merhaba :) Burası www.hikayeanlaticisi.com'un bir bölümü. Siteye dönmek için buraya, şuraya ya da buna tıklayabilirisiniz. Sitede fotoğraflar ve şimdilik sadece Hindistan bölümü hazır olan gezi notları var. Bir de eğer Hindistan'a gidiyorsanız ve gitmeden önce biraz bilgi toplamak istiyorsanız, Hindistan'da saat saat neler yaptığımızı, ne kadar harcadığımızı sitede bulabilirsiniz. Tıklayın diyorum yani :)&lt;/a&gt;</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>25</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-8749642435270858615</id><published>2007-04-17T00:54:00.000-07:00</published><updated>2007-04-17T01:34:34.026-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><title type='text'>(:Son:)</title><content type='html'>Bir aydır yeni bir şey yazmamışım. Herhalde bu Hindistan hikayelerinin sonu gelmiş:)Aslında festivalleriyle ilgili bir kaç şey yazmak istiyordum ama o konu da biraz karışık. Bir sürü tanrı, öykü, karman çorman ilişkiler falan var. Yarım yamalak şeyler yazmaktansa hiç yazmayayım diye düşündüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani böyleyken böyle:) Hindistan gezimizde tuttuğum notları ve döndükten sonra düşündüklerimi burada yazmaya çalıştım. Belki birilerinin işine yarar, ya da öylesine okuyacak bir şeyler olur işte diye:) Umarım işe yaramıştır. Burada bulamadığınız ama Hindistan'la ilgili merak ettiğiniz bir şey varsa mail atabilirsiniz: selinyurdakul@gmail.com Bir de arada yazdım gerçi ama en sona yine koyayım: http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/yararli.htm adresinde gerçekten yararlı bir şeyler bulabilirsiniz. Elimdeki ufak tefek yararlı bilgileri burada toplamaya çalıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakında Çin ve Japonya gezilerimizde başımızdan geçenleri anlatmaya başlayacağım:) Gerçi onlarda Hindistan'daki gibi not tutmamıştım ama gitmeden önce çok çalışıp, bir sürü not aldığım için yine de elimde bir sürü şey var. Bir de tabii aklımızda kalanlar, oradayken düşündüklerimiz var. İnsan bazı yerleri daha çok seviyor, yine gelsem diyor, bir şeyler aklına takılıyor. Mesela bu üç ülke içinde Japonya, daha doğrusu Tokyo benim en sevdiğim şehir oldu. Sanki beni orada bıraksalar yaşar giderim gibi. Tabii bir de daha önce gittiğimiz Rio, Prag ve Bergen var. Oralarda da yaşarım herhalde:) Neyse. Şimdilik uzatmayayım, sonra derli toplu anlatırım. İyi yolculuklar:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-8749642435270858615?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/8749642435270858615/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=8749642435270858615' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8749642435270858615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8749642435270858615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/04/son.html' title='(:Son:)'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-2076277301270952998</id><published>2007-03-15T03:34:00.000-07:00</published><updated>2007-03-15T03:50:20.963-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><title type='text'>Temizlik ıvır zıvırımız</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Hindistan’a gitmeden önce ne bulursak okuyup, daha önce giden bir sürü insanla konuştuğumuz için kendimizi pisliğe alıştırmıştık. Herkes çok pis çok pis deyip duruyordu. Bir çok insan da Mısır’a gittiniz mi, işte oranın biraz daha kirlisini düşünün falan demişti. Forumlarda da yolların yanından akan kanalizasyonları, Ganj’da yüzen cesetleri, inekleri, domuzları okuyup &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k5.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;fotoğraflarını gördükten sonra kafamızda genel bir fikir oluşmuş oldu:)&lt;/span&gt; Biz de böylece sivrisinek ve sıcak için olduğu gibi pislik konusu için de önceden hazırlanıp gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çantamızda sabun, şampuan gibi her zamanki şeylerin yanında bir de herkes için bir torba galoş, kolonyalı mendiller, pürel, yaprak sabunlar, kağıt yatak çarşafları ve yastık kılıfları vardı. Özellikle çarşaf ve yastık kılıfı kısmı garip geliyor evet ama gerçekten çok işe yaradılar:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Hindistan düşündüğümüz kadar da pis çıkmadı. Yani daha doğrusu benim için öyle çıkmadı. Herhalde gitmeden önce bununla ilgili fazla şey okuyup kendimi çok daha kötü bir duruma hazırladığım için olsa gerek. Gitmeden önce duyduklarımız o kadar kötüydü ki olmazsa hiçbir yere dokunmadan dolaşırız, o da olmazsa döneriz falan demiştik:) Bir de babamın lisedeyken bir etkinliğe katılmak için Delhi’ye gittiği sırada görüp anneme anlattığı görüntüler vardı ki, bunlar da duyduklarımıza renk katıyordu doğrusu:) Babam üç gün uğraştıktan sonra sonunda bir tren bileti alarak Tac Mahal’i görmek için Agra’ya gideceği trene binmeye istasyona gitmiş ki, bir de ne görsün:) bütün istasyon yerde beyaz bezlere sarılı olarak hareketsiz yatan insanlarla dolu. Aynen geri dönüp olay yerini terk etmiş tabii:) Haliyle insanlar sadece uyuyor muydu, yoksa Varanasi’ye yakılmaya götürülenlere falan mı rastladı bilmiyoruz ama böyle de bir anı vardı elimizde yani:) Onlar canlıysa ve yerde yatıyorsa da, ölü ve yakılmaya götürülüyorsa da kötü:) Neyse ki biz istasyonda ceset falan görmedik. Ama yerde yatan bir sürü insan vardı tabii. Çünkü trenler sürekli rötar yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok pis değildi, dönmemiz gerekmedi, istasyonda ceset görmedik, ama yine de pisti. Orada dolaşırken babam sürekli neden forumlarda bu pislikten yeterince söz etmemişler dedi hep. Gerçekten de bir sürü yazı okudum, çevreyi tarif etmişler, neler var neler yok yazıyor, &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k9.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;kanalizasyonu, inekleri anlatmışlar, fotoğraflar da durumu açıkça gösteriyor ama şöyle çok pisti falan diyen de olmamış. Ben de böyle yapmış olmamak için yazıyorum, duyurulur: pisti:) Ama bilmiyorum işte artık kendimi hazırlamamdan mı yoksa o kadar pisti ki insan alışıyor mu neyse artık bana o kadar da rahatsız edici gelmedi. Aslında oradayken de düşündüm, şimdi de öyle düşünüyorum, &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;sanki temiz bir pislik anlayışları var gibi:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Daha açık anlatmam gerekirse şöyle ki: Tamam her yer çöp dolu, her şeyi sokağa atıyorlar falan ama onlar da sürekli bir dönüşüm içinde, bulaşmıyor yani. Çöplerin yığın halinde durduğu yerler var, ama hayvanlar geceleri oralara gidip onların bir kısmını yiyor ve en azından açlıktan ölmekten, ya da kendi aralarında kavga etmekten kurtuluyor. Geri kalanı da müthiş bir hava kirliliği yaratarak yakıyorlar(bunu sonra anlatırım gerçekten çok kötüydü, önce boğazımız ağrımaya başladı, yolculuğun ortasında da sesimiz kısılmıştı) Yolun yanından akan kanalizasyona Agra’da rastladık. Tamam akıyordu ama sanki bütün çöpler de onun içinde gidiyor gibiydi. Her yer çöp aslında, ama garip bir şekilde size değmeden akıp gidiyorlar. Tabii ki pis, sağlıksız falan ama en azından insan iğrenmiyor. Yani bana böyle geldi işte. Düşünüyorum da mesela o kadar çöp burada olsa herhalde durum çok daha kötü olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bir de tabii denge meselesi var. Sanki mesela çöpleri yolun ortasından bir kaldırsalar ortalık &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rfkkhr6bX7I/AAAAAAAAAJw/L1NeFcjl0u0/s1600-h/cop.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5042101418960052146" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rfkkhr6bX7I/AAAAAAAAAJw/L1NeFcjl0u0/s320/cop.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaYTTncPymI/AAAAAAAAAF0/ZqqLcv60xWA/s1600-h/cop.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;birbirine girermiş gibi geliyor insana. Kendine has dengesinde yuvarlanıp giden düzen o zaman kesin çöker gibi. Sokaklarda yaşayan domuzlar, inekler, köpekler, maymunlar aç kalıp kavga etmeye başlasa o bile yeter mesela. Onlar gider sokaktaki insanlara, açıkta duran yiyeceklere sataşır, haliyle salgın hastalıklar yayılır, sivrisinekler bir yandan, savaş bile çıkabilir yani:)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte. Böyleyken böyle:) Yani kendinizi en kötüsüne hazırlarsanız pislik rahatsız etmeyebilir. Ama yine de temizlik eşyalarını bulundurmak lazım. Şimdi böyle yazınca dergilerde falan insanlara şunu da alın, bunu da kesin alın, aman çok gerekli falan gibi şeyler yazan insanlara benzedim biraz. Ama bunlar gerçekten gerekli:) Biz her zaman yanımıza ip, mandal falan gibi ufak şeyler, bir de küçük su ısıtıcımızı alıp öyle gideriz seyahatlere. İlk defa böyle şeyler götürdük yanımızda ve hepsi de çok işimize yaradı. O yüzden eğer Hindistan’a gidiyorsanız, o dükkan senin bu dükkan benim koşup durmamak için “hiçbir şey götürmeyin” diyen yazıları dinlemeyin bence. Ne bulduysanız götürün:) Biz püreli, kolonyalı mendilleri, kağıt sabunları, sabun ve şampuanları götürdüğümüze çok memnun kaldık. Çünkü Hindistan’da market yok. Yani yolun sonunda Kalküta’da ve Mumbai’de birer tane bulduk ama işte diğer şehirlerde yoktu. Haliyle sokak aralarındaki küçük bakkallara gidip onlar ne satıyorsa onu alıyorsunuz. Şampuan ve sabun hadi neyse, insan bir tane alır kullanır da mesela pürel ve kolonyalı mendil bulamıyorsunuz. Bunlar trenlerde bizim çok işimize yaradı. Trende 15-16 saat kalıyorsunuz, yatıp kalkıp, birkaç öğün yemek yiyorsunuz. Çok temiz olmasa da insanın içini rahatlatacak bir şeyler olması iyi oluyor. En azından insan elini falan temizlemiş oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı iç rahatlatma etkisine yatak çarşafları ve yastık kılıfları da sahip:) Biz şanslıydık, Oslo’da bir otelden aldığımız kağıttan, hafif ve yer tutmayan çarşaflarımız vardı. Trene binip de yerimizde biz gelene kadar üç adamın yattığını ve her yere saçarak çekirdek yediğini öğrendiğimizde, ya da oteldeki yatak çarşaflarının bir deseni gibi görünen insan şekli oluşturmuş lekeleri gördüğümüzde gerçekten çok işe yaradılar. Aslında otellere haksızlık da yapmamak lazım. Gittiğimiz çoğu yerde çarşaflar lekeliydi ama temiz kokuyordu. Herhalde bir leke çıkarıcı sorunu var:) Ama yine de insan bazen rahatsız oluyor işte. O zaman da adamlarla itişip kakışıp, yine başka bir lekeli çarşafla odada baş başa kalacağına kendi temiz çarşafını serip hiç olmazsa yüzünü temiz bir yere koymak daha iyi oluyor:) Tabii normal çarşafları taşımak biraz yük olabilir ama en azından böyle durumlarda yastığın üstüne koymak için bir şeyler düşünmek iyi olabilir bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de galoşlar var tabii. Bunlar da çok işimize yaradı. Aslında bizim aklımıza gelmedi, daha önce giden birisi söyledi galoş götürmemizi ve gerçekten çok işe yaradı. Çünkü tapınaklara ayakkabıyla giremiyorsunuz. Ayakkabınızı çıkarınca basacağınız yer de her zaman pek temiz olmayabiliyor. O yüzden hemen cebinizden birer galoş çıkarıp izin veriyorlarsa ayakkabıların üstüne, vermiyorlarsa da çorabın üstüne giymek en iyisi. Böylece hem ayağını koruyor insan hem de ayakkabılarını temiz tutmuş oluyor. Tac Mahal’de Hintliler de bu sisteme geçmiş mesela, size biletle birlikte bir şişe suyla bir çift de galoş veriyorlar:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de şu hava kirliliğini anlatayım. Hindistan’da gerçekten çok önemli bir sorun çünkü. Bir haftada hepimizin sesi kısıldı! İkinci durağımız olan Jaipur’a geldiğimizde boğazımız hafif hafif ağrımaya başlamıştı. Agra’da, yakılan çöplerin hemen yanındaki otelimizde kaldıktan hemen sonra babamın, bir sonraki durak olan Varanasi’de de benim sesim kısıldı. 10 gün sonra da ancak geri geldi. Hindistan’da hava zaten kirli, arabalar, fabrikalar, toz, toprak zaten havayı oldukça kirletiyor. Ama bu geceleri yaktıkları çöpler tamamen bambaşka bir etki yaratıyor gerçekten. Organik çöpler neyse de plastikler falan da o çöplerin arasında tabii. Yakılınca bir başlıyor kokup tütmeye. Sabaha kadar o havayı soluyarak bir güzel uyuyunca da haliyle ses falan kalmıyor:) Ama artık önlem alıyorlarmış galiba bu konuda çünkü Tac Mahal’in rengi hava kirliliğinden kararmış:) Neyse. Böyleyken böyle. İyi yolculuklar:)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-2076277301270952998?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/2076277301270952998/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=2076277301270952998' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2076277301270952998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2076277301270952998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/03/temizlik-vr-zvrmz.html' title='Temizlik ıvır zıvırımız'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rfkkhr6bX7I/AAAAAAAAAJw/L1NeFcjl0u0/s72-c/cop.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-2519703409510296306</id><published>2007-03-03T07:22:00.000-08:00</published><updated>2007-03-03T07:30:22.051-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><title type='text'>Sıcak ve gömleklerimiz :)</title><content type='html'>Sivrisinek kaçırıcılardan sonra çantamızdaki en önemli şeyler bir örnek gömleklerimizdi:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında aynı sivrisinek ilaçları gibi bunları alırken de gülmüştük çok. Aslında bunları boşuna götürüyoruz. Orada her yer bunlarla dolu olacak falan diye. Meğer Hint gömlekleri bir tek Türkiye’de satılıyormuş:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözünü ettiklerim Beyoğlu’nda Aznavur pasajının altında, Tünel’e giderken sağdaki dükkanda ve Nepal’den getirdiklerini satan dükkanlarda satılan, çizgili, pembe, turuncu, mavi gibi canlı renkleri olan gömlekler. Şile bezine benziyor ama tam değil. Herhalde görmüşsünüzdür. Yazın bir sürü insan bunlardan giyiyor hem serin tuttuğu, hem de hafif olduğu için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de 40 derece sıcaklıkta giyilebilecek uzun kollu tek gömleğin  bunlar olduğunu düşünüp gittik annemle üçer tane aldık. Bir yandan da gülüyoruz boşuna alıyoruz diye düşünüp. Alırken satıcıya da sormuştuk çünkü gömlekleri nereden getirdiklerini, kadın Hindistan’dan demişti. Yani biz orada satıldığını düşündüğümüz gömlekleri taa İstanbul’dan taşımış oluyorduk. Ama iyi ki de taşımışız. Aynı sivrisinek ilaçları gibi, bu gömlekler de hiçbir yerde yoktu. Bir tek Delhi’de Janpath üstündeki bir ara sokakta bulduk. Ama onlar da hem çok büyüktü, hem de kumaşları sanki bizimkiler kadar serin tutmuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz annemle her şeyimizi gitmeden önce toparladığımız için üçer gömlek, bir ince pantolon falan, Hindistan üniformalarımızı hazırlayıp çantalarımıza tıkmıştık. Babama da havanın sıcak olduğunu, sivrisineklerin hastalık yaydığını falan anlatıp ince, uzun kollu bir şey almasını söylemiştik ama o bir şey olmaz diye düşündü herhalde. Yanına bizim gibi üniforma almamıştı:) Delhi’ye gidip, otele yerleşir yerleşmez biz hemen çıkardık çizgili, ince gömleklerimizi, annemle bir örnek giydik. Sivrisinek kaçırıcıları da süründük, çıktık. Babam kısa kollu tshirt giydi, bir de üstüne sinekler saldırırsa diye uzun kollu ceket aldı. 40 derecede!:) olmadı tabii. İkinci gün çok sıcak geldi. Neyse o sırada Janpath’ta bizim gömleklere rastladık da o da aldı kendine hemen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada biz bu gömleklerin birine 15, diğerlerine de 18 milyon vermiştik. Tanesine. Hindistan’dan aldığımız gömlekler, bize turist muamelesi yapıp kazık atmalarına rağmen 3 milyondu:) Yine en güzel kazığı İstanbul’da yemişiz yani:) Ama olsun, en azından rahat ettik. Janpath’ta gördüklerimizden sonra bir daha o gömleklere bütün yol boyunca hiç rastlamadık. Herhalde bu gömlekler ya Hindistan’dan gelmiyor, ya da onlar yapıp bize gönderiyor ama kendileri giymiyorlar. Biz orada bulamadık yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gerçekten eğer Hindistan’a gidiyorsanız, ve bizim gibi sıcak bir zamanında gidiyorsanız, bu gömlekler çok işinize yarayabilir. Tshirtten daha hafif bir kere. Sonra incecik, insanın üstünde ağırlık yapmadığı için terletmiyor. Çok kolay kuruyor. Ve en önemlisi de uzun kollu, yani sinek geçirmiyor. E daha ne olsun zaten:) Biz 18 gün boyunca hep bu gömlekleri giydik. Onlar olmasa o sıcakta amaaan sinekler de ısırırsa ısırsın deyip kolsuz gömleklerle atabilirdik kendimizi sokaklara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Hindistan gerçekten sıcak:) Yaz ayları, aynı zamanda muson yağmurlarının olduğu dönem. Bu dönemlerde genellikle pek giden olmuyormuş haliyle. Eylül gibi musonlar bitiyor. Turist mevsimi de böylece başlamış oluyormuş. Ama turistlerin en çok gittiği dönem Aralık, Mart arası. Çünkü hava ancak bu aylarda biraz serinliyormuş. Biz Ekim’de gittik. Kalküta’da üç gün hep aynı saatte, iki saat çok şiddetli yağmur yağdı. Onun dışında yol boyunca hiçbir yerde yağmur yağmadı. Ama hava gerçekten sıcaktı:) 40 derece civarında işte:) Ama bu tarihte gitmeyi biz istemiştik. En dolu dönemde gitmeyelim de otellerde, trenlerde rahat yer bulalım diye. O yüzden kıyafetlerimizi falan da ona göre hazırladık gittik işte. Bir de hava nemli mi değildi neydi, hiç sıcaktan bunalmadık. Yoksa ben tam bir kış insanıyım mesela. En sevdiğim havalar yağışlı, soğuk, kapalı havalar. Güneş açınca hem bir baygınlık hem de bir huzursuzluk geliyor bana. Hiçbir şey ilgimi çekmiyor falan. Ama Hindistan’da hiç böyle olmadı. O sıcakta haldır huldur sokaklarda dolandık durduk. Herhalde kendimizi hazırlayıp gitmemizin etkisi de oldu. Yoksa sıcaktı yani. Hem kuzeyi, hem güneyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında okuduklarımızdan kuzeyin serin, güneyin de sıcak olacağını okumuştuk. Aradaki mesafe çok olduğundan Hindistan’ın kuzeyiyle güneyi arasında çok sıcaklık farkı olurmuş. 10-15 derece fark olabilirmiş. Biz oradayken bir iki derece fark etti sadece. Ama şimdi bir siteden baktım mesela, Delhi 25, Mumbai 38 derece görünüyor. Demek bize öyle denk geldi. Ya da belki vücudumuz sıcağa alıştı, serindi sıcaktı, kuzeydi güneydi kurcalamadan oturdu aşağı:) Ama yani sonuçta kuzeyde de güneyde de 40 derece sıcakta hiç bunalmadan dolaşmayı başardık. Yaşasın:P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse:) Bu sefer de biraz sıcaklığı ve Hindistan üniformalarımızı anlatmış oldum. Bundan sonra çantamızın üçüncü en önemli eşya grubu olan temizlik malzemelerini anlatacağım:) İyi günler:) İyi yolculuklar:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-2519703409510296306?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/2519703409510296306/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=2519703409510296306' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2519703409510296306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2519703409510296306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/03/scak-ve-gmleklerimiz.html' title='Sıcak ve gömleklerimiz :)'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-8875832973374403383</id><published>2007-02-21T05:36:00.000-08:00</published><updated>2007-02-21T05:49:46.392-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chikungunya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><title type='text'>Sivrisinekler ve Chiungunya</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Hindistan: Her şeyi düşünen insanın cenneti :P&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yazınca biraz saçma görünüyor ama değil, gerçekten öyle. Şimdi anlatıyorum:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bazı insanlar uzak bir yerlere seyahate giderken yanlarında her durum için pratik bir şeyler bulundurur ya. Gereken bir şey gidilen yerde yoksa ortada kalmamak, keyfini bozmamak için. Mesela bir şey bağlamak, tutturmak gerekirse diye birkaç parça ip, mandallar, bir iğne, iplik, kalem, kağıt, katlanabilir bir askı falan gibi. Yer tutmayan ama gerekirse çok işe yarayacak, ama bir seyahatte de çoğunlukla en fazla bir kere işe yarayan, insana biraz da boşuna taşımış hissi veren şeyler. İşte Hindistan böyle ya gerekirse diye götürülen şeylerin gerçekten de her gün gerektiği, o yüzden de onları düşünen insanın düşündüğüne de taşıdığına da gerçekten değdiği yerlerden biri:) Her şeyi düşünen insanın cenneti işte:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Çantamıza deli miyiz neyiz diye gülerek doldurduğumuz o kadar şeyin hepsini kullandık, ve onlar olmasa ne yapardık bilmiyoruz.&lt;/span&gt; Kesinlikle gerekliydiler yani. Ama nedense gitmeden önce okuduğum bir sürü yazıda Hindistan’a giderken hiçbir şey götürmeyin, tshirtünüzle gidin, hatta onu da bırakın, her şeyi oradan alırsınız falan gibi şeyler yazıyordu. İyi ki dinlememişiz:)Bilmiyorum, belki de bize böyle denk geldi ama götürdüğümüz her şey gerçekten gerekliydi:) Tabii bir de Hindistan’ın macera yaşamaya, kent hayatının boğucu şeysini kırmaya falan gidilen bir yer olma özelliği var:) Amaç böyle bir şeyse tabii mümkün olduğu kadar çok şeyi geride bırakmak lazım ki insan şöyle bir silkelenip kendine gelsin:) Ama geri dönüp hayatınızı sürdürmek istiyorsanız &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;ne bulduysanız çantanıza tıkın:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ben bizim çantamızda her zamanki şeyler dışında neler vardı anlatayım mesela:) Hem bu arada oradayken tuttuğum notlarda unuttuğum bir şeyler varsa onları da anlatırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Yanımızdaki en önemli şeyler sivrisinek kovuculardı.&lt;/span&gt; Onlar olmasa şimdi Chikungunya olmamışsak bile kesin paranoyak olmuştuk. Hangi sivrisinek Chikungunyalı hangisi değil bilemiyorsun ki. Hepsi de organize şekilde insanın üstüne saldırıyor sağlı sollu. Hele de böyle kapalı bir alanda kıstırmışlarsa tamam. Artık nasıl başarılı korunmuşsak bir sivrisinek tarafından bile ısırılmadan eve döndük. Ama hala etrafta sineğimsi bir hareketlilik görünce şöyle bir irkiliyorum. Bakalım ne zaman geçecek:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama korunmada gerçekten çok başarılı olduk. Bir sürü turistin kolu bacağı nokta nokta olmuştu sinek ısırığından. Bir de onlar sıcak diye kolsuz tshirtlerle kısacık şortlarla gelmişler tabii. Halbuki her gece televizyonda uyarı yapıyorlardı, uzun kollu ve paçalı şeyler giyin diye. Ben tabii gitmeden bir ay önce bitirdiğim tezimin alışkanlığıyla olsa gerek, Hindistan olayını doktoraya çevirdiğim için, biz o uyarıları taa İstanbul’dayken okuyup ona göre hazırlanmıştık:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/aedes.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/aedes.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İyi ki de hazırlanmışız çünkü bu Chikungunya gerçekten ciddi bir sorundu. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Chikungunya, Dengue, yani humma ve Malaria, yani sıtma gibi sivrisineklerin bulaştırdığı bir hastalık. Aedes sivrisineğinin dişisi tarafından taşınıyor ve insanlara bulaşıyor.&lt;/span&gt; Tek başına hastalık genellikle öldürmüyor, ama insanı o kadar kötü bir duruma getiriyor ve uzun sürüyor ki öldürmüşten beter ediyor. Baş ağrısı, ateş, kusma gibi belirtiler ve en kötüsü de eklemlerde çok şiddetli ağrılar yapıyor. Televizyonda hastalanmış insanları gösteriyordu. 5 metrelik bir yeri ağrıları yüzünden yarım saatte yürüyebiliyorlarmış. Hatta bazı insanlar dokunmaya, ışığa bile o kadar hassas hale geliyormuş ki hastalık geçene kadar, bazen aylarca karanlık bir odada yatmaları gerekiyormuş. Hastalığa yakalanan insanın bünyesi kuvvetli değilse, ya da başka bir hastalığı varsa, durum daha da kötüleşebiliyormuş. Gitmeden önce her gün gazetelerde, oradayken de televizyonda sürekli nerede kaç kişi ölmüş, hastalık nerelere yayılmış gibi şeyleri takip ettik. Her gün şehir şehir ölenlerin sayısını verdiler. Bir de tabii musonlar yeni bitmiş, her yer su birikintisi, hava sıcak. Tam sivrisinek mevsimi yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu kadar hastalığa, ölene, televizyonlardan yapılan uyarılara rağmen Hintliler yine de olayı yeterince ciddiye almış gibi görünmüyordu. Herhalde dini bir şey olsa gerek. Adamlar televizyonda yırtınıyor su birikintilerini boşaltın, evlerinizin çevresinde su olmasın diye, bunlar her yeri kova kova durgun suyla donatıyor ki sinekler içinde rahat üresin. Gerçi tabii Chikungunya yeni ama Dengue ve Malaria salgınları sürekli oluyormuş. Herhalde zamanla baktılar yapacak pek bir şey yok, böyle akışa bıraktılar kendilerini. Ama bari evleri sivrisinek üretim çiftliğine çevirmeseler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de daha temiz pak, gelişmiş konut bölgelerine gittikçe sinekler artıyor. Özellikle Delhi’de mesela bizim otelin olduğu kısım toz toprak içinde kahverengi, gri renkli bir yerdi. Sivrisinek vardı ama çok da değildi. Bir gün güneye, yeni konut bölgelerinin olduğu kısma bir indik ki sinekler vızır vızır. Tabii onlar da biliyor nerede yaşanacağını:) Dün bir belgeselde seyrettim mesela, Amerika’da galiba bir araştırma yapmışlar, kuşlar üst gelir grubunun hakim olduğu bölgelerde yaşamayı tercih ediyormuş. Bu bölgede bir çok farklı kuş cinsine rastlanırken, alt gelir grubunun oturduğu bölgede sadece güvercinler yaşıyormuş:) E sinekler de kuşlardan aşağı kalacak değil herhalde, onlar da nerede yeşillik, park, bahçe, havuz, temiz hava varsa oraya yayılmış tabii:) Bir de bu bölgeler sürekli bir gelişme ve inşaat halinde olduğu için her yer delik deşik, bir sürü inşaatı başlamamış temel çukuru var. Her apartman bölgesinin orta yerine kocaman bir çukur kazıp, içini de suyla doldurmuşlar ki o bölge için yeterli sineği üretebilsinler:) Haliyle konut bölgelerinde sinek üretimi çok başarılı:) Özellikle de Delhi’de. Tabii diğer şehirlerde de vardı sivrisinek. Jaipur’da mesela otelimizin kendi sivrisinek üretim havuzu vardı:) Sonra Kalküta ve Mumbai’de de özellikle fast food restoranları sinek üretimi konusunda uzmanlaşmıştı. Ama tabii bizle kim baş edebilir:)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/sivri.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/sivri.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Yanımızdakileri sayıyorum:) 2 şişe off sprey, sivrisinek kaçırıcı olduklarını internetteki araştırmalarımız sonucunda öğrendiğimiz okaliptüslü limonlu bileklikler, yine internetten öğrendiğimiz limonlu yapışkan bantlar, uzun kollu ince gömleklerimiz ve üç kocaman cibinlik:) Bunlar yetmediği için bir de oradan böcek ilacı ve tüp tüp Odomos, sivrisinek kaçırıcı krem aldık, bir tüpünü de İstanbul’a getirdik:) Biraz abartmış gibi görünüyoruz, biliyorum, ama dediğim gibi işte, internet sitelerinde yazanları dinleyip bunları almamış olsaydık ne yapardık bilmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hintliler susam yağı gibi bir şeyler sürüyormuş galiba. Jaipur’a giderken trende bir aileyle konuştuk, onlar öyle söyledi. Susam yağı ve bir şey daha, şimdi unuttum, sinekleri kaçırıyormuş. Sonra bir de homeopathy ilaçları var. Bugüne kadar Chikungunya’nın aşısı ya da tedavisinde kullanılabilecek bir ilaç üretilmemiş okuduğumuz kadarıyla. Hastalananlar daha çok yaşadıkları sorunlara göre tedavi ediliyormuş. Eklem ağrısı varsa o gideriliyor, baş ağrısıysa ona göre bir şey yapılıyor ama hastalığın tedavisi için bir şey yapılamıyormuş. Hastalık kendi kendine geçiyor yani. Tabii böyle olunca da homeopathy, ya da belki alternatif tıp denebilecek yöntem bu konuya el atmış. Delhi’deki en büyük hastanenin çevresi bir sürü küçük homeopathy kliniğiyle çevrilmişti. Klinik dediğim de camında homeopathy yazan küçücük dükkanlar. Herhalde hastanede bir çözüm bulunamazsa hemen dışarıdaki bu dükkanlara gidip, onların ilaçlarını alıyorlar. Gitmeden önce Chikungunya’nın tedavisiyle ilgili bilgi aradığımda hep bu homeopathy ilaçları çıkmıştı karşıma. Bir sürü tartışma vardı, işe yarıyor mu, yaramıyor mu, kandırmaca mı, para tuzağı mı diye. Ama tabii bu hasta olduktan sonra denedikleri bir şey. Hasta olmamak için de işte susam yağı ve bir şey daha kullanıyorlarmış bazıları. Bizim susam yağımız yoktu belki ama onun dışında sivrisinek kaçırıcı her şey bizdeydi:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar çok kullandık ki ikinci şişe Off spreyin dibinde biraz kaldı. Zaten o tek başına yeterli olmazmış meğer. Çünkü her yere de püskürtemiyor insan. Üstümüze başımıza spreyi püskürtüp, kolumuza bacağımıza da odomos kremi sürdük de ancak tamamen sivrisinek kaçırıcı hale gelebildik:) Bilekliklerimiz işe yaradı mı emin değiliz. Ama kolumuzdan çıkarmadık. En azından insan kendini rahat hissediyor. Yapabileceğimiz her şeyi yapmış oluyoruz ya, artık sokarsa da sokar diyor insan. Sonra yapışkan bantlar vardı. Onlar işe yaradı. Özellikle de trende yatağımızı kalabalık bir sivrisinek ailesiyle paylaşacağımızı anladığımız sırada:) Varanasi’ye giden trene bindik, yataklarımıza çıktık, herkes yatar duruma geçti, ışıklar kapandı. Bizim tepemizdeki hala yanıyordu. Kafamı bir kaldırdım ki en az on sivrisinek lambanın etrafında toplanmış. Burnumun dibi. Hemen çıkardık yapışkan bantlarımızı tabii. Trenin sağına soluna:), tshirtün yüzümüze, elimize yakın yerlerine bir güzel yapıştırdık. Spreye, kreme de bulandık uyuduk gitti:) Aslında trende cibinlik de asmayı düşünmüştük:) Ama yapamadık, çünkü düşündüğümüz gibi tek başımıza kapalı bir yerde değil, insanlarla açık kompartımanda yolculuk ettik. Ama odalarımızda ne yaptık ettik üç cibinliği de kurduk. Annem çıkardı hemen iplerini mandallarını:) Odanın bir ucundan öbür ucuna, kapıdan duvara ipleri gerdik, cibinlikleri astık:) Etrafımızda uçup uçup çekip gittiler:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivrisinek operasyonumuzun son parçası da uzun kollu gömleklerdi. Ama onu da sonra anlatırım artık. Onların biraz sıcakla da ilgili var çünkü. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bugün sadece Chikungunya sorununa parmak basmış olayım:P&lt;/span&gt; İyi günler:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-8875832973374403383?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/8875832973374403383/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=8875832973374403383' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8875832973374403383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8875832973374403383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/02/sivrisinekler-ve-chiungunya.html' title='Sivrisinekler ve Chiungunya'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-2711201952603455743</id><published>2007-02-16T03:11:00.000-08:00</published><updated>2007-02-16T04:08:20.869-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='agra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='varanasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='delhi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jaipur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalküta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mumbai'/><title type='text'>Hindistan'dan Döndük :)</title><content type='html'>18 günlük Hindistan gezisinden döndük. Yani döneli çok oldu tabii. Ben önce orada tuttuğum notları gönderdiğim için, döndükten sonra yazacaklarıma ancak sıra geldi:) Umarım yazdıklarım Hindistan’a gitmeyi düşünen birilerinin de işine yarar. Çünkü ben gitmeden önce neredeyse bütün bilgileri böyle sitelerden toplamıştım. Bu arada üstte de yazdım ama Hindistan’a gidiyorsanız işinize yarayabilecek şeyleri &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/05102006.htm"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;buradan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; başlayarak okuyabilirsiniz. Ya da &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/index.htm"&gt;&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;şuradan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ilgilendiğiniz yerle ilgili bilgilere ulaşabilirisiniz. Ayrıca fiyat listesi, planlar, gittiğimiz otellerin adresleri, gidilecek yerlerin çalışma saatleri, yararlı web siteleri, İngilizce Hint gazeteleri, televizyonlar, cyclerickshaw, autorickshaw, fiş adaptörü resimleri gibi yararlı olabilecek bir sürü şeyi de &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/yararli.htm"&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;burada&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyahat sırasında kullandığımız bütün bilgileri koymaya çalıştım. Ama işte onlar burada değil de sitemde. Yani &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/"&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;şurada&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;:)&lt;/span&gt; Çünkü gitmeden önce yararlı bilgileri okuduğum gezi notlarının arasından ayıklamak için çok uğraşmıştım. Benim gibi hemen bilgi toplamak isteyenler olursa diye ben de notlarımı ikiye ayırdım. Bir tarafta fazla uzatmadan ne kaç liradır, yol ne kadar tuttu, kaç saat sürdü gibi Hindistan’a giden birilerinin merak edeceğini ya da işine yarayacağını düşündüğüm şeyleri anlattım. Burada da uzata uzata başımıza gelenleri anlattım:) İsteyen istediğini okusun, sadece birini merak eden diğeriyle uğraşmasın boşuna diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi artık Hindistan’da tuttuğum notlar bittiğine göre biraz da döndükten sonra düşündüklerimizi, aklımızda kalanları, oradayken yazmayı unuttuklarımı anlatayım. Bir sürü şeyi insan orada debelenirken fark etmiyor çünkü:) Ondan sonra da Çin ve Japonya notlarına geçerim artık:) Ama tabii onlar bu kadar ayrıntılı olmayacak çünkü o zaman her yaptığımız şeyi not almıyorduk:) Bunu bu sene çıkardım başıma, ama çok da iyi oldu. Neyse:) Şimdilik bu kadar yazayım, üç vakte kadar da döndükten sonra aklımızda kalanları yazmaya başlayacağım:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-2711201952603455743?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/2711201952603455743/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=2711201952603455743' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2711201952603455743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2711201952603455743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/02/hindistandan-dndk.html' title='Hindistan&apos;dan Döndük :)'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-3156088275827892897</id><published>2007-02-06T10:36:00.000-08:00</published><updated>2007-02-06T12:17:55.084-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mumbai'/><title type='text'>Hindistan 18: 22 Ekim 2006 - Mumbai</title><content type='html'>&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/22102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Hindistan’da 18. ve son günümüz. Yarın bu saatlerde evde olacağız:) Bakalım ev yabancı gelecek mi. Nedense bana hep öyle olur. Yabancı bir ülkeye gidince, dönüşte geçtiğimiz yollar da ev de çok düzenli ve uzun süredir gelmediğim bir yer gibi gelir. Bir de reklamlar. Uçaktan inip bir taksiye bineriz, önce şoför havalarla ya da son günlerde olanlarla ilgili genel bir giriş yapar:) ondan sonra eve girer girmez televizyonu açar şöyle bir reklamlara bakarım. Eğer değişmişlerse insan bir haftadır da evden uzak olsa, büyük bir tatil yapmış gibi gelir:) Yani bana böyle oluyor, herkesi bilmiyorum:) Bir keresinde de herhalde tam yeni dönemin başlangıcında mı gitmişiz neyse döndüğümüzde bütün programlar ve reklamların çoğu değişmişti:) Hatta iki yeni şarkıcı bile çıkmıştı:) İki haftalık tatil üstümüzde 6 ay etkisi bırakmıştı:) Televizyonun tatil uzatmak gibi böyle de bir yararı var:P Neyse:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Mumbai’de bir gün daha kalmak istiyorduk, çünkü gezilecek yerleri bitirdikten sonra bir süre de ortalıkta boş boş dolanmak daha iyi oluyor. İnsan gittiği yerle ilgili bir şeyler düşünüyor, orada yaşanır mı yaşanmaz mı, yapılacak bir şeyler var mı, insanlar ne yapar falan gibi şeylere daha rahat dikkat edebiliyor. Biz iki buçuk günde ancak koştura koştura gidilecek yerleri dolaşabildik tabii. Bir günümüz daha olsa biraz da boş boş dolanırdık. Ama uçak her gün olmadığı için yapamadık. Bugün gitmezsek ancak iki gün sonra dönebiliyoruz. O da fazla uzun oluyor artık. O yüzden bugün Mumbai’nin kalan yerlerini de görüp bitirdik, şimdi de havaalanında uçağın saatini bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mumbai-İstanbul uçağı sabaha karşı 04.55’te. Saat 9’dan beri buradayız, şimdi saat 01.30 ve hala bizim uçakla ilgili işlemlere falan başlamadılar. Üstteki salonda oturuyoruz saatlerdir. Neyse ki koltuklar boş. Yoksa aynen otele dönerdik herhalde:) Havaalanını falan sonra anlatırım. Önce bugün yaptıklarımızı anlatayım. Hem bu arada zaman da geçer:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah dokuz buçuk gibi taksiye binip &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Mahalaxmi Dhobi Ghat&lt;/span&gt;’a gittik. Yani Mumbai’nin &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/dhobighat.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/dhobighat.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;çamaşırhanesine:) Dhobi Ghat aslında Mumbai’de en çok görmek istediğimiz yerdi. Ama dün akşam oteldeki adam Diwali’nin ilk gününün ertesinde orada çalışanların hepsi akşamdan kalma olur, pek işe gelen olmaz deyince göremeyecek miyiz diye biraz telaşlanmıştık. Sabahın köründe çıktık gittik. Gerçekten de pek kalabalık değildi ama adamın söylediği kadar boş da değildi ortalık. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Dhobi Ghat, Mumbai’nin çamaşırhanesi. Yani çeşitli yerlerde toplanan giysilerin bir arada yıkandığı yer. Küçük küçük bölmeler yapmışlar. Her birinde başka bir şey yapılıyor. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/m4.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 271px; CURSOR: hand; HEIGHT: 272px" height="298" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/m4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Birinde sabunluyor, öbüründe yıkıyor, öbüründe çalkalıyor, en son da tepelerindeki iplere asıyorlar. Burada 5000 kişi çalışıyormuş diye okumuştum. &lt;/span&gt;Biz gittiğimizde ortalık sakindi ama yine de ne olduğunu görebildik. Aslında herkesin işte olmaması iyi bile olmuş olabilir. En azından sakin sakin nerede ne yapıldığına falan bakabildik, kalabalık olsa belki de pek bir şey görülemeyebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahalaxmi tren istasyonunun kapısının hemen yanındaki Mahalaxmi Dhobi Ghat’tan çıkıp Mahalaxmi Temple’a gittik. Burada her yerin adı Mahalaxmi, çünkü Mahalaxmi bu bölgenin adı. Burası yeni apartmanların olduğu geniş bir alan ve bugün burada ilk defa korna çalmayın diye bir tabela gördük. Hindistan için gerçekten çok farklı bir durum çünkü ilk günden beri her yerde “horn please” yazıları görüyorduk. Yani korna çalın:) Bütün otobüslerin, taksilerin, rickshawların üzerinde koca koca “horn please” yazıyor her yerde. O kadar çal çal dedikten sonra burada da çalmayın demişler işte:) Ama sanırım burası daha yeni bir konut bölgesi. Herhalde o yüzden burada kurallar farklı. Çünkü yoksa şehrin içinde durum yine aynı. Herkes daat daaaaaaaaaaat!!! diye dolaşıp duruyor:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bindiğimiz taksiyle hiç korna çalmadan Mahalaxmi Temple’a gittik:) Aslında yakınmış ama son günümüz ya, kaybolup falan zaman kaybetmeyelim diye yolu aramakla uğraşmayıp taksiye bindik. Aslında elinde doğru dürüst bir harita olsa, insan yolunu bulur tabii ama Hindistan’da haritalar gerçekten kötü. Devletin bir uygulaması mıdır nedir, hiçbir yere haritadan bakarak rahatça gitmeniz mümkün olmuyor. Ya önemli bir caddeyi koymamışlar, ya mesafeleri farklı oranlarda küçültmüşler, ya yerlerin adını haritaya koymamışlar. Gerçekten kötü haritalar yani. Bir yer yürüyüş mesafesinde görünüyor mesela. Bakıyorsun en fazla bir kilometre. Bir çıkıyorsun yola ki git git bitmiyor, karşına haritada görünmeyen yollar çıkıyor. Şaşkın şaşkın bakınırken de halinizden durumu anlayan rickshawcular hemen etrafınızı çeviriyor tabii. En iyisi haritayı falan bir kenara bırakıp başının çaresine bakmak:) Zaten pek harita da satılmıyor. Buldukça almaya çalışıyoruz ama öylesine çıkarılmış gibi hepsi, yazıları bile okunmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Neyse işte taksiye binip Mahalaxmi Temple’a gittik. Burası bir Hindu tapınağıydı ve sanırım &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RcjRVc-Fr_I/AAAAAAAAAJY/eTWdpAE1A_M/s1600-h/mahalaxmi.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5028499150443229170" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RcjRVc-Fr_I/AAAAAAAAAJY/eTWdpAE1A_M/s320/mahalaxmi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Diwali olması nedeniyle herkes buraya akın etmişti. Tapınağa adını veren Mahalaxmi, her türlü zenginliğin tanrısıymış. Daha fazla bilgi, para, başarı için bir çok insan burada sıraya girmiş, tapınağa ulaşmaya çalışıyordu. Ama tabii hepsi farklı bir şeyler istiyor tanrıdan. O yüzden de içeri girerken isteklerine göre farklı farklı şeyler götürüyorlar. Tapınağa giden yolun iki tarafı tamamen tezgahlarla doluydu ve bunların bazısı ipler, süsler gibi şeyler, bazıları çiçekler, bazıları meyveler, bazıları da yine isteğe göre tapınağa götürülecek başka şeyler satıyorlardı. İnsanlar yol boyunca bunlardan istediklerini alıp tapınağa gidiyordu. &lt;/span&gt;Gelenlerin çoğunun elinde lotus çiçeği, meyve ve leblebi gibi küçük bir şeyler vardı. Ne anlama geldiklerini soramadık ama en popüler şeyler bunlardı yani:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sürü insan ellerinde hediyeleri kapıda sıraya girmişti. Ama içeri girmek de öyle kolay bir şey değil. Kadınlarla erkekler ayrı ayrı girip, farklı sıralardan ilerliyor bir kere. Sonra giriş ve çıkış yolları da demirle uzun bir süre ayrılmış ki insan çıkışta ayakkabısını koyduğu yere gelebilmek için 200 metre çıplak ayakla yürüsün:) Neyse biz içeri ayrı ayrı girip birbirimizin ayakkabısını çıkışta yan tarafa uzatarak yürümekten kurtulduk. Yanımızda böyle durumlar için galoş da vardı, yere bastık sayılmaz yani. Ama bir sürü insan içeri ayakkabılarını çıkararak girebileceğini, sonra da tekrar almak için yürüyeceğini i anlayınca girmekten vazgeçti. Herhalde normalde bu kadar kalabalık olmuyor bu tapınak, çünkü bu şaşırıp girmekten vazgeçenlerin hepsi Hintliydi. Zaten o hengamede tapınağa girmeye çalışan tek turistler de bizdik:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse zar zor içeri girdik, uzun bir sırada 15 dakika kadar bekleyerek içinde ne yapacağımızı bilmediğimiz odaya geldik:) Tapınağın bütün içi insanların düzenli bir şekilde bu küçük odaya girmesi için sıralara bölünmüş. Kıvrıla kıvrıla odaya doğru ilerliyorsunuz. Sonunda içeri girince de bizim gibi şaşkın şaşkın bakıp çıkıyorsunuz:) Tabii onlar ne yapacaklarını biliyor, şaşkın bakan biziz:) Ama anladığımız kadarıyla gördüğümüzü anlatayım yine de:) Getirdiklerinizi oradaki görevliye veriyorsunuz, o da onları tanrı heykelinin önündeki ızgaraya atıyor. Sonra oradan bir şeyler alıp size veriyor. Biriyle konuşmadığımız için tam da emin değiliz ama sanırım istedikleri konudaki zenginliği temsil eden şeyi tanrının önüne atarak isteklerini iletmiş oluyorlar, sonra da onu evlerine götürüyorlar. Bilsek bir lotus çiçeği de biz götürürdük:) Aslında gidince bu yapılanların ne olduğunu öğrenip daha doğru bir şekilde yazsam daha iyi olur herhalde. Çünkü bu yazdıklarım tamamen bizim tahmin ettiğimiz açıklama, yaptıkları şeyler bunlardı da anlamlarını uyduruyorum yani:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bir şeyi oradaki kadınlara sorduk. O yüzden biliyoruz. Onu anlatayım ben en iyisi:) Bu tanrı heykelinin olduğu odadan çıkınca herkes o odanın arkasında geçen bir yoldan yürüyerek çıkışa doğru gidiyordu. Bazı insanlar da odanın arka duvarının önünde durmuş duvara para yapıştırıyordu. Meğer duvar biraz nemliymiş. Siz bir dilek dileyip bir parayı başparmağınızla duvara bastırıyormuşsunuz. Bıraktığınızda para düşerse dileğiniz olmayacak, yapışır kalırsa da olacak demekmiş:) Annem de yapıştırdı. Ama Mahalaxmi annemi nazikçe başından attı:) Annemin parası ne duvara yapıştı, ne de düştü. Parmağına yapıştı kaldı. Yanımızda bekleyip bizim sonucun ne olacağına bakan kadınlar da gülmekten öldü:) Normalde böyle bir şey pek olmazmış, ya düşermiş ya yapışırmış:) Mahalaxmi bizi dinlemedi bile yani:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de çıktık tapınaktan ne yapalım. Yürüyerek bu sefer de biraz ilerideki Müslüman dergahına gittik. Yani Hajı Ali Dergah’a. Burası özellikle yapısı açısından farklı bir yer çünkü dergah denizin ortasında. Uzun ince bir yoldan yürüyerek ulaşılıyor. Tabii yol boyunca dizilmiş dilenciler sizi bezdirip kaçırmazsa. Böyle arka arkaya iki ayrı dinin tapınağına gidince insanın daha çok dikkatini çekiyor tabii. Aynı bölgede, yan yana iki tapınağın çevresi birbirinden bu kadar nasıl farklı olur çok şaşırdık. Mahalaxmi Temple kalabalıktı, itişe kakışa giriliyordu ama ortada bir dilenci bile yoktu. Herkes kendine göre bir karar vermiş, bir şeyler almış tapınağa götürüp çıkıyordu. Hajı Ali Dergaj’ın yoluysa tamamen dilencilerle doluydu. Hatta üçlü dörtlü gruplar oluşturmuş birlikte duruyordu çoğu. Kolu olmayan ve ya Allah diye bağıran iki grup vardı mesela. Yerde güneşin altında yatarak bir çember oluşturmuşlar, sürekli bağırıp vücutlarını titretiyorlardı. Gerçekten çok kötüydü yani. Ama biz esas niye bu iki yerin önü bu kadar farklı diye merak ettik. Yani fakirlik, hastalık gibi şeylerse nedeni, Hindular da aynı yerde yaşıyor, hatta gördüğümüz kadarıyla onların şartları daha kötü. Gittiğimiz bütün şehirlerde Müslümanlar belli bölgelerde yoğunlaşmış, dükkanlar açmış, ticaret yapıyordu. Hindularla ise daha çok rickshawlarda çalışırlarken karşılaştık. Yani onların durumu daha kötü gibi görünüyor. Böyle bir şeyin içinden, tabii konuyla ilgili hiçbir bilgimiz olmadan akıl yürüterek çıkamayız. Ama havaalanına gelirken taksiciye sorduk. Adam evet öyle bir fark olması normal, çünkü Müslümanlar birbirini kollamıyor, halbuki bizde bir sorunu olana destek olunmaya çalışılır dedi. Nedeni bu mu bilmiyoruz ama böyle bir şey de dikkatimizi çekti işte. Onu da yazayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse. Hajı Ali Dergah’tan çıkıp yine yürüyerek yakındaki bir alışveriş merkezine gittik. Orada oturup bir şeyler yedik, biraz dinlendik, kahve içtik ve çıkıp Mumbai’nin Red Light District’ine gittik. Her yeri gördük bari orası da eksik kalmasın diye:) Taksici bizi Kamathipura bölgesinin orta yerinde, burası merkezdir deyip indirdi. Biz de sokaklarda yürümeye başladık. Küçük iki katlı ve gerçekten çok pis görünen evler vardı ve çoğunun önünde yerde kadınlar oturuyordu. Bir süre sonra bir adam peşimize takılıp bizi sokağın birine doğru çekiştirmeye başlayınca olay yerini hızlı adımlarla terk ettik:) Adamlar da anlamadı herhalde, çekirdek aile olarak gelmişiz orada dolaşıyoruz falan. Adam bir şansımı deneyeyim dedi herhalde. Neyse oradan koşarak uzaklaşıp:) ana caddeye çıktık. Meğer buranın hemen önü yüksek apartmanların, kocaman yeni bir alışveriş merkezinin, yeni evlerin olduğu temiz pak bir bölgeymiş. Yine aynı şey oldu yani. Birbirinin zıttı bölgeler yan yana gelişmiş, öyle birlikte yaşayıp gidiyorlar:) Kocaman pahalı evinizden çıkıp bir adım atıyorsunuz, Red Light District.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de Red Light Distrcit’ten attık adımımızı, yeni yapılmış büyük alışveriş merkezi City Center’a girdik:) 18 gündür her bulduğumuz alışveriş merkezine koşuyoruz, şöyle alıştığımız gibi bir yer çıkar, hem yemek yer, hem marketinden bir şeyler alırız, biraz da dolanır çıkarız diye. İlk defa bugün böyle bir yer bulabildik. O da sanırım daha dün falan açılmış:) Yemek katında oturup bir çay içip, cheesecake yiyelim dedik, satıcı çocuk o kadar heyecanlandı ki istediklerimizi tam olarak alabilmemiz yarım saat sürdü:) Zaten daha kasaları falan bile gelmemiş. Elle fiş kesiyorlar, eşyaları nasıl kullanacaklar, ne yapacaklar emin değiller. Bugün bile açılmış olabilir gittiğimiz yer, o kadar telaşlıydılar. Babam da biraz ileriden makarna aldı. Oradaki çalışanlar da aynı durumdaymış:) Ama gerçekten son günümüzde de olsa şöyle istediğimiz gibi bir yer bulduk ya artık gönül rahatlığıyla eve dönebiliriz:) Neyse:) Yemek yedik, markette dolaşıp uçağı beklerken yemek için sandwich yapacak bir şeyler aldık. Sonra da yine bir taksiye binip otelin yakınına, Flora Fountain’a gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Flora Fountain 1869’da yapılmış, beş ana yolun birbirine bağlandığı noktada duran bir heykel. Buradan bir yol doğruca Victoria Terminus, yani VT, yeni adıyla söylersem de CST’ye gidiyor. Bu isim değişiklikleri bütün Hindistan’da çok yaygın. İngilizlerin zamanında koyduğu isimlerin &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/victoriaterminus.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/victoriaterminus.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;çoğu bugün ya değiştirilmiş ya da değiştirilmeye çalışılıyor. Süreç daha devam ettiği için de şu anda bir çok şeyin iki ismi var:) Mesela bir sürü insan Mumbai’ye hala Bombay diyor. Çoğu caddenin iki adı var. Mesela Kalküta’da kaldığımız otelin olduğu caddenin adı hem “Free School” hem de “KYD” olarak geçiyordu:) Buranın da iki adı var işte. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;VT ve CST:) Burası aslında bir tren istasyonu, ama değişik bir bina olduğu için, daha doğrusu istasyon ve çevresi Londra’daymış gibi bir his uyandırdığı için:) görülecek yerler arasında en başlarda sayılıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RcjR4M-FsAI/AAAAAAAAAJg/eftI4I57jU8/s1600-h/vt.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5028499747443683330" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="214" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RcjR4M-FsAI/AAAAAAAAAJg/eftI4I57jU8/s320/vt.jpg" width="285" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;VT’yi de şöyle bir dolaştıktan sonra geldiğimiz yoldan geriye, Flora Fountain’a, oradan da bizim otele yürüdük ve böylece Mumbai gezisini ve tabii Hindistan gezisini de bitirmiş olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otelde biraz oturduk, zaman geçirdik, sonra da bindik taksiye havaalanına geldik işte:) Şimdi de bekliyoruz bizi artık içeri alsınlar diye:) Sanırım artık birazdan alacaklar çünkü Türkçe konuşan bir görevli geldi:) Gidiyoruz:) Yarın bu saatlerde evde olacağız. İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/22102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-3156088275827892897?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/3156088275827892897/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=3156088275827892897' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/3156088275827892897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/3156088275827892897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/02/hindistan-18-22-ekim-2006-mumbai.html' title='Hindistan 18: 22 Ekim 2006 - Mumbai'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RcjRVc-Fr_I/AAAAAAAAAJY/eTWdpAE1A_M/s72-c/mahalaxmi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-7897939445346851089</id><published>2007-02-03T03:14:00.000-08:00</published><updated>2007-02-03T06:34:58.685-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mumbai'/><title type='text'>Hindistan 17: 21 Ekim 2006-Mumbai</title><content type='html'>&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/21102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mumbai’yi dolaşmaya başladık:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün saat 10 buçuk gibi otelden çıkıp &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Gateway of India&lt;/span&gt;’ya gittik. Burası Mumbai daha Bombay’ken ve İngilizlerin yönetimindeyken şehrin kapısıymış. Gelen gemiler ilk bu kapıyı görür, buraya yanaşır, Mumbai’ye buradan girilirmiş. 1924’te İngilizler kenti terk ederken de bu kapıdan çıkmışlar. Şimdi artık sadece Elephant Island’a giden motorlar şehri bu kapıdan terk ediyor ama olsun:) Yine de &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Gateway of India, Mumbai’nin en önemli gezilecek yeri&lt;/span&gt;. Hindistan’a &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/gatewayofindia.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/gatewayofindia.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;gelen turistler genelde filmlerde fotoğraflarda gördüğümüz Hindistan’a benzeyen kuzey kısımda dolaşıp, Goa gibi yerler dışında güneye pek inmediği için Mumbai de çok turist alan bir yer değil. Tabii buraya gelen de birçok turist var, bizim gibi:) ama yani kuzeye göre daha az. Bu az sayıdaki turistin de Mumbai’yi şöyle bir hemen görüp gitmesi gerekiyorsa, gitmesi gereken yer Gateway of India. Çünkü bu noktaya gelince görülecek yerlerin çoğunu görmüş oluyorsunuz:) Kapının kendisi önemli zaten, sonra hemen karşısında Taj Mahal Hotel var, burası da görülecek yerlerden. Biraz ileride Prince of Whales Museum var. Onunla aynı hizada Colaba denen, hediyelik eşyalar, ıvır zıvırlar satan cadde var. Ve tabii Elephant Island’a giden motorlar da buradan kalkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de gezimize Gateway of India’dan başladık ve önce kapının etrafında biraz dolanıp, motorla &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/m3.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 207px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px" height="234" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/m3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Elephant Island&lt;/span&gt;’a gittik. Gateway of India için kitaplarda, halk burada toplanır, buluşma noktasıdır gibi şeyler yazıyordu. Herhalde gittiğimiz saatle de ilgili tabii ama biz oradayken sadece kocaman balonlar ve şapkalar satan satıcılarla, turistler vardı kapının çevresinde. Satıcılardan kaçışa kaçışa kapının etrafında şöyle bir döndükten sonra bilet alıp adaya giden motorlara bindik. Bilet satan iki kulübe ve insanı kulübeye ulaşmadan çevirmeye çalışıp ellerindeki bileti satmaya çalışan insanlar vardı. Öyle göz göre göre sahte bilet mi satıyorlar, yoksa adamların düzeni mi böyle anlamadık ama resmi olduğunu düşündüğümüz yerden biletimizi alıp, motora bindik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol tam bir saat sürdü. Bir ara askeri gemilerin olduğu bir yerden ve sonra da gaz kokusu gelen, muhtemelen lpg tankı falan olan bir yerden geçip adaya ulaştık. Bu arada yol boyunca sürekli yanımızdan kelebekler uçtu. Nereden çıkıp geldiler anlamadık. Denizin ortasında bir anda yanınızdan uçmaya başlıyorlar. Uzun bir süre yanınızda geliyorlar, sonra yavaş yavaş denize yaklaşmaya başlayıp sonunda da yorulup suya düşüyorlar:( Sonra yenisi çıkıyor. Buraların yunusu da bu kelebekler herhalde:)&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/QfIzI3ug1dM" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;Elephant Island’a varınca önce biraz yürüyüp bir kapıya geldik. Rs5’e adaya giriş biletini aldık ve karşımıza çıkan 500 metrelik merdivenlerden tırmanmaya başladık. Bir yandan da adamlara gülüyoruz. Sen turistlere bu kadar yol getir. Motora Rs120 al. Burada artık gelmişler bir kere, ne istesen verecekler, ondan sonra esas giriş biletini Rs5’e(150 kuruş ediyor) sat diye:) Tabii merdivenlerin sonunda durum anlaşıldı:) Meğer bu bizim ilk verdiğimiz Rs5 sadece, bu tırman tırman bitmeyen dik merdivenler ve yol boyunca dizilmiş hediyelik eşya standları içinmiş:) Esas &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RcR1yM-Fr-I/AAAAAAAAAJM/BNOk9AwYqbE/s1600-h/elephantcaves.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5027272589387870178" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RcR1yM-Fr-I/AAAAAAAAAJM/BNOk9AwYqbE/s320/elephantcaves.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;kapı yukarıda, Elephant Caves’in yani mağaraların girişindeymiş. Bilet de Rs250+içeri kamera da sokacaksanız Rs25:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldık ikinci bileti de içeri girdik. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Elephant Island adanın adı ama burada asıl görülecek yer bu yukarıdaki Elephant Caves. Bunlar MS 450-750 yıllar arasında yapıldığı sanılan içlerinde taşlardan oyularak yapılmış çeşitli büyük heykeller olan mağaralar. Hemen girişte karşımıza çıkan mağara en büyüğüydü. İçinde kocaman Shiva heykelleri vardı ve ilginç bir yerdi. Ama sanırım bazı kısımlarını yeniden yapmışlar. Oradaki görevliye sorduk, o da iki sütun dışında her şey eski dedi, ama bazı yerlerdeki taşların içinde demirler vardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Neyse mağaraları dolaştık, çıktık dışarı, biraz oturup bir şeyler içtik ve sonra yine geldiğimiz gibi merdivenlerden aşağı indik. Bu arada ben de kendime bir Ganeshli tshirt aldım. Çünkü artık yarın gidiyoruz buradan, hala şöyle Hindistan’ı hatırlatacak değişik, küçük bir şey bulup alamadık. Bir buzdolabı süsü bile yapmamışlar:) Ganeshli tshirt iyi oldu ama. Ganesh bir Hindu tanrısı. Fil şeklinde ve şans, mutluluk, akıl gibi iyi şeylerin hepsinin altından kendisi çıkıyor:) Ayrıca da çok sevimli:) Aslında benim bu tshirtü aldığım yerde bir sürü komik tshirt de vardı. Ben bu filliyi aldım ama mesela bir tanesinde Hindistan’da nasıl 24 saat içinde deveye dönüşülür yazıyordu. Altında da 24 karede, yani Hindsitan’da geçirdiğiniz ilk 24 saatte şaşıra şaşıra nasıl şeklinizin değiştiği ve en sonunda bir deveye dönüştüğünüz gösteriliyor. Sonra bir de “omlette” vardı. Om ayrı yazılmış, Lette ayrı. Altında da ruhun gıdası yazıyor:) Bir de deli gibi giden rickshawlarla, kalabalıkla ilgili espriler olan tshirler vardı. Güzel bir dükkandı yani:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda merdivenlerin sonuna ulaştık. Motorun olduğu yere bu sefer arada çalışan küçük trenle gittik. E o kadar merdiven inip çıkmışız tabii bu sıcakta. İnsan 200 metre de olsa yürümeden, oturarak gitmeyi tercih ediyor:) Motora bindik ve yine bir saatlik yolculuğun sonunda Gateway of India’ya döndük. Balon satıcıları üstümüze doğru koşmaya başlayınca kaçarak uzaklaştık:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen yolun karşısında Taj Mahal Hotel vardı. Kitapta yazdığına göre 100 yıl önce Hintli bir işadamını Mumbai’deki bir Avrupa oteline almamışlar. O da siz beni almazsanız ben de kendi otelimi yaparım deyip Taj Mahal Hotel’i yapmış:) Şimdi Taj Mahal Hotel, Mumbai’nin en ünlü oteli. Hatta gezilecek yerler arasında adı geçiyor:) Biz de girdik içine, şöyle bir dolandık ve çıkıp iki sokak arkadaki mcdonaldsa gittik:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki sokak arkası dediğim yer de Colaba Causeway. Yani başka bir gezilecek yer. Yemekten sonra burada da biraz yürüdük, dolaştık. Okuduğuma göre burada sanat galerileri ve hediyelik eşya satan dükkanlar olması lazımdı. Biz sadece hediyelik eşya dükkanlarını görebildik ama yine de canlı bir yerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Colaba’da dolaşmamız da bittikten sonra bindik bir taksiye önce Churchgate istasyonuna gittik. Buradan trene biner şehrin yeni kısımlarına gideriz diye. Ama hem iş çıkışı olduğu için çok kalabalıktı hem de bilet parası oraya taksiyle gitsek vereceğimizden çok tutacaktı, biz de vazgeçtik. Çıktık yakındaki diğer gezilecek yerlere bir baktık. Önce Fashion Street’e sonra da Chor Bazaar’a. Fashion Street, bildiğimiz, üstüne marka basılmış sahte malların satıldığı pazar yeriydi:) Tabii benim okuduğum forumlara falan yazanlar genelde Amerika ve Avrupa’dan olduğu için ne bilsinler, markaları görünce gerçek sanmışlar:) Her yerde yazıyordu, en ünlü markalar çok ucuza satılıyor falan diye:) Bir gittik bildiğimiz pazar:) Bir ara bizde de lacoste böyle satılırdı ya. Avrupa’dan falan gelenler bir sürü alıp ülkelerine götürürdü:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fashion Street’te bir şey yoktu yani. Bindik bir taksiye bu sefer de Chor Bazaar’a gittik. Burada da eski eşyalar, eskiden hippilerin parasız kaldıkça sattığı eşyalar, ıvır zıvırlar satıldığını okumuştum. Bizim gittiğimiz yer iftar telaşı içinde bir Müslüman mahallesiydi:) kimsenin bir şey satmakla falan ilgilendiği de yoktu tabii:) Orada da yapacak pek bir şey bulamadık yani. Bari binelim bir taksiye de şu Malabar Hills’teki parklara gidelim dedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mumbai’nin gezilecek yerleri arasında iki de park geçiyordu. Kamala Nehru Park ve Hanging Gardens. İkisi de dün gitmeyi düşünüp de gitmediğimiz Malabar Hills’te. Burası Mumbai’de &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/mumbaitaxi1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 298px; CURSOR: hand" height="212" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/mumbaitaxi1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yaşayan zenginlerin oturduğu bölgeymiş ve bu parklar da özellikle bütün sahil şeridini gören manzaralarıyla ünlüymüş. Taksiciye zar zor nereye gitmek istediğimizi anlatıp, taksimetreyi de açtırdık. Adam her zamanki gibi bizden çok para istedi ama &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Mumbai için taksimetre okuma çizelgesi vardı yanımızda:) Hemen soktuk adamın burnuna nonono diye:) &lt;/span&gt;Taksiden indik, parka girdik. Ama bir kere daha anlatılanla gerçekte olan tutmadı:) Meğer iki park da en fazla 300 metre genişliğinde, insanlar akşamları biraz çime bassın diye yapılmış yerlermiş:) Gelmişken biraz etrafa bakındık. Bir o parka bir diğerine gittik, o sırada da saat yediye yaklaşmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün otelci söylemişti. Diwali kutlamaları saat 7, 7.30 gibi başlar, Malabar Hills ve bütün sahil şeridinde zengin aileler birbirleriyle yarış yapmak için havai fişek atar diye. Siz saat 7.30 gibi kendinize güvenli bir yer bulup saklanın, öyle seyredin demişti:) Öyle kaçıp saklanacak korkunç bir durum yoktu:) ama gerçekten de saat 7 gibi havaifişek atmaya başladılar:) Biz de bir taksiye binip otele döndük. Biraz otelden seyrederiz, sonra da duruma göre neresi hareketliyse oraya gideriz diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Diwali Hindistan’ın en önemli festivallerinden biri. Hatta Hinduların yeni yılının başlangıcı. “Festival of Lights”&lt;/span&gt; diyorlar. Saatlerdir süren havaifişek gösterilerinin nedeni de festivalin ışıkla olan bu bağlantısı. Sanki biraz abarttılar ama neyse:) Diwali 5 gün sürüyor, genelde Ekim ya da Kasım’a denk geliyor. Belli bir tarihi yok çünkü bizdeki bayramlar gibi zamanı her sene değişiyor. Mesela bu yıl &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;21 Ekim’de başlıyor, gelecek sene, yani 2007’de de 9 Kasım’da başlayacakmış.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Diwali artık temelinde yatan anlamı kaybedip bir alışveriş çılgınlığına dönüşmeye başlamış. Biz bunu anlayacak kadar burada kalmadık tabii, ama kaç gündür bütün gazete ve televizyonlarda bundan söz ediyorlar:) Diwali çok değişmiş:) Hatta bu sabahki gazetede buranın bazı ünlü şarkıcı ve oyuncuları “aaaah ah, nerde o eski bayramlar” ve “çocukken Diwali’yi bütün yıl beklerdim” başlıklı, bize gayet tanıdık gelen röportajlar yapmışlardı:) Aaah ah, eski Diwaliler de yok artık:) Ama gerçekten de alışveriş çılgınlığı tanımı doğru. İstatistiklerle falan anlatıyorlardı dün. Altın satışları Diwali zamanı iki katına çıkıyormuş. Beyaz eşya, araba gibi şeyler de Diwali döneminde her zamankinden çok satıyormuş. Şimdi verdikleri sayıları hatırlamıyorum ama gerçekten çok fazlaydı. Neredeyse alınacak ne varsa Diwali zamanı alıyorlarmış yani:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tabii Diwali aslında bir alışveriş festivali değil. Işık festivali. İnsanlar evlerinde hazırladıkları köşelerde özel Diwali mumları yakıyorlar, balkonlarına, sokaklara çeşit çeşit Diwali fenerleri asıyorlar. Bir de havaifişekler var tabii. Her yeri kaplayan bu ışık, iyinin kötüyü yenmesini simgeliyormuş. Evlerde yakılan mumların, balkonlardaki fenerlerin kötülüğü o evden uzak tutacağına inanılıyormuş. Kaküta’dan Diwali’yle ilgili bir kitap aldım. Biraz daha fazla şey öğrenebilirsem Diwali’yle ilgili daha fazla şey anlatırım, ama şimdilik bu kadarını biliyorum:)&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/7yO9Zka0wFg" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bir de saat 12’ye yaklaşırken hala havai fişeklerin bitmediğini biliyorum tabii:) Saat sekiz gibi otelde biraz dinlenip çay içiyorduk ki havai fişeklerin artık bayağı şiddetlendiğini fark ettik. Elimizde çaylarımız otelin çatısına çıktık:) Yukarıda koltuklar falan da vardı, oturduk bir güzel hemen karşımızdaki kriket stadyumundaki gösteriyi seyrettik:) Çaylarımız bitince sahil yoluna gittik. Her yerden fişekler, maytaplar fışkırıyordu.&lt;/span&gt; Ama birkaç yerden özellikle çok güzel, büyük havai fişekler patlatıyorlardı. Onlar herhalde bizim oteldeki adamın söylediği birbiriyle yarışan ailelerdi:) Onların dışında da bir sürü insan ne bulursa patlatıyordu ama. Herhalde bu gece fazla ortada dolanmamak lazım. Sahilde gösterileri izleyen insanlarla birlikte biraz durduktan sonra baktık bir çok insan da oradaki dondurmacıdan dondurma alıp bizim otelin yolunda yürüyor. Madem adet böyleymiş biz de hemen aldık dondurmalarımızı yürümeye başladık:) Bu arada da her geçtiğimiz yerde arkamızdan bir şey patladı. Bazı parçalar da patlamadan kalıyor mudur nedir. Her yer patır patır patlıyordu. Yolda şöyle bir gidip gelip, dondurmamızı bitirip, bir de dün aldığımız güzel kekten alıp otele döndük:) Şimdi saat 12’ye geliyor ve hala her yer patlıyor:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/21102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-7897939445346851089?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/7897939445346851089/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=7897939445346851089' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/7897939445346851089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/7897939445346851089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/02/hindistan-17-21-ekim-2006-mumbai.html' title='Hindistan 17: 21 Ekim 2006-Mumbai'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RcR1yM-Fr-I/AAAAAAAAAJM/BNOk9AwYqbE/s72-c/elephantcaves.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-6655677049829904132</id><published>2007-01-31T03:13:00.000-08:00</published><updated>2007-02-03T04:54:47.428-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalküta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mumbai'/><title type='text'>Hindistan 16: 20 Ekim 2006-Mumbai</title><content type='html'>&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/20102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hindistan’daki son durağımız olan Mumbai’ye geldik. Havaalanından çıkışımız, otele gidişimiz falan akşamı buldu, o yüzden sadece otelin çevresini ve yakındaki sahil yolunu görebildik ama gördüğümüz kadarıyla burası bayağı güzel bir yer. Sonunda şöyle babamın istediği gibi bir otele de denk geldik:) Ben Kalküta dışındaki bütün otelleri evdeyken internetten, Lonely Planet’tan falan bakarak seçmiştim. Mumbai’ye de en iyi olduğunu düşündüğüm oteli koymuştum ki Hindistan’dan ayrılışımız iyi bir otelden, güzel olsun:) Neyse ki otelle ve çevresiyle ilgili doğru düşünmüşüm. İkisi de çok iyi çıktı. Hele otelin yeri çok güzel:) Yanımızdaki bina Ambassador Oteli, karşımızda stadyum var, otelin üstünde bulunduğu yol Bağdat Caddesi gibi bir yer, sürekli hareketli, kafeler, restoranlar, dondurmacılar var, insanlar yürümeye geliyor ve Marine Drive, yani sahil şeridi de 100 metre ileride:) Bir otelin yeri ancak bu kadar iyi olur yani:) Neyse, önce Mumbai’ye gelişimizi falan anlatayım da otele de sonra gelirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah 9 gibi kalktık. Eşyalarımızı topladık, hazırlandık. Az daha unutuyordum. Dün gece odada fare gördük:) Gece 3 civarında annem kalkın kalkın odada fare var diye bizi uyandırdı. Kalktık, yiyecekleri falan iyice sarmaladık. Neyse yiyecek çantamız kapalıymış, ona girmemiştir. Ama yine de bütün eşyaları bir araya topladık, fazla üstlerinde dolaşmasın diye. Sonra da oturduk beklemeye başladık:)Sonunda karşımızdaki koltuğun kenarından burnunu çıkardı:)Bizi görünce telaşa kapıldı, koşarak odanın öbür tarafına kaçmaya çalıştı, olmadı koltuğa geri döndü:) Küçücük de bir şey, korkudan ölecekti az daha. Kaç gündür sokaklarda dolaşırken görüyoruz aslında, kocaman sıçanlar var her yerde. Diğer şehirlerde de vardı, Kalküta’da da. Sonra maymunlar var. Bazı binaların duvarlarında, pencerelerinde dolaşıp duruyorlar. Neyse ki bize küçük bir fındık faresi düştü yani:) Kalküta’daki son gecemizde böyle de bir macera yaşadık:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sabah 9’da kalktık. Giyindik, toplandık, taksiye binip havaalanına doğru yola çıktık. Trafik yine çok sıkışıktı. O yolu, o trafikle İstanbul’da gitseydik taksimetre herhalde 200 milyon falan yazardı, burada 7.5 YTL verdik:) Bizde taksi pahalı mıdır nedir:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Yol bir saat sürüp, trafik de çok sıkışık olunca biz de bir sürü fotoğraf çektik arabanın trafiğe takıldığı yerlerde. &lt;/span&gt;İstanbul’a döndüğümde gözlerim çekikleşmiş olacak herhalde. Tam Japon’a döndük burada:) Her şeyin fotoğrafını çekiyoruz:) Ama bugün taksiden çektiklerim çok hoşuma gitti geçekten. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bir sürü renkli yerden geçtik. &lt;/span&gt;Meğer bizim otelin 100 metre ilerisi çöplükmüş:) Zaten Hindistan’da nereye gitsek böyle bir durum var. Bir yer temiz pak, yeni olabilir, ama elli adım sonrası mutlaka ya çöplük, ya karanlık bir sokak oluyor. Sonra 50 adım daha atıyorsunuz, yepyeni ışıklı bir bina. Biraz geçiyorsunuz, yine bir çöplük. Hep yan yana yani. Arada geçiş bölgesi gibi ikisinin arası bir kısım bile olmuyor. Burada da öyleymiş herhalde. Biz de yürüyüşe hep Park Street tarafından &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k5.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;başlamıştık, orada yapacak şeyler de olduğu için. Otelin arkasındaki sokağa gitmemişiz. Gerçi iyi ki de gitmemişiz:) Gitsek aynen geri kaçarmışız:) Böyle taksiyle Japon Japon sokaklardan geçip oraları da görmüş olduk işte:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir saat sonunda havaalanına ulaştık. Biletlerimizi gösterip içeri girdik. Burada adet böyle:) Uçak biletin yoksa parayla giriş bileti alıp, içeri öyle giriyorsun:) Girdik biz de, Jet Airways’e gittik. Baktık bizim uçaktan önce bir Mumbai uçağı daha var. Zaten bilet satan adam da söylemişti. Birkaç uçak var, siz gittiğiniz saate göre bileti değiştirir uçarsınız diye. Herhalde burada herkes böyle yapıyor. Görevli hemen biletlerimizi aldı, yakın saatteki uçakta yerlerimizi ayırıp biniş kartlarını verdi. Bu arada çantalarımızı da bagaja verdik:( Biz hep tek bir küçük çantayla geziyoruz. Böylece çantayı bagaja vermekten de kurtuluyoruz. Çantalar karışır, kaybolur, sonra uçaktan inince iki saat çantaların gelmesini beklemek var. Biz çantalarımızı alıp hemen çıkıp gidiyoruz uçaktan her zaman. Ama bu sefer yapamadık. El bagajı, kabin bagajı ayrımını kaldırmışlar burada. Terör saldırılarından sonra uçaklara hiçbir şey sokulmaz oldu ya, İngiliz ve Amerikan uçaklarında. Bunlar da onlara uymuş meğer. Elinizde tek parça bir çanta olacakmış, içinde hiç sıvı olmayacakmış, az bir şey diş macunu olabilirmiş.. Hayır tamam bir düzenleme yapmış olabilirler de, çantamızı ona göre hazırlamak için üç kere sorduk bilet satan adama. Kaç çanta alıyorsunuz, içine koyulan şeylerde bir sınırlama var mı falan diye. Habire nonono dedi durdu. Sınırlama varsa bilet almayacağımızı mı sandı nedir:) Söylese çantamızı ona göre hazırlar, öyle giderdik. Şimdi şampuanları atmak zorunda kaldık falan. Neyse ki çantaların başına bir şey gelmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çantalarımızı elimizden aldılar ama uçuş güzeldi bu arada:) Herkes çok güler yüzlüydü, sürekli bir şeyler getirdiler. O her yerde yediğimiz mercimek yemeğinin de en iyisini yedik yolda:) Gerçekten çok güzeldi. Nasıl yapıldığına göre bayağı değişiyormuş. Nereye gitsek bu yemeği veriyorlar. Ama bu Jet Airways’inki çok güzeldi. Eve gidince tarifini arayıp bulalım da biz de yaparız artık:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yedire içire bizi saat dört buçukta Mumbai’ye indirdiler. Gittik heyecan içinde çantalarımızı karşıladık. Gelmişler neyse ki:) Tourist information’dan harita aldık, hangi otobüse bineceğimizi sorduk.&lt;span style="color:#ff6600;"&gt; Durakta bekleyip otobüse bindik ve ineceğimiz Flora Fountain durağına kadar 1 saat kalabalık sokaklarda gittik durduk.&lt;/span&gt; Geçtiğimiz bazı sokaklar gerçekten çok kalabalıktı. İnsanlar birbirini ezerek Diwali süsleri, fenerler alıyorlardı. Yarın Diwali. Yani Hindistan’ın en önemli festivallerinden biri. Mumbai de Diwali’nin hareketli geçtiği yerlerden biri. O kalabalık da herhalde son dakika bayram alışverişi yapanlardı:) Bir ara korktuk yoksa burada her yer böyle mi. Bizim gittiğimiz yer de böyle kalabalık mı olacak diye:) Ama neyse ki öyle değilmiş. Orası alışveriş bölgesiydi herhalde.&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/9uRJZup_8bI" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;Flora Fountain’a gelince indik, bulduğumuz birine yolu sorduk, tam anlamadı, ama denize yakınmış falan deyince bize otelin olduğu caddeyi gösterdi. Saat 7’ye doğru otelimiz &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Chateau Windsor Otel&lt;/span&gt;'e ulaştık:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/chateauw.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 257px; CURSOR: hand" height="195" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/chateauw.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Otel söylediğim gibi işte. Çok güzel:)Yani oda her zamanki gibi de, yeri çok iyi. Ama diğer kaldığımız otellere göre de pahalı tabii. 3 kişi bir gece Rs2900 veriyoruz. Delhi’de 2100, Jaipur’da 1900, Agra’da ve Varanasi’de de Rs500 vermiştik. Burası Hindistan’da kaldığımız en pahalı otel oldu yani. Ama çok mutluyuz:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odaya yerleşip biraz dinlendikten sonra çıktık otelden, deniz kenarına, Marine Drive’a yürüdük. Zaten hemen şurası:) Bir sürü insan deniz kenarında oturuyordu. Bazıları yürüyordu, bazıları da Diwali’yi erken başlatmış maytap patlatıyordu. Maytapların arasında oradan oraya kaçışmayalım diye Chowpatty Beach’e gidiyor mu diye sorup bir otobüse bindik. Benim evde yaptığım plana göre otele yerleştikten sonra çıkıp Marine Drive’da yürüyüp, Chowpatty Beach’i ve Malabar Hills’i görecektik. Malabar Hills’e gidemedik ama Marine Drive’la Chowpatty Beach’i görmüş olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Forumlarda hep Hindistan’a gidiyorsanız plan yapmayın, nasılsa uygulayamazsınız, tadını kaçırırsınız falan yazıyordu. Ama bu seyahat bizim en planlı seyahatimiz oldu ve çok küçük değişiklikler yaparak ne düşündüysek yapabiliyoruz. İyi ki de plan yapmışız. Yoksa bu karmaşada nereden neye binilecek, nereye gidilecek, ne yapılacak derken hiçbir yeri göremeden dönerdik herhalde:)&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/d7_tEUFWKP0"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/d7_tEUFWKP0" type="application/x-shockwave-flash" width="600" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;Neyse:)Bizim Bebek’ten Sarıyer’e kadar olan caddeye benzeyen Marine Drive’da biraz yürüyüp, biraz da otobüsle giderek &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Chowpatty Beach’e ulaştık. Burası akşamüstleri ve geceleri çok canlı &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/chowpattybeach.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 295px; CURSOR: hand" height="219" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/chowpattybeach.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;oluyor, insanlar buraya gelip oturuyor, dondurma falan yiyor, etrafa bakıyor diye okumuştum. Biz biraz geç gitmiş olduk ama yine de anlattıkları gibiydi. Aileler kuma serdikleri örtülerin üzerine oturmuş bir şeyler yiyip içiyor, gelen geçene bakıyordu. Çok kalabalık değildi ama hareketliydi.&lt;/span&gt; Bir ara iki adam yanımıza gelip kafa masajı ister misiniz dedi. Oraya sahile yatırmışlar insanları masaj yapıyorlardı. Biz istemedik tabii. Belli mi olur ne yapacakları:) Masaj yapıyorum derken bütün parasını çalarlar insanın. Zaten ortalık karanlık, kumlarda koşup adam mı kovalayacağız bir de:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chowpatty Beach’i de gördükten sonra yine maytap atan çocukların arasından geçerek Marine Drive’a döndük, biraz daha yürüdük. Bulunduğumuz yerden yukarı doğru çıkan yol Malabar Hills’e gidiyordu aslında, ama artık ona da yarın gideriz deyip taksiyle otelin olduğu caddeye döndük. Biraz da orada dolandık, kek falan aldık, otele döndük. Şimdi de televizyon seyredip çayla kekimizi yiyoruz:) Kek çok güzelmiş bu arada. Neyse:) Yarın Mumbai’yi gezmeye başlıyoruz. İyi uykular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/20102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-6655677049829904132?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/6655677049829904132/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=6655677049829904132' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/6655677049829904132'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/6655677049829904132'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-16-20-ekim-2006-mumbai.html' title='Hindistan 16: 20 Ekim 2006-Mumbai'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-906617450639742347</id><published>2007-01-28T09:21:00.000-08:00</published><updated>2007-01-29T01:26:47.968-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalküta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><title type='text'>Hindistan 15: 19 Ekim 2006-Kalküta</title><content type='html'>&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/19102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Kalküta’nın yağmuru ve trafiğinden ağzımızın payını aldık:)O nasıl bir trafik sıkışıklığı öyle anlamadım:) Neyse yağmuru ve trafiği birazdan anlatırım. Önce sabah yaptıklarımızı anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gittiğimiz Maidan bölgesiyle birlikte Kalküta’nın gezilecek yerlerini neredeyse bitirmiştik. Bir kaç tapınak vardı ama zaten her yer tapınak:)Hepsine girersek olmaz yani. Görelim dediğimiz sadece Howrah Bridge kalmıştı, bugün sabah da onu gördük işte, gezilecek yerleri bitirdik:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben birkaç yerde Howrah köprüsünün fotoğrafını çekmek yasak, o yüzden bir kıyıdan diğerine geçen motorlara binin, hem köprüyü daha rahat görürsünüz falan diye yazılar okumuştum. Sabah da oteldeki adamlara motorlara binmek için nereye gidelim dedik. Millenium Park dediler, biz de bindik bir taksiye gittik. Burada rickshaw yok, böyle habire sarı kocaman taksilere biniliyor. Bu arada Millenium Park da gezilecek yerler arasında geçiyordu ama küçücük bir parkmış meğer:)Onu da motora giderken gördük böylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Kapıdan bilet aldık, iskeleye gittik, şaşkın bakışlarımız arasında tamamen insan dolu bir motor &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/ferry.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/ferry.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;yaklaştı, insanlar kararlı adımlarla bizi ezip geçti ve motor da hemen gitti:)&lt;/span&gt; Birinci motoru kaçırdık yani:)Neyse ikinci de hemen arkadan geldi. Bu sefer geçtik en öne, insanlar iner inmez hemen bindik, oturduk. Herhalde o ilk gelen motor trenden falan, bir yerden inenleri taşıyordu, çünkü bizim bindiğimiz o kadar dolu gelmedi. Giderken de boştu neyse ki, oturabildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Motor kalktı, 20 dakika süren bir yolculuk sonunda bizi karşı kıyıya, Kalküta’ya gelirken indiğimiz Howrah Tren İstasyonu'nun önüne bıraktı. Biz de bu arada &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;ünlü Howrah köprüsünün &lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rb0s-Z_rl1I/AAAAAAAAAIo/QtnKZf0_mow/s1600-h/howrahf.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025222209856837458" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="184" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rb0s-Z_rl1I/AAAAAAAAAIo/QtnKZf0_mow/s320/howrahf.jpg" width="255" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;fotoğraflarını çektik. O uzaklıktan biraz küçük kaldı ama olsun artık:) &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Sonra bir ara ben kamerayı&lt;/span&gt; aldım, etrafı, köprüyü, motoru falan çekmeye başladım. Tabii hemen dibimden kameranın ekranına bakan adamla birlikte:)Burada kameraya çok garip bakıyorlar gerçekten:)Sanki ilk defa görüyorlarmış gibi. Neden anlayamadık. Çünkü burası aynı zamanda uluslararası şirketlerin, bilgisayar firmalarının ofisler açtığı, yerleştiği bir yer. Etrafta fazla elektronik eşya yok gerçi ama mesela bugün gazetede okuduk, kocaman bir elektronik marketi açılmış, her şey varmış falan. İnsanlar alıyor demek ki. Herhalde insanların gelirleri arasındaki farkla ilgili bir durum bu. Gelmeden önce biraz okumuştuk. Burada bir grup insan, bir şekilde yabancı bir şirkete girip, orada ilerleyerek, zenginleşiyormuş. Şirketler üst düzey çalışanları kendilerini bırakmasın diye onlara çok fazla maaş veriyormuş. Bu yine de onların kendi ülkelerinde verecekleri maaştan az oluyormuş ama buraya göre çok fazlaymış. Bu sistem burada o kadar önemli bir hal almış ki mesela mcdonalds’ta “kariyerinize burada bomba gibi bir başlangıç yapın” gibi ilanlar var:)Sonuçta hamburgerci işte diye düşünüyor insan. Ama uluslararası bir şirket, İngilizce iyice geliştirilebilecek, başarılı olunursa müdür falan olunabilir. Sonra diğer şirketlere geçiş kolaylaşacak. Gerçekten bomba gibi bir başlangıç olabilir yani. İşte toplumun bir bölümü, özellikle bilgisayar mühendisleri ve programcılar şartlarını gittikçe iyileştirirken geri kalanlar hayatlarına olduğu gibi devam ettiği için de insanlar çok farklı hayatlar yaşamaya başlamış. İngilizce konuşmak da bu farklılığın ortaya konmasının en önemli yollarından biri bu arada. Bir anda kendilerine bir hava verip, kaşlarını kaldırıp İngilizce konuşmaya başlıyorlar:) Çok garip geliyor insana. Karşısındaki de Hintli kendi de. Ama içinde bulunduğu ortama göre, mesela pahalı şeyler satılan bir alışveriş merkezinde, ya da uçağa binerken, ya da karşısındakine konumunu göstermek istediği herhangi bir anda İngilizce konuşmaya başlıyor:)Ben de kameradan girdim, bıdı bıdı İngilizce’ye gelmişim. Böyleyken böyle işte. Burada ayda 10 milyonla geçinen de var 100 milyarla geçinen de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte adam kameranın ekranına baka baka Howrah İstasyonu tarafına geçtik. Çıktık etrafa &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rb0tVZ_rl2I/AAAAAAAAAIw/yrfARnAJh8c/s1600-h/howrahferry.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025222604993828706" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="190" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rb0tVZ_rl2I/AAAAAAAAAIw/yrfARnAJh8c/s320/howrahferry.jpg" width="268" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bakındık, ama gezilecek bir yer gibi gelmedi. Döndük yine iskeleye. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bu sefer de başka bir yere giden bir motora bindik:)&lt;/span&gt; Yolda yağmur başladı yavaş yavaş. Zaten saati gelmişti. Burada galiba her gün 12-14 arası yağmur yağıyor:)En azından üç gündür böyle. Hava günlük güneşlikken bir anda kapatıyor, 1, 1.5 saat çok şiddetli yağmur yağıyor, sel bastıktan sonra da hava yine açıyor:) Herkes de alışmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Motordan indikten sonra bir taksiye binip BBD Bagh'a gittik. BBD Bagh anladığımız kadarıyla resmi binaların falan olduğu bir kısımmış. Tam emin de değilim aslında &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rb0tsZ_rl3I/AAAAAAAAAI4/c0-klStvQlM/s1600-h/kalyag.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025223000130819954" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="277" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rb0tsZ_rl3I/AAAAAAAAAI4/c0-klStvQlM/s320/kalyag.jpg" width="175" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;çünkü Kalküta’yı gelmeden önce çalışmamıştım:) Ama babam motorda giderken bir adamla konuşmuş, o da gidin deyince biz de taksiye binip BBD Bagh’a gittik. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Yolda yağmur iyice hızlandı. Herkes otobüs duraklarının falan altına toplandı, beklemeye başladı.&lt;/span&gt; Taksiciye kafe, restoran falan dedik, yağmur geçene kadar oturup bekleyelim diye ama adam tamam deyip bizi de bir otobüs durağında bıraktı:)Burada adet böyle herhalde:)Zaten 3 gündür dolanıyoruz ortada, daha bizim Park Street’tekiler dışında da bir kafe görmedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45 dakika kadar durağın altında bekledikten sonra baktık yağmurda bir açılma yok, zar zor bir taksi daha bulduk, otelin oraya gitmeye çalıştık. Ama ne mümkün:)Trafiği unutmuşuz. 20 dakika da taksinin içinde egzoz dumanları arasında oturduktan sonra indik, yürüyerek &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k6.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;durağa döndük:) O sırada neyse yağmur biter gibi oldu da çıktık ortaya. Yoksa daha bir 40 dakika beklerdik durakta. İnsan hiçbir yere gidemiyor. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Oturacak yer de yok. Öyle ayakta dikiliyorsun, işte yağmur ne zaman geçerse:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ama yağmur geçince de istediğin yere gitmek yok:)Yağmur bitince çıktık, bir yoldan yürüyerek dolaşmaya başladık ve 20 adım sonra kaldırımda, su birikintileri, arabalar ve insanlar arasında sıkışıp kaldık:) &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Buradan yetkililere sesleniyorum, &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k8.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 216px; CURSOR: hand; HEIGHT: 313px" height="340" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;lütfen Kalküta’ya kat çıkın:P&lt;/span&gt; Başka çözüm yok herhalde. Yollarda arabalar su birikintilerine batmadan gitmeye çalışıyor, daha doğrusu duruyor. Kaldırımlar gidecekleri yere yürümeye karar vermiş insanlardan yürünmez hale gelmiş. E tabii bu insanların bir kısmı da yollara dökülmüş, nasılsa trafik işlemiyor, bari şuradan gideyim diye. Bu hengamede bazıları da hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor. Biri kaldırımda o kalabalığın orta yerinde durup tatlıcıdan tatlı alıyor, durup onu yiyor, öbürü yatmış, suların ortasında uyuyor, su neredeyse alıp götürecek &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k9.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand" height="229" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;haberi yok, öbürü yıkanıyor! &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Evet yıkanan da vardı:) Yağmur suları bütün caddeleri doldurunca bazı insanlar da sabunları, havlularıyla yol kenarına çıkıp bir güzel yıkanmaya başladı:)&lt;/span&gt; Gerçekten çok ilginçti. Bir anda gerçek mi değil mi belli olmayan garip bir dünyanın içinde kaldık. Uzun süre de çıkamadık. Çünkü beş dakika uzaklıktaki metro istasyonuna bu şartlar altında ancak 20 dakikada ulaşabildik:) Neyse ama böyle de bir şey görmüş olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan sonra da bindik metroya otelin oraya, Park Street’e gittik, biraz dükkanlarda dolandık, kitapçıdan kitap aldık ve şimdi de oteldeyiz. Bu arada bugünkü yağmur gerçekten şiddetliymiş meğer:) Haberlerde gösteriyorlar. O bizim durduğumuz otobüs durağının hemen yanındaki bir devlet binasını su basmış. Az daha televizyona çıkacakmışız yani:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse:)Kafamıza yağmuru da yedikten sonra Kalküta’yı da bitirmiş olduk böylece:) Yarın Mumbai’ye gidiyoruz. İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/19102006.htm"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-906617450639742347?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/906617450639742347/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=906617450639742347' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/906617450639742347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/906617450639742347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-15-19-ekim-2006-kalkta.html' title='Hindistan 15: 19 Ekim 2006-Kalküta'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rb0s-Z_rl1I/AAAAAAAAAIo/QtnKZf0_mow/s72-c/howrahf.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-5849347818069080309</id><published>2007-01-27T04:12:00.001-08:00</published><updated>2007-01-27T04:53:24.945-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalküta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><title type='text'>Hindistan 14: 18 Ekim 2006-Kalküta</title><content type='html'>&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/18102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bugün sabahtan akşama kadar Kalküta sokaklarında yürüdük:) Hiç de öyle filmlerde, fotoğraflarda göründüğü gibi değilmiş. Hani İstanbul’a gelince de hep Eminönü, Sultanahmet &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k7.jpg"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 284px; CURSOR: hand" height="220" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;dolaşır, buldukları her eski ya da işte onlara doğulu görünen şeyi çeker dönerler ya. Kalküta’ya da bunun aynısı olmuş herhalde. Gelmeden önce birkaç fotoğraf aramıştım. Fotoğraf sitelerine falan girip bakmıştım. Bütün Kalküta fotoğrafları yerde yatan zayıf insanlar, karanlık ve kalabalık dar sokaklar, yürüyerek araba çeken adamlarla doluydu. Bütün gün yürüdük işte. Tamam yani mesela Prag gibi değil burası da ama o fotoğraflardaki gibi de değil.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dün trenle geçerken güneye gittikçe etrafın yeşillendiğini, geçtiğimiz yerlerin daha düzenli göründüğünü fark etmiştik. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Burası da gerçekten daha düzenli ve şehir gibi. Belki de bugün gittiğimiz yerler böyledir bilmiyorum ama daha o fotoğraflardaki görüntüye rastlamadık. Kocaman kaldırımları olan caddeler, parklar geçtik hep. Tabii yerde yatan insanlar, dar sokaklar falan da vardı ama genel görüntü o değildi yani:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Neyse:)Sabah önce Jet Airways’e gidip Mumbai’ye uçak biletlerimizi aldık. Daha doğrusu bana aldık, annemle babam da rezervasyon yaptırdı. Çünkü onların İstanbul’dan anlaşmalarla aldıkları bedava biletleri var, ama benim yok. Havayollarının çalışanları ve emeklileri için böyle anlaşmaları var. Size ve ailenize her sene bir dış hat bileti veriyor, ayrıca diğer havayollarıyla anlaşmalarına göre de aradaki mesafe hesaplanıp çok az bir ücret ödeyerek de gittiğiniz yerden diğer yerlere olan uçuşları kullanabiliyorsunuz. Ama bana artık bilet vermiyorlar:( Çünkü 25 yaşımı geçtim ve bedava bilet hakkım bitti. Eskiden evleninceye kadardı. Ben de evlenmem olur biter diye düşünmüştüm:)Ama sonra kısıtlandı işte:( Neyse. Sabah ilk iş gidip hemen bana da Mumbai bileti aldık. Uçak boşmuş, annemlere de rezervasyon yaptılar. Sonra para bozdurduk, bir internet kafeye gittik ve sonunda gezmeye başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bizim otelin hemen yakınındaki Park Street ve çevresindeki caddeler de gezilecek yerler arasındaydı. Uzun süre bir araca da binmek gerekmeden dolaşabildik. Önce Park Street’te yürüdük. Burada birkaç dükkan var, onun dışında da kafeler, restoranlar, kitapçı gibi yerler var. Aslında kısa bir cadde burası. En fazla bir kilometredir herhalde, ama güzel bir yer. İnsan şuradan bir kitap alayım, şu kafede oturup okuyayım, sonra da şunda oturayım falan diye zamanını geçirebilir burada:)Yani bana öyle geldi bugün işte:)Bir de yağmur yağdı. Ben en çok yağmurlu havayı seviyorum. Burası da musonların geçmek bilmediği bir bölgeymiş. Hep yağmur hep yağmur yani:)Gelip uzun süre yaşanmaz da, sanki burada bir ay falan kalınabilir gibi. Ama tabii bir yere gitme telaşı falan yoksa. Trafik gerçekten çok kötü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki bugün gezdiğimiz yerlerde trafiğe girilecek bir durum yoktu, yavaş yavaş yürüyerek dolandık durduk. Park Street’in Chowringhee Road denen ve sürekli tıkanan caddeyle birleştiği yerden sağa dönünce Street Hawkers’ Market’e geliniyor. Burası da yine pek uzun olmayan bir kısım. Kitaplarda güzel ıvır zıvırlar satılır falan yazıyordu aslında. Biz de yaşasın sonunda ıvır zıvır satan bir yer bulduk diye koştuk:) Ama meğer ıvır zıvır dedikleri tezgahlarda satılan Çin’den gelen anahtarlık, çanta gibi şeylermiş. Hindistan’la hiç alakası olmayan şeyler yani. Bir de bir sürü korsan kitap. İnsan hiç olmazsa bir şeyin üstüne India, Kolkata falan bir şey yazar da buzdolabı süsü yapar satar. Her şey de Çin’den gelmez ki yani:) Neyse Street Hawkers’ Market’in de içinden geçip sağa döndük. Sudder Street denen yere geldik. Lonely Planet’ın haritasına göre burası Kalküta’daki çoğu ucuz otelin olduğu yermiş. Biz yürürken bir otele rastlamadık gerçi ama Lonely Planet öyle diyorsa öyledir herhalde:)Bu arada yolun orta yerinde üstü kapalı sahne gibi bir yer vardı. Girişinde de bir adam yatmış uyuyordu:) İçine girdik neymiş diye bakmaya. Meğer bu yaklaşan Diwali’de yapacakları törenler için hazırlanan sahnelerdenmiş. İçinde kağıt hamurundan yapılmış gibi görünen kocaman renkli heykeller vardı. Çok da bakamadık adam uyanır gibi oldu ama ilginç görünüyordu. Diwali sırasında biz Mumbai’de olacağız. O yüzden buradaki kutlamaları göremeyeceğiz ama buradaki etkinlikler de önemliymiş meğer. Neyse en azından hazırlıklara başladılarsa gitmeden önce kurulan sahneleri falan bir görürüz herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k10.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 226px; CURSOR: hand; HEIGHT: 302px" height="320" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/k10.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sahnenin olduğu yerden yine sola döndük, tezgahların olduğu bir sokaktan geçerek New Market denen kapalı pazara geldik. Aslında et, çiçek, giyecek gibi kısımları olan bir kapalı Pazar yeri New Market, ama Kalküta’nın gezilecek yerleri arasındaydı, biz de gezdik:) &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Etçilerin olduğu kısım değişikti. Kargalar etlerin başında biri bir ucundan diğeri öbür ucundan tutmuş çekiştiriyorlardı:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki burada pek kırmızı et yenmiyor:)Mcdonalds’ta bile yok. Duvarda “mamullerimizde kırmızı et kullanılmamaktadır” yazıyor:) Et yemek istiyorsanız tavuk yiyebiliyorsunuz:)Zaten her şey veg ve nonveg olarak ayrılmış burada. Satılan her yiyeceğin üzerinde kırmızı ve yeşil noktalar var. Nokta yeşilse vejetaryen demek oluyor. Daha doğrusu vegan. Çünkü yeşil noktalıların içinde hiçbir hayvani gıda yok. Kırmızılılar da nonvegler. Yani vegan olmayanlar. Kullanılan yağ bile bitkisel olmasa nonveg oluyor. Bir kek gördük bugün mesela, kırmızı noktalıydı. Herhalde kullanılan yağdan olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New Market’i de gezmemiz bitince çıktık, yine Street Hawkers’ Market’e doğru yürüdük, çünkü orada bir metro girişi geçmiştik. Yolda eczane gibi bir dükkanın camlarında bir sürü ilan gördük. Chikungunya Test, Dengue Test diye. Özellikle Chikungunya gittikçe yayılıyor. Her gün haberlerde çıkıp nerede kaç kişi ölmüş, nerelerde yeni vakalar görülmüş gibi şeyler anlatıyorlar. Aslında Dengue her sene bu mevsimde olurmuş. Musonların bitişine doğru, ortalık hem nemli, su birikintileri çokken, hem de hava sıcakken hastalık yayılır, bir çok insan ölürmüş. Ama bu Chikungunya daha yeni bir şey sanırım. Yani birkaç senedir bu kadar ciddileşmiş. Zaten bir aşısı, ilacı falan da yokmuş. Yaşanan sorunlara göre tedavi uygulanıyormuş ama hastalık kendi kendine gerileyene kadar da aslında bir şey yapılamıyormuş. İyi ki bu cibinlikleri, sinek kovucu spreyleri almışız. Yoksa iki gün duramazdık Hindistan'da herhalde. Hastalanan insanlar yürüyemiyormuş bile. Ancak loş bir yerde öylece yatıyorlarmış:( Aslında düzenli olarak ilaç yapılsa falan sinek kalmaz diye düşünüyor insan ama demek ki olmuyor işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metroya binip iki durak sonra Maidan’da indik. Victoria Memorial, Birla Planetarium ve bir de St Paul’s Cathedral, Maidan bölgesinde görünüyordu. Lonely Planet’ın kitabına göre. Bölgeyi doğru yazmış da gezilecek yerleri biraz abartmış sanki:) Katedral küçük, normal bir kiliseydi ve planetarium’un önünde de öğrenciler bekliyordu:)&lt;br /&gt;Victoria Memorial’ın da bir bölümü kapalıydı, girmedik. Ama o bölgeyi de görmüş olduk işte:)Hatta bir de eylem gördük:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metrodan çıktık, şöyle bir etrafımıza bakındık ne tarafa gidelim diye. O sırada bir yerden müzik ve bir konuşma sesi gelmeye başladı. Bir baktık biraz ileride üzerinde TATA yazan kocaman bir binanın altında insanlar toplanmış eylem yapıyor. Jaipur’dayken televizyonda da görmüştük zaten, Kalküta’da Tata işçileri ve birileri arasında gerginlik yaşanıyor falan diye. Hatta bizim izlediğimiz haberde bir grup diğerine taşlarla sopalarla saldırmıştı. Tata yeni bir fabrika mı açacakmış, yoksa bir fabrikayı kapatıyor muymuş, öyle bir şey. Ünlü Tata protestosunu da gördük böylece:)Gerçi televizyona çıkmadı ama olsun:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baktık eylem sakin devam ediyor, yanlarındaki yoldan girip Victoria Memorial’la katedrale gideriz diye düşündük. Çünkü ikisi de olduğumuz yerden görünüyordu. Tam yürümeye başladık ki bir anda hava kapandı, yağmur başladı. Burada gerçekten çok şiddetli yağıyor yağmur. Damlalar insanın kafasını acıtıyor:) Koca koca damlalar düşmeye başlayınca elimizde kameramız hemen metroya kaçtık tabii. Zaten istasyonun içinde, her durakta hangi gezilecek yerlerin olduğunu anlatan bir poster vardı. Ona göre de bizim gideceğimiz yerler bir sonraki durakta görünüyordu. Bir durak daha gittik metroyla. Hem bu arada yağmur da biter belki diye. Çıktığımızda gerçekten bitmişti. Ama bir daha Victoria Memorial’ı bulmamız çok zor oldu:) Meğer bizim ilk indiğimiz durak doğru olanmış. Oradan devam etsek hemen ulaşacakmışız. Bu ikinci duraktan çıktıktan sonra bir saat sokaklarda döndük durduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda Katedrali bulduk, ama küçükmüş işte. Victoria Memorial’a girmedik. Planetarium da pek ilginç değil gibi geldi. Ama o sırada Güzel Sanatlar Akademisi’nde bir serginin açılışına rastladık. Onu gezdik biz de:) Varanasi fotoğrafları vardı. Hemen tanıdık:) Demek ki oranın da bir rengi, havası falan var, öyle bakınca hemen tanınan. Küba öyle ya mesela. Bir duvar fotoğrafı da olsa insan tahmin ediyor Küba olduğunu. Varanasi de öyle herhalde. Bir inekten hemen tanıdık:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergi açılışımıza da katıldıktan sonra Maidan’dan bir taksiye binip Park Street’e döndük. Aslında oradan yine metroyla dönülebilirdi tabii de katedralle öbür binayı ararken çok yorulmuştuk, taksiye binelim dedik. Adam da bizi bir güzel kazıkladı:)Aslında itiraz ettik biraz da, fazla uğraşmamak için uzatmadık sonunda. Rs45 vereceğimize 60 verdik indik. O aslında önce 70 istiyordu. E nasıl hesapladın dedik. Çünkü taksimetrede 23 yazıyor. Tamam o 23’ü alıp bir şeylerle çarpa böle hesaplıyorlar asıl ücreti ama 23’ün de 70 olur bir hali yok:) 60 verdik indik. Sonra da nasıl hesaplandığını sorup öğrendik. 23 + 23’ün %90’ını vermemiz gerekirmiş. Bu da 44 ediyor. Neyse en azından şimdi öğrenmiş olduk. Yanımda Mumbai’deki taksimetreleri okumak için çizelge var da, burası için olanı bulamamıştım. Bulmak lazımmış:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksiden inip ilk gün gittiğimiz Camac Street’teki büyük dükkana bakmaya gittik. Oradan defter, anahtarlık gibi ufak bir şeyler aldık. O sırada da fark ettik ki yukarıda market var. Hemen koştuk yukarı:)Kaç gündür Hindistan’dayız, bu daha bulduğumuz ilk market. Hep gidiyoruz küçük bir bakkala peynir diyoruz, ne varsa veriyor. Bisküvi diyoruz bir tane sizin için seçip veriyor:)İnsan şöyle kendi seçip de alamıyor hiçbir şeyi. O yüzden market bulunca çok sevindik. Rs500’lük alışveriş yaptık. Bu 500, Agra’daki otelin bir gece, 3 kişilik ücretiydi, o kadar çok şey aldık yani:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan sonra da park Street’in köşesindeki Fluffy’s adındaki kafeye gittik. The Marmara’nın altındaki kafe var ya. Onun gibi bir yerdi. Yani biraz daha küçüğü ama havası öyleydi işte. Biz de çay, kahve, pasta falan bir şeyler istedik. Hemen yanımızdaki camekanın içinden bir dilim pastayı alıp yanında kahveyle getirmeleri yarım saat aldı. Neyse geldi sonunda yedik, parayı ödeyip çıkmak istiyoruz. Bir yarım saat de fişi yazıp, elimizdeki parayı alıp, üstünü vermesi tuttu:) Gerçekten yavaştılar yani. Halbuki bu oturduğumuz yerin hemen karşısında tea house diye bir yer vardı. Hem camları daha genişti, dışarıya falan bakmak için, hem de insanlar orada daha canlı görünüyordu. Bilsek oraya giderdik ama işte bu daha temiz pak görününce buna girdik. Ne bilelim:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de Pushpak oteldeki kocaman odamızda film seyrediyoruz. Yarın da Kalküta’dayız. İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/18102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-5849347818069080309?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/5849347818069080309/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=5849347818069080309' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/5849347818069080309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/5849347818069080309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-14-18-ekim-2006-kalkta.html' title='Hindistan 14: 18 Ekim 2006-Kalküta'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-8009819596360560705</id><published>2007-01-25T01:59:00.001-08:00</published><updated>2007-01-25T03:53:28.615-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalküta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><title type='text'>Hindistan 13: 17 Ekim 2006-Kalküta</title><content type='html'>&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/17102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalküta’dayız:)Bugün gezemedik, çünkü tren Kalküta’ya saat 15.00’te varabildi. Ama ben trenden başlayarak bugün yaptıklarımızı şöyle bir anlatayım. Gezilecek yerleri dolaşmaya yarın başlarız artık:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece tren saat bire doğru geldi sonunda, bindik. Bir gittik yerimize ki iki kocaman adam bizim yataklara yayılmış, bir şeyler yiyip çöplerini de bir güzel yerlere saçmışlar. Neyse görevliyi çağırdık, o adamları başka bir yere gönderdi, bize de yeni çarşaf, yastık falan getirdi. Yerleştik yerlerimize uyuduk:)Sabah saat sekiz buçuk gibi trenin havalandırması çalışmaya başladı. Burada adet böyle. Uyanma saati gelince havalandırmaları insanın üstüne doğru çalıştırıveriyorlar, bu arada çaycılar da bağırarak dolaşmaya başlıyor. Herkes hemen uyanıyor tabii:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de uyandık, toparlandık, görevli hemen çarşafları falan topladı, tren bir gündüz havasına girdi:)Bu arada babamın yattığı yerdeki diğer yolcular da gitmiş. Kalktık oraya taşındık hemen. &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/trendeyemek.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 294px; CURSOR: hand" height="219" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/trendeyemek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Zaten herkes sürekli hareket halinde. Güzel bir yer boşaldı mı hemen birileri koşup oturuyor. Biz de bu boşalan yere yayıldık işte, kapıdaki perdeleri de kapadık oturduk:) &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bir ara bir adam gelip yemek ister misiniz dedi. İstedik. Bir süre sonra şu yandaki çok acı ve biraz daha az acı yemek, pilav ve chapati denen hamurdan oluşan yemek geldi:)O resimdeki sarı yemek, yani mercimek yemeği, sanırım en sevdikleri, ya da en kolay yapılan yemek, çünkü nereye gitsek onu veriyorlar:)Trendeki de fena değildi ama mesela Delhi’deki müzede yediğimiz daha lezzetliydi. Aslında bayağı güzel bir yemek. Bazen biraz fazla acılı oluyor ama işte tuzsuz ve yağsız pilavla karıştırıp acısını hafifletince iyi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yemeğimizi de yedik, tam şöyle üstüne çayla kahve arası içeceğimizi içerken duvardan sen bir hamamböceği geç:) Sonra bir tane daha. Sonra bir daha:) Gördüğümüz üç taneyi yakaladık neyse ki attık ama herhalde trendeki üç böceğin üçü de bize gelmiş olamaz:)Herhalde daha çok vardı onlardan ama baktık yapacak bir şey yok oturduk yine yerlerimize:) Ama neyse ki dün gece görmemişiz bunları yoksa ben çoktan çıkmıştım trenin tepesine:)Zaten öyle tren tepesinde giden bir sürü de insan var. Birlikte tıngır mıngır giderdik:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse böcekleri gördüğümüzde 15 saatlik yolculuğun 12 saati bitmiş, artık Kalküta’ya yaklaşmıştık da olay fazla büyümeden oturabildik. Bu arada tren güneye indikçe, camdan baktıkça gördüğümüz görüntü de değişmeye başladı. Yeşil alanlar, ağaçlar geçmeye başladık mesela. Halbuki kuzey kısımlar tamamen kahverengi, sarı renklerdeydi. Pek ağaç da yoktu tabii. Bir de güneye indikçe trenin durduğu istasyonlar da farklı görünmeye başladı. Kalküta’ya yaklaştıkça daha yeni, düzenli gibi görünen istasyonlar geçmeye başladık. Bir sürü de fabrika geçtik bu arada. Yani güneye gittikçe çevre değişmeye başladı. Hamamböceği savaşlarından çıkıp başımızı şöyle bir cama kaldırdığımızda bir anda sanki Afrika’ya gelmişiz gibi geldi:) Herhalde renkler benziyordu.&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/9AIXYpWdJbg" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Neyse saat 15.00 gibi Kalküta’ya vardık. Trenin hemen yanında bir polis durmuş insanları sıraya sokuyordu. Bu herhalde Hindistan’da gördüğümüz ilk sıra olma olayıydı:)&lt;/span&gt; Daha önce ilk gelen binip gidiyordu:) Burası kuzeyden oldukça farklı herhalde. Daha pek çevreyi göremedik tabii ama işte şimdilik böyle gibi görünüyor. Zaten istasyondan şehre gidene kadar yollardaki görüntü de farklıydı. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bir kere burada trafik ışıkları var:)Tabii Delhi’de falan da vardı ışık, ama burada sanki daha çok uyuluyor gibi. Bir de burada pek rickshaw yok. Onların yerine kocaman s&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbiJDJ_rl0I/AAAAAAAAAIY/JRk9zXzQpEE/s1600-h/kolkata.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5023916071647418178" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbiJDJ_rl0I/AAAAAAAAAIY/JRk9zXzQpEE/s320/kolkata.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;arı taksiler doldurmuşlar sokaklara. E hem trafik ışıkları, hem koca taksiler, hem otobüsler, trafik iptal olmuş tabii. Kısacık yolu bir saatte gidebildik trafik yüzünden.&lt;/span&gt; Hani bazen yabancı mimarlar şehir planlamacılar falan gelip İstanbul’un hiçbir yerine dokunmayın, kendine has bir dengesi var, bir şeyi düzenlerseniz her şey çöker falan diyor ya, burada aynen böyle olmuş işte:)Sorunları halletmek için kendi halinde ihtiyaca göre gelişmiş şeyleri düzenleyip kaldırmışlar burada. Her yere istediği gibi girebilen rickshawlar yok, insanlar her yerde yürümesin diye parmaklıklar yapmışlar(ama onlar yürüyor yine de tabii:)), ışıklar çalışıyor, yollarda polisler kurallara uyulmasını sağlamaya çalışıyor, kaldırımlar var.. Ve trafik çökmüş:) Sanki Kalküta’ya kat çıksalar ancak çözülür bu trafik sorunu gibi görünüyor:) Bir de yağmur yağıyormuş habire. Biz geldiğimizde de biraz yağıyordu ama pek her yer sırılsıklam değildi. Bakalım yarın falan yine yağarsa görürüz, yağmurda nasıl oluyor, ben de yazarım:)&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/S9DFufBw5CU" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Neyse trafiğin içinden zar zor çıkıp gitmek istediğimiz yerin olduğu Park Street’e geldik.&lt;/span&gt; Aslında gideceğimiz bir otel yoktu. Kalküta’ya gelmeye son anda karar verdiğimiz için plan yapıp bir otel seçmemiştik. Trende Lonely Planet’ı açtık, alışveriş merkezi olduğunu düşündüğümüz bir yeri seçtik. Böylece Kalküta’nın yeni bir kısmına gitmiş oluruz, orada çıkar dolanır bir otel buluruz diye düşündük. Hatta seçtiğimiz yerin yanında pizza hut da vardı:) Orada da yemek yeriz çok güzel olur falan diye düşünerek haritadan bulduğumuz yeri(Planet M), istasyon dışındaki prepaid taxi standındaki adama söyledik. O da baktı baktı, kağıda Park Street yazdı, Rs80’imizi aldı, bizi bir taksiye gönderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksici trafiğin içinden kurtulup Park Street’e vardı tamam da bizim gideceğimiz Planet M’i bir türlü bulamıyor. İnip insanlara soruyoruz, bir yerler gösteriyorlar, gidiyoruz yok. En son annem gidip bir kıza sordu. O da telefonla arkadaşını arayıp Planet M’in yerini öğrendi. Kaç gündür ilk defa biri bize karşılığında bir şey istemeden yardım etti, çok sevindik:)Neyse kızın yaptığı tarife göre gittik ki meğer Planet M küçük bir müzik dükkanıymış:)Lonely Planet ne diye koymuş onu kitabına bilmiyoruz:)Hemen arkasında iki küçük alışveriş merkezi var mesela, shopping kısmına onları yazsa daha iyi olurmuş. En azında kolay bulunurdu:)Neyse işte Park Street’te üç tur döndükten sonra hemen yandaki Camac Street'e girdik, biraz ilerleyince solda Westside ve Pantaloons diye iki büyük mağaza gördük. Kızın tarifine göre burada olmalıydı. Kapıdaki görevlilere de sorup taksiden indik. Planet M’e şöyle bir bakıp koşarak yandaki pizza hut’a gittik, oturduk:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemeklerimizi yedik, kaç saat trende oturmuşuz, oradan çıkıp trafikte çırpınmışız, şöyle bir kendimize gelelim diye bir çay kahve içtik:) Bu arada günlerdir üstümüzdeki uzun kollu, çizgili kumaştan Hindistan üniformalarımız burada biraz garip kaldı galiba. Yemekten sonra şöyle etrafımıza bir baktık, burada herkes kot, tshirt falan giymiş. Öyle kumaşlara sarınıp çıkan pek yok. Birkaç tane sarili kız vardı ama onlar da sanki dükkanlardan alınmış, şık olsun diye giyilmiş şeylere benziyordu. Genelde hep kısa kollu tshirtler giyiyor insanlar burada. Ama sivrisinekler hala her yerde. Bir sürü insan da Chikungunya’dan ölüyor. Yine en iyisi bizim gömleklerimiz herhalde. Hem hafif, hem ince, hem de sinekleri geçirmiyor:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Neyse işte çaylarımızı içerken bir yandan da açtık yine Lonely Planet’ı yakında hangi oteller var diye bir baktık. YWCA yakın görünüyordu. YWCA, YMCA'in kadınlar için olanı, yani adında kadın geçeni işte. YMCAler de hep çok temiz, düzgün falan olur ya, bu da iyi olur diye düşündük. Yol sora sora oteli bulduk. Tam Park Street’in üstündeydi, yeri çok iyiydi. Ama odalara bir çıktık ki yatakların üstünde neredeyse kirden bir insan oluşmuş:)Oda fiyatı kaldığımız bir çok otelden fazla ama odada banyo ve tuvalet yok. Banyoda sıcak su yok… Çarşafları değiştirttik, hadi bu gecelik kalalım da yarın sabah yeni otel buluruz dedik. Telefonu şarj etmek için fişe taktık ki o da çalışmıyor. Müdürün odasına indik nedenini sormaya, adam "yaa evet, bir sorun var, hiçbir priz çalışmıyor dedi":) Müdürün odasındaki prizler bile çalışmıyordu:)Belki yemekhanedeki çalışırmış:)&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/twliQgWUcR0" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;Aynen kendimizi sokağa attık tabii:)&lt;/span&gt;Bir çok otelin olduğu söylenen Sudder Street’e doğru yürüdük. Yine Park Street’e yakın Pushpak diye bir otel bulduk. Şimdi oradayız:)YWCA’den biraz daha pahalı ama en azından daha önce kaldığımız oteller gibi. Oda geniş, banyosu, tuvaleti, havalandırması falan var. Kablolu televizyon var. Gayet güzel yani. YWCA’den iyi ki kaçmışız:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otele yerleştikten sonra etrafta ne var ne yok diye bakmaya dışarı çıktık. Bir saat falan önce. Ama biz çıktıktan biraz sonra dükkanlar kapandı. Saat dokuz olduğunda açık dükkan kalmamıştı. Demek ki burada böyle erkenden evlerine çekiliyor insanlar. Biz de otelimize çekildik işte:) Yarın erkenden çıkar gezmeye başlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/17102006.htm"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-8009819596360560705?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/8009819596360560705/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=8009819596360560705' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8009819596360560705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8009819596360560705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-13-17-ekim-2006-kalkta.html' title='Hindistan 13: 17 Ekim 2006-Kalküta'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbiJDJ_rl0I/AAAAAAAAAIY/JRk9zXzQpEE/s72-c/kolkata.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-7289013621277957097</id><published>2007-01-23T00:28:00.001-08:00</published><updated>2007-01-23T06:17:20.789-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='varanasi'/><title type='text'>Hindistan 12: 16 Ekim 2006-Varanasi</title><content type='html'>&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/16102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;For your kind attention please. Train number 2332… is now late and expected to arrive at 12.25am.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam saat sekiz buçuktan beri bu anonsun çeşitli versiyonlarını dinliyoruz ve trenimiz hala gelmedi:(Aslında tren saat 21.20’deydi. Biz de sekiz gibi otelden çıktık, rickshawla istasyona geldik. Trenin hangi platformdan kalkacağını görevlilere sorduk. Önceden belli olmazmış, kalkışına 15 dakika kala anons yapılırmış falan. Tabii biliyorlar buraya tren falan gelmediğini:)Kalkışa 15 dakika kala baktık anons falan yapılmıyor, yine bir görevli bulup nereye gitmemiz gerektiğini sorduk ve sonunda trenin platform 4’ten kalkacağını öğrenebildik. Bizim tren genelde 4’ten kalkarmış:) Gittik dörde koştura koştura, trenimize binip uyuyacağız, sabah da Kalküta’da olacağız diye:)İşte o saatten beri de burada, platform 4’ün çevresindeki çeşitli oturma yerlerinde oturuyoruz, daha gelen giden yok. Doğru düzgün bir oturma yeri de yok bir şey değil. Yani var da bütün trenler rötar yaptığı için hepsi dolu tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk başta bir banka dizilmiş oturuyorduk. Sonra istasyon restoranına gittik, çay kahve içer oyalanırız diye. O da biz gittikten 10 dakika sonra kapandı:)Bu arada bizim bank kapılmıştı tabii. Biz de arkadaki boş platforma geldik. Şimdi bir grup sarhoş adam, yerde uyuyan polis amca ve treni bizim gibi geciken birkaç yolcuyla birlikte arka platformda bekliyoruz:) Sürekli de anons yapıyorlar, bir gelişme oldu diye insan seviniyor. Neyse ben bugün yaptıklarımızı anlatayım, bu arada tren de gelir herhalde:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah beş buçukta kalkıp Harischandra Ghat’ın önüne Ganj kıyısına indik. Bu arada dün öğrendik ki Harischandra Ghat, ölülerin yakıldığı ghatlardan biriymiş. Hem odunla hem de elektrikli fırınlarda yakıyorlarmış ölüleri. Odunla, geleneksel şekilde yakmak daha pahalıymış, ama herkesin o kadar parası olmadığı için bir sürü insan da makinelerde yakılıyormuş. İlk geldiğimiz gün de, dün de, bu ghatın önünden geçerken yerde tahtalar arasında üstü kumaşlarla kaplı bir ceset görmüştük. Döndüğümüzde biri yanmış gitmişti, diğeri de hala yanıyordu. Bu yanma işlemi sırasında genellikle ölen kişinin yakınları da başında bekliyor, ve ceset tamamen yandıktan sonra külleri Ganj’a atılıyormuş. Ama bu elektrikli yakma işi çıktıktan sonra bazen bazı parçaların tam olarak yakılamadığı da olmaya başlamış. Bazen bir parça da küllerle birlikte suya atılabiliyormuş! Neyse ki bize rastlamadı:)Bir de eğer ölen kişi hamileyse, ya da işte şimdi tam hatırlamıyorum ama yılan falan sokmuşsa galiba, ayağına bir taş bağlayıp Ganj’ın ortasına öylece bırakıyorlarmış. Bu son yazdığımı National Geographic’te duymuştum, yani biz orada böyle bir şey görmedik. Ama koskoca kanal da uydurmamıştır herhalde:) Bütün bu ölüleri Ganj’a atma olayı da onların ruhlarını özgürleştirmek içinmiş. Ganj kutsal olduğu için ölüm ve yeniden doğma döngüsü içinde kısılıp kalmış insanların ruhları, külleri buraya atılırsa özgürleşebilirmiş. Bu yüzden de insanlar ya ölülerini burada yakıyor ya da yaktıktan sonra küllerini buraya getirip Ganj’a atıyormuş. Hatta bazı insanlar öldüklerinde burada yakılmak için ölmeyi beklemeye Varanasi’ye geliyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim otelin çok yakınındaki Harischandra Ghat da bu yakma işleminin yapıldığı yerlerden biriymiş. Ama tabii bu ölme ve ölüyü yakma işlemi gayet normal karşılandığı için, orada ölü yakılıyor olması buranın aynı zamanda çocukların uçurtma uçurduğu, insanların yıkandığı, çamaşır yıkadığı, ibadet ettiği ya da işte ne istiyorsa onu yaptığı bir yer olmasını engellemiyor. Tabii turistik etkinlikler de tüm hızıyla sürüyor. Kayıkçılar hellohello diye size doğru koşuyor:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah biz de fazla yürümeden bir kayıkçıyla 3 kişi 2 saat toplam Rs100’e anlaştık ve sabah pujası turumuza çıktık. Dün kayığın içinde sadece oturmak için 100 vermiştik, şimdi 60 yaşında adam biz etrafa bakalım diye 1 saat kürek çekecek yine 100 istiyorlar. Ama o dünkü adam kayığın esas sahibiydi galiba. Bugünkü adam birisi için çalışıyordu. Zaten parayı da daha yola çıkmadan o adam aldı. Biz de bizi dolaştıran adama da inerken ayrıca para verdik bizi dolaştırdı diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta dolaştırırken etraftaki binaları, insanları falan da anlattı. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Gezinin bir kısmını aşağı koyuyorum, ama aslında daha uzun tabii. 1 saat dolaştık işte. Harischandra Ghat’tan Dasaswamedh’e, oradan da daha ileriye kadar gidip geri döndük. Bu arada da bir sürü ilginç şey gördük yine.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/1WEV0ZHTEIs" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar sabah kalkar kalkmaz Ganj kıyısına geldi ve dua etmeye, yıkanmaya, çamaşır yıkamaya, meditasyon yapmaya, insanlarla konuşmaya ve hatta yüzmeye başladılar. Özellikle bu yüzme kısmı gerçekten ilginçti. Beş dakika önce birinin külleri atılmış o suya, belki içinde ceset parçaları var. Hadi onu da bırak bir de fabrikalar yüzünden kirlilik oluyormuş suda. Nasıl girip de öyle rahat rahat yüzüyorlar. İnsan bir kere girer ondan sonra da gider ancak hastanede yatar diye düşünüyor, ama adamlar her gün gelip bu suya giriyorlar. Mesela bizim kayıkçı bizi gezdirdikten hemen sonra gitti yıkandı, duasını da etti çıktı. Bir de dua ederken o suyu içenler var. Gerçi bizim gördüklerimiz sadece ağzına doğru götürüyor gibiydi ama içenler de varmış Ganj’ın suyunu. Zaten yıkanmak için de Ganj’a geliyorlar. Burada yıkanınca günahlarından arındıklarına inanıyorlar. Bayağı sabunla falan arınıyorlardı bir güzel:) Bir yandan da konuşup eğleniyor bazıları. Bir grup vardı mesela, içlerinde bir kadın vardı, o kadar içten gülüyordu ki hah hah haaa diye:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de çamaşır yıkayanlar var tabii. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Saat yedi gibi, yıkanan ve dua edenler biraz azalınca daha çok meditasyon yapan insanlar ve çamaşır yıkayanlar kaldı Ganj’da. Herhalde otellerin falan &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v2.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;çamaşırlarıydı yıkadıkları. Bir güzel yıkadılar sabunlayıp, taşlara vurarak, sonra da kurusun diye etrafa yaydılar:)&lt;/span&gt; Zaten biz de diyorduk, bu bizim otelin çarşaflarında bir koku var yosun gibi ama nedir nedir:)Şimdi anlaşıldı:) Bir de meditasyon yapanlardan söz edip bu sabah pujasını geçeyim. Şimdi, tapınaklardan çıkan bazı turuncu ya da beyaz giysili keşişler bir taşın üstüne oturmuş, dönmüş Ganj’a meditasyon &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbXRrJ_rlvI/AAAAAAAAAHg/WE-GsZjRWe4/s1600-h/monk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5023151498749253362" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 186px; CURSOR: hand; HEIGHT: 246px" height="263" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbXRrJ_rlvI/AAAAAAAAAHg/WE-GsZjRWe4/s320/monk.jpg" width="186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yapıyordu. Onlar yapacak tabii bunda bir şey yok da esas ilginç olan onların etrafındaki fotoğrafçılardı:) &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Hele bir adamın başındakiler çok komikti. Adamcağız orada bağdaş kurmuş oturmuş kendinden geçmiş, etrafında da 6 tane fotoğrafçı dönüp duruyor:)Ama neredeyse değecekler adama, o kadar yakından çekiyorlar. Tabii adam duymuyor ya bunları, fırsattan istifade vızır vızır dönüp duruyorlar:)Ben de onların fotoğrafını çektim kayıkla geçerken:) Biri görüp el salladı:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sabah Pujası kayık gezimiz de işte böyle geçti. Gerçekten çok &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v22.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v22.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;güzeldi. Siz kayıkla kıyı boyunca gidiyorsunuz, karşınızda yıkananlar, dua edenler, herkes kendi aleminde. Önceleri fotoğraf çekerken biraz çekiniyor insan, rahatsız edecek diye. Ama sonra herkesin aynı durumda olduğunu ve insanların da pek aldırmadığını görünce rahatlıyor. Aslında çok garip tabii. Hayatlarına normal bir şekilde devam eden insanları görmek için kayığa biniliyor, hepsi başka bir şey yapan bu insanların önünde bir sağa bir sola gidiliyor. Onlar da sanki herkes gelmiş onlara bakmıyormuş gibi ne yapıyorlarsa devam ediyorlar. Biraz garip işte:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v21.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 297px; CURSOR: hand" height="233" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v21.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu arada Varanasi’nin nehirden görüntüsü de çok güzel. Bir sürü güzel büyük bina yapılmış kıyı boyunca. Bizim kayıkçının söylediğine göre çoğu farklı yerlerin maharajalarınınmış. Ama eski, değişik binalar hepsi. Bir de hafif bir sis basıp, kayıklar, renkli insanlar görüntüye katılınca gerçekten çok güzel bir görüntü ortaya çıktı. Kayık turu Varanasi’nin en önemli turistik etkinliği ama öyle olmayı da hak ediyor yani:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse:)Ganj turumuzdan sonra biraz da kayıktan indiğimiz yerde dolandık. Bir adam etrafına birilerini &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbXTZZ_rlwI/AAAAAAAAAHo/Wyw99uAkoMA/s1600-h/buyu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5023153392829830914" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="227" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbXTZZ_rlwI/AAAAAAAAAHo/Wyw99uAkoMA/s320/buyu.jpg" width="290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;toplamış büyü gibi bir şeyler yapıyordu. Bazı insanlar hemen yukarıdaki tapınağa giriyordu, bazıları yıkanmaya devam ediyordu, bazıları dua ediyordu. Kayıktan görülen manzara kadar kıyı da ilginçti yani. Bir de insanlar turistlere o kadar alışmış ki dönüp bakmıyorlar bile, sanki siz orada yokmuşsunuz gibi &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v3.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 262px; CURSOR: hand" height="211" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;davranıyorlar. Siz de sanki görünmez olup bir belgeselin içine girmiş gibi hissediyorsunuz. En azından ben öyle hissettim bugün:)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v4.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 217px; CURSOR: hand; HEIGHT: 259px" height="302" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Belgeselin içinde biraz daha dolandık, ama sabah beşte kalktığımız için belgesel yavaş yavaş rüyaya dönüşmeye başladı:) Biz de biraz uyumak için otele döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğlene kadar uyuduk ve Varanasi’deki son saatlerimizde yapacak bir şeyler bulmaya dışarı çıktık. Babam bir rickshawcuya şehrin yeni kısmına gitmek istediğini söyledi, ama adamlara bir türlü derdimizi anlatamadık. Belki de burada bir yeni kısım yoktur:)Neyse sonunda adamlardan biri zamanınız varsa Sarnath’a gidin dedi. Daha saat birdi. Tren de dokuz buçukta olduğu için bir sürü zamanımız vardı. Tamam dedik, bindik rickshawa Sarnath’a gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbXUwZ_rlxI/AAAAAAAAAHw/fbqvv_VKqDU/s1600-h/sarnath.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5023154887478449938" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="277" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbXUwZ_rlxI/AAAAAAAAAHw/fbqvv_VKqDU/s320/sarnath.jpg" width="201" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sarnath, Varanasi’nin biraz dışında küçük bir yer. En önemli özelliği de Budizm’in doğduğu yer olarak kabul edilmesi. Buda ilk vaazını burada vermiş ve ardından da buraya bir çok Budist tapınağı yapılmış. Bugün artık Budistlerin hacı olmak için geldiği &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbXVGp_rlyI/AAAAAAAAAH4/DPDPEiOpvEM/s1600-h/sarnathh.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5023155269730539298" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="191" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbXVGp_rlyI/AAAAAAAAAH4/DPDPEiOpvEM/s320/sarnathh.jpg" width="262" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bir yer olmuş. Biz gezerken de Sri Lanka’dan gelmiş bir grup, hacı oluyordu. Ortadaki bir yeşilliğe halılar serildi. Onların üstüne oturup bir kişinin konuşmasını dinlediler. Biz o sırada rickshawcuyla bir saat bekleyecek diye anlaştığımız için çıkmak zorunda kaldık, ama onlar biz çıkarken devam ediyordu. Budist hacısı da olduk işte:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacı oluşumuzun ardından bindik yine rickshawumuza, Varanasi’ye döndük. Babam otele biz de annemle Dasaswamedh’in arkasındaki hediyelik eşyalara bakmaya gittik, bir şeyler bulur da alırız diye. Çok fazla şey yoktu ama yine de Delhi, Jaipur ve Agra’dan iyiydi:) İnsan bir şeyler götürmek istiyor evine. Ama işte böyle küçük, ucuz ama gittiğin yeri hatırlatacak bir şeyler. Bunlar da illa tutturmuş mermerden boyunuz kadar heykel alın, biz evinize yollarız, yok ipek halı verelim, yok bilmem ne:) Şöyle ufak tefek bir şeyler bulamıyor insan. Yine burası daha iyiydi tabii. En azından tezgahlarda değişik bir şeyler bulup alabildik. Bir de bilezik hediye edildi bize:) Çok mutluyuz:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de istasyonda tren bekliyoruz işte. Üç Budist hacısı olarak şu başımıza gelene bak:)Neyse saat 12’ye yaklaşıyor, birazdan gelir artık tren herhalde. Biz de yerleşir uyuruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın Kalküta’dayız. İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/16102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-7289013621277957097?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/7289013621277957097/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=7289013621277957097' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/7289013621277957097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/7289013621277957097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-12-16-ekim-2006-varanasi.html' title='Hindistan 12: 16 Ekim 2006-Varanasi'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbXRrJ_rlvI/AAAAAAAAAHg/WE-GsZjRWe4/s72-c/monk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-8388944824165199384</id><published>2007-01-20T05:05:00.000-08:00</published><updated>2007-01-21T00:09:44.700-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='varanasi'/><title type='text'>Hindistan 11: 15 Ekim 2006-Varanasi</title><content type='html'>Merhaba:)Sahte otel şebekesi eylemlerini sürdürüyor:)Bugün de babamı kaçırıp kaybettiler ama neyse ki nefes kesen bir takibin sonunda kendisini bulduk ve geri aldık:)Drank drank drank, az sonra:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam dün hasta olduğu için bütün gün yatıp dinlenmişti, iyileşsin de gezmeye devam edebilsin diye. 20 saat uykunun ardından bugün sabah saat 5’te uyanmış tabii:) Bakmış bizim daha uyanacağımız yok, dur ben bir çıkıp dolaşayım, etrafta ne var ne yok bakınıp geleyim deyip dışarı çıkmış. Tabii dün biz gezdik o gezemedi ya, arayı kapatacak:) Neyse işte, 5.30 civarında çıkmış, kapıyı da bir güzel üstümüze kilitlemiş gitmiş:) Biz sekiz buçukta uyandık, baktık şöyle bir babam yok, annem yılların verdiği bilgi birikimiyle hemen o dolaşmaya çıkmıştır herhalde dedi:) Neyse ki telefonlarımız vardı, açtık arayalım diye ve telefon açmamızla birlikte çalmaya başladı. Açtık, babam. Kaybolmuş. Daha doğrusu o kaybolmamış da bu otelciler onu kaybetmiş:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meğer bizim otelimiz de sahteymiş. Aslında adamın dün sözünü ettiği her otelin sahte çıkmasından uyanmalıydık da işte aklımıza gelmedi bu otelin de sahte olacağı. Biz Yogi Lodge’da kaldığımızı sanıyorduk. Çünkü rickshawcu da otelci de otelin adını Yogi Lodge diye söylemişti. E tabi babam da biraz dolaştıktan sonra binmiş bir rickshawa Yogi Lodge demiş, adam da götürmüş. Bir inmiş rickshawdan ki o Yogi Lodge bizim Yogi Lodge değil:) Babam telefon etti, adresi söyleyin diye, elimizdeki adres de Lonely Planet’ta yazan adres. Yani esas Yogi Lodge’un adresi. Neyse bir anda dün otelden aldığımız bir kartı bulduk, üstündeki adresi okuduk, babam da adresi esas Yogi Lodge’un sahibine söyledi de olay çözüldü. Meğer adam zaten bu oteli biliyormuş, hep müşterilerini çaldığı için çok şikayetçiymiş ama bir şey yapamıyormuş. İlk defa bir seyahatte telefonlarımızı yanımıza aldık ama gerçekten çok işe yaradı. Bugün telefonumuz olmasaydı ne yapabilirdik bilmiyoruz. Kapı da kilitli zaten, içeride kalmışız. Bir daha telefonsuz bir yere gitmeyiz:) Neyse sonunda adam motosikletle babamı bizim otele getirdi de olay iyice büyümeden çözüldü:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam gelince, tekrar buluşmuş olmanın acıktırmasıyla kahvaltıya terasa çıktık:)Burada neredeyse bütün otellerin üstünde terasları ve restoranları var. Bazılarınınki Ganj manzaralı, bazılarınınki de bizimki gibi sadece yüksek işte:) Ama güzel bir şey. Herkes çıkıyor terasa, bir şeyler yiyor, tek başına gelenler birbirleriyle tanışıyor filan. Mesela bugün bir İsrailli kızla bir Norveçli kaynaştı gördük:) Önce iki Norveçli çocuğun arkadaşı da vardı, birlikte oturuyorlardı ama sonra bir anda işi çıktı:)Bunlar ikisi bıdıbıdı konuştu da konuştu:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada sanırım otelimizde bizim gibi gerçek Yogi Lodge’da kaldığını sananlar da var. Çünkü Hint kıyafetlerini giymişler, her türlü otantik şeyi üstlerine takmışlar gelmişler, ama gel gör ki bu otel bunları karşılayacak kadar otantik değil:) Hatta yöneticisi sanırım Hindu bile değil, Müslüman. Öbür otel biraz daha hippi oteli gibiymiş Lonely Planet’ta yazdığına göre. Bunlar da herhalde oradaki tarifi okuyup gelmişler, ama işte bu otel Yogi Lodge değil, Ganga Yogi Lodge, burada her şey çok farklı:) Öz hakiki Yogi Lodge gibi çok komik. Otelin adının başına küçücük bir Ganga yazmışlar olmuş:) Kahvaltı yaparken bir ara düşündük diğer müşterilere söylesek mi burası sahte diye falan. Çünkü birkaçı gerçekten şaşırmış görünüyordu. İki tanesi mesela bir heves çantalarını odalarına götürdüler, en güzel Hint üniformalarını:) giydiler bir heves yukarı terasa çıktılar insanlarla falan tanışmak için. Ama yukarısı pek hareketli değil tabii:)Gerçi gerçek Yogi Lodge da nasıl bilmiyoruz ama daha bir hippidir herhalde:)Bir de mesela insan biriyle anlaşsa ne kötü olur. O Before Sunrise’da vardı ya mesela. Şu kadar yıl sonra şurada buluşalım demiş birileri diyelim. Ya da hadi o kadar büyütmeyeyim:)İki kişi anlaşmış diyelim ki, biri önden gidecek de diğeri de arkadan gelecek, otelde buluşacaklar. Otel de Yogi Lodge. Ya da Varanasi’deki sahtesi olan herhangi bir otel. Ondan sonra uğraş dur geldim de gelmedin de, bekledim de. İnsanların planları birbirine girer bir anda:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşünceler içinde kahvaltımızı yaptık:) Biraz terasta dolandık, etrafta bir şey görüyor mu diye. Bu arada bir kadın gördük çatıda yatan. Acaba daha ucuz olsun diye burada mı uyuyor falan diye yanına gittik ki meğer yoga öğretmeniymiş, biz de öğrenmek ister miymişiz, güneşin altında çatıda yoga yaparken uyuyuvermişmiş:) Uyur tabii. İyi beyni pişmemiş. Gölgede bile 40 derece olan havada betona yatmış yumurta gibi, kenarlardan beyazı pişmeye başlamıştı bile valla:) Onunla biraz konuştuktan sonra çıktık otelden artık, biraz dolaşalım diye, evdeyken yaptığım plana göre Assi Ghat’a doğru cyclerickshawla gitmeye başladık. Daha önce hep autorickshawla gidiyorduk her yere. Alışmışız tabii yakınsa Rs20, uzaksa Rs50 veriyorduk. Düşündük ki bu bisikletli, daha ucuzdur, e uzak yere 20 diyelim dedik. Adam Assi Ghat’a Rs20’yi duyunca arkadaşına söyleyip söyleyip bütün yol güldü. Harischandra Ghat’tan, yani bizim otelin olduğu yerden Assi Ghat’a cyclerickshawla Rs20 çok fazlaymış, bunu da öğrenmiş olduk bu arada:)&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/-pT33HPuFic" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bindik rickshawa, tıngır mıngır çukurlara bata çıka Assi Ghat’a kadar gittik.&lt;/span&gt; Assi Ghat ve çevresi hareketli, değişik bir yer diye okumuştum. Hatta üniversiteye yakın olduğu için geceleri özellikle daha da canlı oluyormuş. Biz gittiğimizde canlıdan çok turistik bir yere benziyordu:)Rickshawdan iner inmez satıcılar koşarak gelmeye başladı, çocuklar etrafımızı sardı ve bir süre de bırakmadı. Bir oyuncak dükkanı vardı, büyük çoğunluğu Çin’den gelmiş küçük oyuncaklar satıyordu:) Bunların dışında bir özelliği varmış gibi gelmedi bize. Ganj kenarındaki ghatlardan biriydi işte. Ama tabii yüzünüzü Ganj’a dönünce en sağda kalan ghat olduğu için ve üniversiteye yakın olduğu için önemli bir yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Assi Ghat’ın önünde biz annemle, peşimize takılan çocukları atlatmaya ve bir yandan da fotoğraf çekmeye çalışırken babam da oradaki bir Fransız kadınla konuşmaya başladı, ne yapıyor, nasıl yaşıyor, burayla ilgili ne düşünüyor diye. Zaman zaman Varanasi’ye gelip bir süre kalıyormuş, burada arkadaşlar edinmiş ve bir de çalışıyormuş galiba. Hindistan’ı da olduğu gibi kabul etmiş:) İlk geldiğinde yadırgamış aslında, çok kirli, karışık gelmiş, ama burada kaldıkça alışmış ve artık normal karşılıyormuş. Ama tabii burayı normal karşılamak biraz zor. Mesela insanlar Ganj’ın içine hem yaktıkları insanların küllerini, bazen de cesetleri olduğu gibi atıyor, hem de aynı yerden, temizlenmek, arınmak için her gün Ganj’a girip yıkanıyorlar. Hatta bazıları elleriyle biraz su alıp içiyorlar. İnsanın temizlikle, mikroplarla falan ilgili bütün bilgileri altüst oluyor haliyle. Girdikleri suyun kirliliğine bakılırsa burada neredeyse herkesin hasta olması lazım. Ama değiller. Gerçekten çok ilginç bir durum. Kime sorsak Ganj’ın mucizesi diyor:)Bilmiyoruz artık neyin mucizesi ama gerçekten ilginç yani. Gerçi belki de insanlar hasta oluyordur da sayıları belli değildir. Bilmiyoruz yani. Ama mesela her sabah girip Ganj’da yıkanan insanlar var. Biraz garip işte. Sonra yine bahsederim bu konudan, şimdi fazla uzatmayayım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/brz_IxEjEQI" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;Babamın konuştuğu kadın biz gittiğimizde, yanında kaldığı ailenin çocuğuyla merdivenlerde oturuyordu. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Babam burada nerelere gidilir falan deyince taktı bizi peşine bir yanında çocuk ve bisikleti, bir yanında biz, Assi Ghat’ın ilerisine kadar yürüdük.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt; Meydan gibi bir yere gelince, &lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbIU-HcPyrI/AAAAAAAAAGw/R2zwhaawt_Y/s1600-h/15.10.2006+09_23_0001.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5022099591853492914" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="180" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbIU-HcPyrI/AAAAAAAAAGw/R2zwhaawt_Y/s320/15.10.2006+09_23_0001.jpg" width="255" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;buradan Benares Hindu University’ye gidebilirsiniz dedi. Bizim için bir rickshawla anlaştı, biz de ona teşekkür edip rickshawa bindik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam bizi üniversite içinde bir tapınağa götürdü, yolda da bütün fakülteleri falan göstererek ufak bir üniversite turu yaptırdı. &lt;/span&gt;Dönüşte yurt olduğunu düşündüğümüz bir yerde durmak istedik. Adam biraz bekledi, biz de gittik yurda şöyle bir bakmaya. Hemen kapıda bizi üç kişi karşıladı. Bakmaya geldik deyince de sevindiler, biz sizi gezdirelim deyip, bütün yurdu gezdirdiler. Önce bir çocuğun odasına götürdüler bizi. Kapkara bir odaydı, sanki elektrik yok gibiydi ama çocuğun bilgisayarı vardı masa üstünde. Meğer kablosuz internet varmış:) Oda sahibini yaptığımız baskınla yeterince utandırdıktan sonra bu sefer de yemekhaneye ve televizyon odasını gördük. İkisi de küçük ve eski görünüyordu ama anlattıklarına göre burası en iyi yurtlardan biriymiş. Hatta çocuklardan biri buranın adı ne biliyor musunuz falan dedi. Biz de girerken dikkat etmiştik, Birla dedik hemen. Sevinip yaa işte burası Birla yurdu, iyidir burası falan dedi:) Zaten Benares Hindu University İngilizce eğitim veren uluslar arası bir üniversite. Bir sürü yabancı öğrencisi var. Yurdu da ona göre oluyor herhalde. Çocuklar belki beni de okula bakıyorum falan sanmış olabilir aslında. Gelmişiz zaten çekirdek aile olarak bakınıyoruz:) Zaten bir ara sen ne okuyorsun gibi bir şeyler de sordular. Yüksek lisans yeni bitti deyince şaşırdılar bir anda. Meğer ben onlardan büyükmüşüm:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurdu gezmemiz de bitince bizi bekleyen rickshawa bindik ve artık üniversiteden çıkıp bindiğimiz meydana döndük. Aslında oradan da o adamla devam edecektik ama sanki binmeden önce anlaşmamışız gibi davranıp iki kat para isteyince kızıp indik. Tabii Fransız kadın bizim yerimize konuştu ya, adam da bunlar bir şeyden anlamıyor şunları bir kazıklayayım dedi herhalde:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbIVd3cPysI/AAAAAAAAAG4/_KwQw-b47Y8/s1600-h/15.10.2006+11_04_0002.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5022100137314339522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="176" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbIVd3cPysI/AAAAAAAAAG4/_KwQw-b47Y8/s320/15.10.2006+11_04_0002.jpg" width="233" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İndik hemen başka bir rickshawa bindik. Turistiz ama paramızı yedirmeyiiiz:) Yine tıngır mıngır çıktık yola Old Market’e gittik. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Old Market, Dasaswamedh Ghat’ın arkasında kalan pazar kısmı.&lt;/span&gt; Dasaswamedh Ghat da bizim dün annemle önünde kadar yürüyüp döndüğümüz, bütün etkinliklerin, gösterilerin yapıldığı merkez ghat. Buraya merkez ghat deniyor çünkü hem gerçekten merkezde, yani ortadaki ghat, hem büyük, hem de işte bütün önemli etkinliklerin yapıldığı yer. Arkasında da Old Market var, yani hediyelik eşyalar, diğer dükkanlar falan da bu merkez ghatın arkasında toplanmış, yani burası Varanasi’nin merkezi işte.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbIVvXcPytI/AAAAAAAAAHA/Gi8A9w1gdPU/s1600-h/varanasioldm.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5022100437962050258" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 192px; CURSOR: hand; HEIGHT: 237px" height="263" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbIVvXcPytI/AAAAAAAAAHA/Gi8A9w1gdPU/s320/varanasioldm.jpg" width="192" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;En arkada halıcılar, altıncılar, ipçiler gibi grup grup toplanmış dükkanlar var. Sonra giyecek satılan, insanların alışveriş ettiği esas alışveriş caddesi var. Bu yol merkez ghata yaklaştıkça dükkanlar hediyelik eşyalar satmaya başlıyor ve en son da esrar pipoları, buda heykelleri, küçük şişelere doldurulmuş Ganj suları satan tezgahlar &lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbIWIHcPyuI/AAAAAAAAAHI/d90URCRjODo/s1600-h/dasaswamedh.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5022100863163812578" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="183" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbIWIHcPyuI/AAAAAAAAAHI/d90URCRjODo/s320/dasaswamedh.jpg" width="251" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;arasından Dasaswamedh Ghat’a ve her akşam üstü gösterilerin yapıldığı merdivenli bölüme geliniyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Biz buralarda biraz dolaştıktan sonra yemek yedik, çatak çotak fotoğraf çekmemize dayanamayan hafıza kartlarımıza bir yenisini daha ekledik ve biraz dinlenmek için otele döndük. Zaten babam iyileşse de hala kendini halsiz hissediyordu. Biraz dinlenelim de akşamüstü yine çıkarız dedi. Çünkü akşamüstü saat 6 civarında Evening Puja denen gösteri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evening Puja, sabah pujası ve bunu görmek için yapılan kayık gezisiyle birlikte, Varanasi’de yapılacak en önemli şey olarak sayılıyor. Mesela Varanasi’de kaç gün kalacağımızı hesaplarken biz de dedik ki işte sabah gidiyoruz zaten. O günün akşamı Evening Puja’yı seyrederiz, ertesi sabah da kayık turu yapar sabah pujasını görür gideriz. Halbuki burası çok güzel. Yani daha Kalküta ve Mumbai’yi görmedik ama burası herhalde Hindistan’da geldiğimiz en ilginç yer olacak. İyi ki trenlerde bir terslik olmuş da burada fazladan bir gün daha kalmışız. Gerçi o bir fazladan gün de babam hasta olduğu için fazla gezmedik ama yine de insan daha fazla kaldıkça daha fazla görmüş gibi hissediyor:) Zaten durdukça da gerçekten daha çok şey görüyor insan çünkü burada her yer ilginç bir şeylerle dolu. Biz Varanasi’yi çok beğendik yani işte:)İyi ki gelmişiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam ve sabah yapılan gösteriler, insanların yaptıkları falan tabii çok ilginç ama Varanasi’nin &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v14.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 251px; CURSOR: hand; HEIGHT: 294px" height="366" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v14.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;kendisi de gerçekten çok ilginç. Mesela bugün akşam bir adam bize namaste dedi:)Namaste bir selamlaşma sözü. Ama merhaba gibi değil de daha geniş anlamlı bir şey denebilir. Yani işte gelen de giden de namaste diyor. Sonra teşekkürler gibi de kullanılabiliyor. İyi niyet belirten bir selamlaşma sözü işte. Sadhu gibi görünen bir adam da bugün bize namaste dedi işte, biz de ona dedik:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ben namasteyi bırakayım da akşam pujasını da anlatayım, sonra da uyuyup gideyim:)&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Otelde birkaç saat dinlendikten sonra saat beş buçuk gibi çıkıp, Ganj kıyısından yürüyerek merkez ghata, yani, Dasaswamedh’e gittik. Yol boyunca neredeyse herkes kayık ister misiniz diye sordu. Hepsini atlatıp merkez ghata kadar yürüdük. Bu arada akşamüstü Ganj kıyısı gerçekten çok güzel görünüyordu. Bir sürü güzel fotoğraf çektik. Ama bir iki saat önce çok daha güzeldi herhalde.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/yBgG7q6tM4A" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Dasaswamedh Ghat’a vardığımızda insanlar merkez ghatın merdivenlerine ve ortaya koyulan merdivenlere oturmuş, önlerinde kurulmuş sahnedeki gösterinin başlamasını bekliyordu.&lt;/span&gt; Baktık pek oturacak yer yok, biz de bir kayıkla anlaşıp kayığımızla birlikte hemen kıyıdaki yerimizi aldık:)Bazı kayıklarda bir sürü insan birlikte oturuyordu. Biz herhalde son dakikada geldiğimiz için boş bir kayık bulduk, hem de 3 kişi Rs100’e, yani daha önce fiyat verenlerden çok daha ucuza. Kurulduk kayığımıza, kameramızı çıkardık, bekledik. Saat altı buçuk gibi gösteri başladı. Aslında saati güneşin batışına göre her gün değişiyormuş. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Yedi tane adam karşımızda onlar için yapılmış yükseltilere çıktılar, ellerinde duman çıkaran bir şeylerle önce dört tarafa döndüler, ondan sonra yine döne döne başka hareketler yaptılar. Tabii biz neyin ne anlama geldiğini bilmediğimiz için böyle anlatınca biraz saçma oluyor. Altta çektiğimiz videonun bir kısmı var, siz oradan bakın en iyisi, ben daha fazla komik tarif yapmayayım:)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/ivroYfUwJp0" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gösteri 40 dakika kadar sürdü. Biraz turistikti tabii ama çok değişik bir şeydi. Yani oraya dünyanın bir ucundan gelmiş bir turist daha başka ne ister ki:) Yani biraz tanıdık bir şey olsa insan çok turistik falan diye şikayet eder belki ama bize çok farklı ve yabancı geldiği için gösteri ilgimizi çekti açıkçası. Turistikse de turistik ne yapalım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu arada gösterinin iki yanında pek turistik olmayan iki etkinlik daha vardı. Sol yanımızda bir teknenin içine doluşmuş insanlar sürekli aynı sözleri söyleyip, tef gibi bir şeyler çalarak bir tören yapıyordu. Bu biz oraya vardığımızda, yani saat altı gibi çoktan başlamıştı ve dokuz civarında otele dönerken hala sürüyordu. Sağ tarafımızda da bir televizyon Varanasi halkını toplamış yayın yapıyordu. Kocaman bir sahne kurmuşlar, sanatçılar çıkıyor, herkes alkışlıyor, kamera seyirciler arasında dolaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ilginç bir durumdu aslında. Solda gayet ciddi, kendilerini bir tekneye kapatmış saatlerce ibadet eden(sanırım:)) insanlar ve onların dünyası, ortada hafif turistik gösterimizle, bu dünyayla soldaki dünya arasındaki bağları, bu insanların ne yaptığını, neden yaptığını çözmeye çalışan biz, sağda da kendi alemindeki televizyon dünyası ve şarkıcıları:) İyi ki kafamız yerindeydi yani. İnsan biraz sarhoş falan olsa herhalde ben kimim, bu dünyanın anlamı ne, her şey boş falan gibi bir duruma geçiverir bir sağa bir sola bakarken:) Üçü de nasıl canlı ama. Soldakiler zaten çoktan kendinden geçmiş, çırpınıp duruyor, bizimkiler koskoca gösteri yapıyorlar, bütün merdivenler, kıyı her yer insanlarla dolmuş, müzik bangır bangır, e sağdakiler de aynı, turist olmayan herkes toplanmış sahnedeki şarkıcıları, gösterileri seyrediyor. Tabii herkes bu kadar canlı olunca da üç olayın da sesleri sürekli birbirine karışıyor. Bir hare ramalar bizim müziğimizi bastırıyor, bir biz sağdaki televizyonun şarkısına karışıyoruz, bir sahnedeki adamın bağırması iki gösterinin de sesinin önüne geçiyor. Zaten kayıktayız, üç gösteri de hemen yan yana önümüzde sıralanmış, insan bir şaşırıyor yani, ne farklı dünyalar var diye:) Neyse. İçmeden sarhoş oldum ben herhalde:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağğ bu arada yandaki televizyonun bizim gösteriye müdahalesi sadece müzikle de kalmadı. Bir ara orada sahneye çıkacak olan bir çok ünlü bir Hintli sanatçı bizim tarafa geldi:)Bizim gösterimiz turistik hale gelsin diye biraz abartılsa da yine de önemli bir olay. Ne de olsa Ganj turistik olsa da yine kutsal Ganj, Puja zaten çoğu Hintlinin her gün evinde ya da şanslıysa Ganj gibi kutsal bir yerde yaptığı ibadet. Tabii yan tarafın sanatçısı da fırsatı kaçırmadı. Gösterinin bitmesinden sonra bir çok Hindu toplanıp içinde mum yakılan küçük tabaklardan aldı. Onları kıyıdan suya bırakıp dua ettiler. Bu küçük fenerler sönmeden ne kadar kalır ve uzağa giderse onu suya koyan kişinin hayatı o kadar uzun olacak demek oluyormuş. Bizim yandan gelen sanatçı da hemen gösteri bitince koşup bir fener attı tabii Ganj’a. Yan kayığımızda duran Hintli küçük bir kız onu görünce o kadar heyecanlandı ki, görmek için o kayıktan o kayığa geçerken az daha mis gibi tertemiz Ganj’a düşüyordu:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyleyken böyle. Bugün çok güzel geçti. Varanasi çok ilginç bir yer ve seyrettiğimiz gösteri de çok güzeldi. Yarın sabah da kayıkla gezinti yapacağız, o da çok güzel olacak herhalde, bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pujanın ne demek olduğunu da kendi anladığım kadarıyla bir anlatayım uyumadan. Çünkü baktım habire puja puja demişim ne anlattığım belli değil. Puja, Hinduların tanrılarına saygılarını sunmak için gerçekleştirdikleri ritüele verilen isim. Yani dua etme şekilleri. Her gün evde sabah ilk iş, akşam, yıkandıktan sonra, ya da festival gibi bazı önemli günlerde yapılabiliyor. Farklı şekilleri ve aşamaları var ve tabii biz bunları bilmediğimiz için anlayamıyoruz. Ama dışarıdan görüldüğü kadarıyla dua edip, bir mum yakıyorlar ve onu ya evlerinde hazır duran kutsal bir noktaya ya da bugünkü gibi Ganj’a sunuyorlar. Böyle bir şey işte:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/15102006.htm"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-8388944824165199384?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/8388944824165199384/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=8388944824165199384' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8388944824165199384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8388944824165199384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-11-15-ekim-2006-varanasi.html' title='Hindistan 11: 15 Ekim 2006-Varanasi'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RbIU-HcPyrI/AAAAAAAAAGw/R2zwhaawt_Y/s72-c/15.10.2006+09_23_0001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-1379676678258583567</id><published>2007-01-17T01:24:00.001-08:00</published><updated>2007-01-17T02:55:02.943-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='varanasi'/><title type='text'>Hindistan 10: 14 Ekim 2006-Varanasi</title><content type='html'>Bugün Varanasi’deki ilk günümüz ve burası çok güzel. Haa bir de bugün sahte otel şebekesi tarafından kaçırıldık:)Neyse baştan anlatayım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren yolculuğu güzel geçti. Zaten trene biner binmez herkesin uyuduğunu anlatmıştım. Biz de onların arkasından sivrisinek kovucuları sürüp yattık ve sabaha kadar da bir güzel uyuduk:)Hem de hiçbir sivrisinek tarafından ısırılmadan:)Sabah kalktık, görevliler kahvaltı ister misiniz diye sorup acılı vegetable cutletlerden getirdi:) Artık kahvaltıda acı yemeye alıştım galiba:) Eve dönünce de sabahları acı bir şey isteyecek canım bir şey değil:)Neyse işte, acı cutletleri, getirdikleri tatlı ketçaba batırıp yedik. Biraz da yanımızdaki şeylerden yedikten sonra oturup camdan dışarıyı seyrettik. Gündüz tren yolculuğu güzel oluyormuş. Daha çok yeşillik görünüyor camdan ama olsun, yine de ilginç geliyor insana.&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/4Vev33V00X8"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/4Vev33V00X8" type="application/x-shockwave-flash" width="600" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren sonunda saat 11 gibi Varanasi’ye vardı ve tabii yine trenden inmemizle otelci adamların &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Ra3rw3cPyqI/AAAAAAAAAGk/Em2ER2fZmo4/s1600-h/varanasitren.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020928384336644770" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="212" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Ra3rw3cPyqI/AAAAAAAAAGk/Em2ER2fZmo4/s320/varanasitren.jpg" width="295" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;üstümüze saldırması bir oldu. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bir de bu sefer rezervasyon yaptırmadan gelen bir tek biz vardık galiba trende, diğer turistler onları karşılayanlarla gidince bütün adamlar bizim etrafımıza toplandı tabii. &lt;/span&gt;Bizim gideceğimiz bir otel var diyoruz, gelmeden önce aradık diyoruz adamlar anlamıyor. İlla sizin otelin olduğu sokaklar çok dar, oraya rickshaw girmez biz sizi bizim otele götürelim diye tutturdular. Sonra bugün gezerken gördük ki yok öyle bir şey tabii. Bunların işleri güçleri yalan. Halbuki dese ki bizim otelin etrafı daha temiz pak, sakin falan, belki de insan gider. Ama öyle saçma sapan yalanlar söylüyorlar ki insan anlıyor haliyle, ondan sonra da gideceği varsa da gitmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse. Adamlar habire bizim otelin oraya rickshaw girer falan deyip durunca, onların otelinin ghatların olduğu kısımda değil de arka kısımda olabileceği geldi aklımıza bir anda. Gelmeden önce okumuştum. Ganj kenarında olmayan daha yeni, iyi durumda oteller de var burada. Ama biz gezeceğimiz yerlere yakın bir otelde kalıp, canımız istediğinde çıkıp yürüyerek ortada dolanmak istediğimiz için Ganj kıyısındaki, ghatların oradaki otellerden birinde kalmaya karar vermiştik. Adama otelinin nerede olduğunu sorduk, arka tarafta olduğunu duyunca da nonono diyerek kaçmaya başladık:) O sırada kapıya da ulaşmıştık artık, adamlar arkamızdan o zaman bilmemne oteline götüreyim falan derken istasyondan çıktık sonunda. Ama tabii kurtulamadık:) Bu sefer de rickshawcular geldi. Birine adresi söyledik. O da tutturdu oraya rickshaw girmez diye. Haydaaa. Biz o adamla, giriyor biliyoruz falan diye uğraşırken başka biri geldi, o adam deli siz onu bırakın, ben sizi söylediğiniz otele götürürüm deyip bindirdi bizi arabasına. Bir yandan da adamla hala tartışıyor gibi bir şeyler söylüyor falan. Hep aynı numara aslında:) Önce biri takılıyor peşinize, siz ona kızınca öbürü gelip sizi onun elinden “kurtarıyor”:) adamla kavga edip, bir kahraman edasıyla sizi istediğiniz yere, daha doğrusu kendi istediği yere götürüyor:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan gezmiyor da burada yaşıyor olsa gerçekten çok rahatsız olur herhalde. Sürekli nasıl kandırsak da kazıklasak diye yaklaşıyorlar insana. Belki de bize rastlamadı bilmiyoruz ama neredeyse iki hafta oldu, daha bir çıkarı olmadan bize bir kelime bile söyleyen olmadı. Ya yalan söylüyorlar, ya numara yapıyorlar, ya birazdan götürmeye çalışacakları dükkan için güven oluşturmaya çalışıyorlar. Bir de şimdi bu şebeke çıktı başımıza işte:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bindik rickshawa, adam içimizi rahatlatsın da şöyle bizi rahatça bir kandırsın diye “ooooo, sizin otel çok güzel, yolu da güzeeel, very gooood” demeye başladı:)Biz şüphelendik tabii. Ne de olsa tecrübeliyiz artık:) Adamlar iyi şeyler söylemeye başlayınca, hele bir de ailesi ve çocukları olduğunu anlatmaya başlayınca o adam kesin insana istemediği bir şey yaptırmak istiyor:) Tamam da Bizi otele götürürken ne yapabilir ki. Olsa olsa otelciden komisyon alıp, sonra da bizi şehir turuna çıkarmak isteyecektir, onun için güven çalışması yapıyordur falan. Diye düşünüyorduk:)Meğer Varanasi, bu turist kazıklama konusunda diğer şehirlerin bayağı önündeymiş:) Bunlar öyle komisyonla falan uğraşmıyor, koskaca şebeke kurmuş organize çalışıyorlarmış:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları, adam Schindhia diye Sandhia otelinin önünde durup, geldik işte deyince anlayabildik tabii:) Adamlar otellerin sahtesini yapmış:)Hem de galiba hepsinin:)Yani en azından turistler arasında adı duyulan, lonely planet’a falan çıkanların sahtesini yapmışlar. İnsanları da ayarlamışlar. Kimse bir şey söylemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam bizi ismi farklı bir otele sokmaya çalışınca, biz de etraftaki insanlardan nerede olduğumuzu öğrenip, buranın bizim istediğimiz yer olmadığını söylemek istedik. Annem de güvenilir bir adamdır diye kapısının önünde oturan 60 yaşlarında bir eczacıya caddenin adını sormaya gitti. Adam cevap vereceğine sırıta sırıta bakıp arkadaşına dönmüş, bir şeyler söylemiş ve birlikte gülmüşler:(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine biz de başkalarıyla uğraşmayı bıraktık, tamam deyip çıktık yukarı, haritadan gitmek istediğimiz yeri otelciye gösterdik. Baktı çok ısrar ediyoruz o da kendi otelinin yerini gösterip, başka bir yer olduğunu kabul etti. Rickshawcu da bir anda sanki iki saattir burası sizin otel diye tutturan kendisi değilmiş gibi “ağğ eveet, farklı burası, şimdi götürüyorum sizi istediğiniz otele” demeye başladı:) Annem bir ara siz en iyisi bizi bir polise götürün dedi, adam biraz korksun diye. O da cevap olarak tabii götürürüm dedi pişkin pişkin:)Herhalde polisin de sahtesi var bunlarda:) Forumlarda okumuştum zaten. Trenlerde falan mesela, ya da yolda, bir anda gelip bir suç işlediğini iddia edip tutuklayacaklarını söylüyorlarmış. Bayağı üniformalı, kimlikleri, kartları falan olan sahte polisler. Ondan sonra da sizi bırakmak için rüşvet istiyorlarmış. Tabii şimdi Hindistan’ın bir de uyuşturucu durumu var. Hele Varanasi’ye neredeyse cebinde esrarı olmayanı almıyorlar:) O yüzden bu gibi şeyleri yapmaları daha kolay oluyordur herhalde. Tabii bizim çekirdek aile halimizden bir şey çıkaramayacakları belli olduğu için böyle bir şeyler yapmadılar neyse ki, ama tek başına dolaşan bir sürü turisti bir deniyorlardır herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamla itişe kakışa bindik yine rickshawa. Aslında binmeyip kendi kendimize debelenmemiz lazımdı ama işte babam trenden indiğinden beri iyice hasta olmuştu, uzatmayalım dedik. Biraz gittik, adam şu sağda bir otel daha var, onu da göstereyim beğenmezseniz sizinkine gideriz dedi. Babam öksürmeye falan da başlamıştı. Kendini halsiz de hissetmeye başlayınca, tamam dedik adama, otele baktık, yerleştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yogi Lodge diye bir otelde kalıyoruz şimdi. 3 kişi bir gece Rs500. Bu da diğer oteller gibi. Banyosu, sıcak suyu, televizyonu, havalandırması falan var. E yeri de iyi. Hemen Ganj’ın arkasındaki ana caddenin üstünde. İyi çıktı yani otelimiz:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otele yerleşir yerleşmez babam yattı. İyileşmek için bütün gün uyudu. Biz de annemle biraz uyuduk, ama saat dörde doğru çıkıp etrafta ne var ne yok diye bir bakındık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v18.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 239px; CURSOR: hand; HEIGHT: 332px" height="357" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/v18.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Ana yoldan sola doğru giden genişçe bir sokaktan girdik ve Ganj’a çıktık. Oradan da merkez ghat olduğunu tahmin ettiğimiz yere kadar yürüyüp geri döndük. Şimdi zaten tek başımıza dökülmüşüz ortalığa, hava da kararmış, fazla dolanıp kayıp falan olmayalım diye her yeri dolaşmadık ama gördüğümüz kadarıyla burası Hindistan’da şimdiye kadar geldiğimiz en güzel ve ilginç yer. Her yerden değişik bir şeyler çıkıyor, her şey çok renkli, hem de herşey yürüyüş mesafesinde. Bakalım, yarın daha iyi anlarız gerçekten bugün göründüğü kadar güzel bir yer mi, ama galiba öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Az daha gelmeyecektik Varanasi’ye. Çünkü Delhi’ye, Jaipur’a ve Agra’ya çok uzak. Ama sonra dedik ki bir kere gidiyoruz şuraya, e bir daha benim bedava biletim de olmayacak, bari her yerini gezelim rahat rahat. İyi ki de böyle demişiz de Varanasi’ye gelmişiz:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik bu kadar. Yarın daha çok gezersek ben de daha çok şey anlatırım artık:)İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/14102006.htm"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-1379676678258583567?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/1379676678258583567/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=1379676678258583567' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/1379676678258583567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/1379676678258583567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-10-14-ekim-2006-varanasi.html' title='Hindistan 10: 14 Ekim 2006-Varanasi'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Ra3rw3cPyqI/AAAAAAAAAGk/Em2ER2fZmo4/s72-c/varanasitren.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-8535393344244900078</id><published>2007-01-13T05:56:00.000-08:00</published><updated>2007-01-17T01:31:32.447-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='agra'/><title type='text'>Hindistan 9: 13 Ekim 2006-Agra</title><content type='html'>Bugün Agra’daki son günümüzdü. Agra’nın biraz dışındaki Fatehpur Sikri’yi de gördük ve Agra’da gezilecek yerleri böylece bitirmiş olduk:) Galiba her şehir için tam gereken zamanı ayırmışız evde plan yaparken, çünkü şimdiye kadar planladığımız her şeyi yapabildik. Zaten hepsi küçük şehirler olduğu için iki üç gün, gezilecek yerleri rahat rahat dolaşıp, biraz da ortada öylesine dolaşıp, oranın havasını anlamak için yeterli oluyor. Tabii sadece turist olarak:)Zaten Hindistan’da daha fazlasını da bünyemiz kaldırmaz herhalde:) Neyse:)Bugün ne yaptığımızı fazla uzatmadan anlatayım, çünkü şu anda Varanasi’ye giden trendeyiz ve tek ışık burada yandığı için trendeki bütün sivrisinekler tepeme toplanmış durumda:)&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/w-9toIu8Oz4" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Sabah 9 gibi otelden çıkıp kapının önünden bir rickshawa bindik ve Fatehpur Sikri’ye giden otobüse binmek için Idgah Bus Station’a gittik. İstasyona gidelim deyince rickshawcu hemen uyandı tabii:)Fatehpur Sikri’ye mi, rickshawla gitmek istemez misiniz falan diye sormaya başladı. Yolda bir de arkadaşını bindirdi yanına, bu ikisi biz inene kadar konuştu durdu taksi daha rahat, onu istemezsen minibüs var, pahalıysa rickshaw olsun, bıdı bıdı bıdı.. Halbuki ben gelmeden önce rickshawların Fatehpur Sirki yoluna çıkmasına izin verilmiyor diye okumuştum ve yolda giderken de hiç rickshaw görmedik. Yani muhtemelen adamlar yine bizi kandırmaya çalışıyordu:) Rickshawa tamam desek ağğğ hayallah ricshawcu bir yere kadar gitmiş, taksi verelim falan diyeceklerdi:) Neyse, biz zaten otobüsle gitmek istiyorduk, o yüzden adamlara hayır deyip istasyonda indik, Fatehpur Sikri otobüsünü bulduk, bir güzel içine yerleştik:) Ön tarafta oturan uzun boylu adam ve bütün yol hiç susmadan konuşan kız arkadaşıyla, yan &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/otobusici.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 279px; CURSOR: hand" height="212" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/otobusici.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;taraftaki fotoğraf makineli sevinçli İngiliz amca dışında tek turist bizdik:) Zaten herhalde turistler genellikle otobüsle falan uğraşmayıp taksiyle gidiyor Fatehpur Sikri’ye. E bir çoğu da Delhi’den günübirlik turlarla geliyor zaten. Yandaki fotoğrafı otobüs dolmadan çekmiştim. Sonra biraz doldu ama genel olarak böyle bir görüntüydü işte:)Karşıdaki adam da “şu elimde görmüş olduğunuz….” Satıcısı:)Bir şeyler anlattı Hintçe ama kimse ilgilenmeyince indi gitti.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte. Otobüsle sallana sallana Fatehpur Sikri’ye vardık:) Fatehpur Sikri, aslında iki ismin birleşmesinden oluşuyormuş. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Fatehpur yeni şehirmiş yani bu oturan adamların baktığı yer:)&lt;/span&gt; &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rajnr3cPyoI/AAAAAAAAAGM/nL7dpNGRX9Y/s1600-h/fatehpur.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019516525507234434" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="190" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rajnr3cPyoI/AAAAAAAAAGM/nL7dpNGRX9Y/s320/fatehpur.jpg" width="279" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Sikri de eski şehir. Bizim turistçikler olarak gezeceğimiz kısım tabii eski kısımdı:)Otobüsün durduğu yerin hemen arkasındaki tepeye kendimizi vurup, yukarıdaki eski şehre tırmandık. &lt;/span&gt;Sonra inerken &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RajoCncPypI/AAAAAAAAAGU/A53FQPrDtx8/s1600-h/jamamasjid.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019516916349258386" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="288" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RajoCncPypI/AAAAAAAAAGU/A53FQPrDtx8/s320/jamamasjid.jpg" width="202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;gördük ki bir merdiven varmış oraya çıkan ama biz o zaman bilmiyorduk:) Bu arada aşağıdayken birisi yanımıza gelip rehber ister misiniz demişti. Biz de tamam demiştik. Çünkü birkaç yerde Fatehpur Sikri çok karışık, rehber tutun falan diye bir şeyler okumuştum. O yerlerde sahte rehber tutmayın da diyordu tabii de, sahte olup olmadığını nereden anlayacağımızı söylememişlerdi:) Baktık adamın boynunda resimli falan bir kimliği var, üstünde rehber yazıyor, Rs50’ye anlaştık. Adam da bizi Jama Masjid’de gezdirip, tamam gezdiniz diye çıkardı. Sonra fark ettik ki bir kısım daha varmış gezilecek:)Adam herhalde korsan rehberdi, o yüzden bizi asıl biletle girilen kısma sokmadan camide dolandırıp çıkardı:) Biz de dolaşırken hep konuştuk durduk, nesi karışık buranın, niye rehber tutacakmışız ki falan diye:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada rehber o kadar konuşkandı ki şöyle bir rahat rahat etrafa baktırmadı:)Sürekli bir şeyler anlatıyor, dinlemeyip başka bir şeyle ilgilenirsen illa dinletmek için insana yaklaşıyor, bir &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a3.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 267px; CURSOR: hand; HEIGHT: 286px" height="290" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;rahat vermiyor yani:)&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bir sürü de hikaye anlattı. Ama sanki anlattıkları doğru değildi gibi geldi bize. Mesela Jama Masjid’in pencerelerine oyulmuş şekillerde hem haç, hem hilal, hem de lotus çiçeği varmış, böylece üç din birleşiyormuş falan. Bilmiyoruz belki de doğrudur ama sanki uyduruyor gibi geldi bize:)&lt;/span&gt; Yine de dinledik tabii napalım, adam asabi:) Dinlemezsen gözünü dikip bakıyor ters ters:) Acaba bu burada genel bir davranış mı ki. Jaipur’daki ricksahwcu da bir şey anlatırken yüzüne bakmayınca gözünü dikiyordu insana. Hayır anlamıyorlar ki biz oraya etrafı görmeye gelmişiz:)İlla o konuşurken gözünün içine bakılacak, can kulağıyla dinlenecek, mümkünse not alınacak:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatehpur Sikri’yi gezdiğimizi sanarak, sadece onun içindeki bir kısım olan Jama Masjid’i dolaşmamız bitip, asabi rehberimizin zorla mermer olduğunu söyleyerek sattığı kumtaşından mumluğu da aldıktan sonra, tekrar aşağı inip otobüse bindik:) Dönüş yolu biraz sıcak oldu gerçi ama yine de rahattı. Halbuki pişmeyelim diye şöföre sorduk oturmadan önce, hangi taraf güneş oluyor falan diye. Adam da sağa oturun dedi, oturduk. Güneş de bütün yol sağdaydı:)Yani bilmiyorum dese çatlar sanki:) İlla cevap verecek:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse:) Fatehpur Sikri’nin bir kısmını da görmüş olduk böylece:) Agra’ya dönünce yemek yedik, otele gittik, toplandık, tren istasyonuna gittik, şimdi de trende, Varanasi yolundayız:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varanasi aslında Hindistan’a gelen çoğu insanın gittiği bir yer, ama herhalde genelde Delhi’den falan gidiyor insanlar. Ya da belki uçakla gidiyorlardır. Çünkü istasyonda tren bekleyen yabancı, bir biz vardık bir de üç Amerikalı. Diğerleri bohçalarının üzerinde oturmuş bekleyen Hintli kadınlar ve çocuklarıydı. Zaten istasyon çok karanlıktı ve yiyecek içecek satılan bir yer de yoktu. Pek kullanılmayan bir istasyon herhalde. Idgah İstasyonu. Neyse nasıl olsa tren şimdi gelir falan derken, bir de rötar yaptı tren, bir saat ayakta bekledik şimdi gelecek, şu gelen o mu ki acaba falan diye:) Aslında fazla rötar yapmadı da işte oturacak düzgün bir yer olmadığı için, ayakta dur dur sıkıldık biraz. Neyse sonunda geldi tren, koşuşarak hangi kapıdan bineceğimizi bulduk ve bindik. Oturarak giderken çok önemli değil de tabii yataklı trende doğru yere binmek önemli. Yanlış yere binip sabaha kadar ayakta kalmak da var:) Bir de meğer aradaki kapıları da kapıyorlarmış, tren hareket edince. Yanlış yere binse kalacak insan yani:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bindik trene işte, şimdi de Varanasi’ye doğru yola çıktık. Birazdan ben de uyurum artık, çünkü burada herkes trene biner binmez yatağını yapıp uyudu:)Biz de halbuki yanımıza kek, cips falan almıştık. Trene binince yeriz, biraz zaman geçiririz falan diye:) Meğer geçirecek zaman falan yokmuş. Trene biner binmez uyuyormuşsun zaman da kendi kendine geçiyormuş:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyleyken böyle:)Bugün biraz kısa keseyim çünkü tepemde vızıldayan sivrisinekler üstüme üstüme dalışa geçtiler. İyi ki deli gibi hangi sivrisinek kaçırıcıyı bulduysak almışız. Yoksa şimdi uyuyamazdık korkudan herhalde. Hangi sivrisinek Chikungunya yapıyor, hangisi bildiğimiz sinek anlamıyor ki insan. Bacakları enine çizgiliymiş. Nasıl bakacaksak:)Herhalde “kardeş şu bacağını bi uzatıversene, sokmadan önce sana zahmet” falan diye bacak kontrolü yapmamızı bekliyorlar:) Neyse ki yanımızda bin bir çeşit sivrisinek kaçırıcı var yani. Bileklikler bileğimizde zaten. Spreyle kreme de bir güzel bulandık:)Bir de bir tarafı yapışkanlı okaliptüslü bantlar var yanımızda. Onları da adamların treninin sağına soluna yapıştırdık, huzura kavuştuk:) Şimdi tshirtü de kafama çeker uyurum artık rahat rahat:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/13102006.htm"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-8535393344244900078?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/8535393344244900078/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=8535393344244900078' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8535393344244900078'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8535393344244900078'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-9-13-ekim-2006-agra.html' title='Hindistan 9: 13 Ekim 2006-Agra'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/Rajnr3cPyoI/AAAAAAAAAGM/nL7dpNGRX9Y/s72-c/fatehpur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-8716281286237206843</id><published>2007-01-11T02:20:00.000-08:00</published><updated>2007-01-11T14:56:58.253-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='agra'/><title type='text'>Hindistan 8: 12 Ekim 2006-Agra</title><content type='html'>Tac Mahal’i gördük:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sabahın altısında kalkıp bindik rickshawa, tıngır mıngır Tac Mahal’in kapısına gittik. Daha doğrusu kapısının yakınlarında bir yere. Çünkü kapının önüne kadar rickshawlar gidemiyormuş. Biz de bir 100 metre kadar önce inip kapıya doğru yürüdük. Bu arada da Lonely Planet’ın kitabında ve forumlarda herkesin bahsettiği Tac Mahal manzaralı denen otellerin bazılarını görmüş olduk. İçleri nasıl bilmiyoruz tabii de dışları pek şahane değildi:) İyi ki Tac Mahal manzarası falan diye tutturmayıp bizim otele gitmişiz, yoksa şimdi fıldır fıldır otel arıyor olacaktık herhalde:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol üstünde gördüğümüz oteller biraz fazla küçük ve eski görünüyordu ve kimse binaya yaklaşmasın diye uğraşıyor gibi görünen bir maymun çetesi tarafından ele geçirilmişlerdi:) Hepsi böyle değildir herhalde bilmiyoruz da bizim gördüklerimiz pek otele benzemiyordu yani. Zaten Hindistan’daki otellerde penceresiz oda diye bir şey var. Burada fiyatlar tuvalet ve banyodan çok pencere ve havalandırma olup olmamasına göre değişiyor. Bunların olup olmamasına göre bazen bir yerde Rs100’e de kalınabiliyor Rs1000’e de. Neyse ki şimdiye kadar penceresiz bir odaya rastlamadık. Daha önce Hong Kong’da başımıza gelmişti çünkü, mecburen “gece açık hamburgerciler ekseninde Hong Kong’un gece hayatı, uyuşturucu satıcılarının çalışma şekli ve sorunları” başlıklı çalışmamızı yapmak durumunda kalmıştık sabaha kadar:) Sabaha kadar bir biz vardık hamburgercide bir de işte o telefonu çaldıkça motosikletle hemen bir yere kadar gidip gelen siyah deri ceketli adam ve arada bir gelip giden arkadaşları:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse:) Tac Mahal’in kapısına ulaştık ve biletimizi aldık. (Bu arada 3 kişi otele Rs500 verdik, Tac Mahal’e bir kişi Rs750’ye giriyor. Koskoca Tac Mahal tabii:)) İçeri hiçbir şey sokmuyorlar. Kalem, su, ciklet, leke bırakacak ne olursa işte. Gerçi pek üstümüzü aramadılar ama cama yazmışlar yasak diye. O yüzden de bari insanlar susuz kalmasın diye düşünmüşler, biletle birlikte bir şişe de su veriyorlar:)Bir de Tac Mahal’in içindeki mezar kısmına girerken kullanmak için galoş. Ondan sonra da hafif bir güvenlik kontrolünden geçip iç avluya giriyorsunuz. Burada saat dokuzdan sonra, Delhi’den çıkan turist grupları gelmeye başlayınca çok kuyruk oluyormuş. Biz girdiğimizde daha saat yediydi. Kimse yoktu. Ama gerçekten birkaç saat sonra ortalık kalabalıklaşmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat yediydi, kalabalık yoktu ama biz de film çekimine rastladık içeri girerken:) Bir koltuğu eksik olan Japon bir yönetmen ve ekibi, bir adamcağızı turuncu bir beze sarmalamışlar, eline de bir sopanın ucuna bağlı bohça gibi bir şey vermişler, Tac Mahal’in kapısında bir sağa bir sola yürütüyorlardı:) Bir gün televizyonda falan bugün çekilen filmi görürsek ağğğ biz de oradaydık deriz artık:) Neyse. Adam kapıdaki yürüyüşünü bitirip, bu sefer de herkesin çektirmek için itişip kakıştığı ünlü Tac Mahal fotoğrafı noktasında yürümeye başlayınca, zaten aceleyle hemen gezip gitmeye çalışan 40 kişilik bir turist grubu gologologogogloglgo diye özetlenebilecek şiddetli bir ses çıkararak yönetmenin etrafını çevirdi:) Bu sabah sabah enerjik ve de sinirli grubu gören ekip de kenara çekildi neyse ki:) Hadi bizim zamanımız var bekleriz de, gruplar için gerçekten de hiç hoş bir durum değildi. Gelmişler dünyanın bir ucundan TacMahal Tac Mahal diye. Zaten 40 kişinin 40’ı da sırayla aynı noktada durup arkasında Tac Mahal’le fotoğraf çektirecek, e zamanları da az. Saatlerce burada kalacak değiller. “Gologloglgolo”da haklıydılar yani:) Hem zaten sabah güneş doğarken daha güzel oluyormuş Tac Mahal, turistlerden biraz önce gelip çekseymiş onlar da. Ağğğ! :)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a14.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 277px; CURSOR: hand" height="350" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a14.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film çekimini atlattıktan ve öfkeli turist grubunun geçmesini bekledikten sonra biz de kendimize bir "ünlüüü su yansımalı Tac Mahal fotoğrafı" çekip dolaşmaya başladık:) &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bir Tac Mahal fotoğrafının en önemli öğesi olan:) bu küçük havuzlarda, aslında fıskiyeler çalışıyormuş normalde. Ama tabii o zaman ne yansıma kalıyor ne birşey. O yüzden de arada fıskiyeleri kapatıyorlarmış ki &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a15.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 229px; CURSOR: hand" height="339" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a15.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;insanlar fotoğraf çeksin rahat rahat. Neyse ki biz oradayken fıskiyeler kapalıydı da bir sürü yansıma fotoğrafı çektik, çok mutluyuz:)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeterince yansıma yakaladıktan sonra giydik galoşlarımızı, bahçeden Tac Mahal’e çıktık. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Tac Mahal güzel tamam, ama etrafındaki koskocaman boş alan da bu güzelliğinde çok etkili galiba. Etrafında o kadar geniş bir alan var ki, yürüyen herkes haliyle karıncaya dönüşüyor, Tac Mahal de kocaman zaten. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a4.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 248px; CURSOR: hand; HEIGHT: 295px" height="319" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;İnsan bir bakıyor, kocaman, güzel, beyaz bir bina ve karıncalar:) Etkileniyor tabii:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tac Mahal’i gezerken bir rehber tutmadık biz. O yüzden de Tac Mahal hikayelerini çok bilmiyoruz. Zaten o hikayeler her yerde de var aslında ama yanımızdaki adam anlatırken bir ara bir şey duyduk. Onu anlatayım bari. Tac Mahal'in en içteki mezar kısmının duvarlarındaki taşlar dünyanın dört bir yanından Tac Mahal için getirilmiş. Mermer oyulduktan sonra bu değerli ve yarı değerli taşları mermere gömmüşler. Zaten bu mermere kakma işi Agra’nın en önemli hediyelik eşya konusu. Tac Mahal’in dış duvarları da iç duvarları da beyaz mermere kakma taşlarla süslü. O yüzden Agra’da bir sürü böyle hediyelik eşya satılıyor. Hatta dün rickshawcunun bizi sürüklediği dükkanda küçücük bir kutu sorduk, ucuz bir şeyse alalım bari diye. 300 YTL’ye satılıyordu:) Herhalde Hindistan’da şimdiye kadar gördüğümüz en pahalı şey bunlardı. Daha büyük boy kutuları sormadık artık tabii:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hikaye de ben evdeyken okumuştum. Onu da anlatayım:) Şah Cihan aşkından mı yoksa artık karısının vasiyeti üzerine mi belli değil ama işte Tac Mahal’i yaptırdıktan sonra, karşısına da kendisi için bir mezar &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a7.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 242px; CURSOR: hand" height="333" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yaptırmak istiyormuş aslında. Zaten Tac Mahal’de her şey simetrik. O mezar da Tac Mahal’in simetriği olacaktı herhalde. Aslında ne güzel olurmuş. Onu siyah mermerden yapacakmış, bu da beyaz. Böyle karşılıklı bunlar duracakmış. Ama Şah Cihan kendi Tac Mahal'ini yaptıramadan çocuklarından biri yönetimi elinden alıp, onu da Agra Fort’a hapsetmiş. Bu arada Agra Fort dün gittiğimiz, uzaktan güzel güzel Tac Mahal’i gören yer. Böylece Şah Cihan da işte ölene kadar burada Tac Mahal’e karşı oturmuş durmuş. Sonunda ölünce onu da Tac Mahal’e, eşinin yanına gömmüşler. Bu yüzden de her şeyin simetrik olduğu Tac Mahal’de mezarların olduğu kısım simetrik değilmiş. Gerçekten de baktık değildi:) Daire şeklindeki mezar odacığı içinde ortada bir tabut var, onun bir yanında bir tane daha var. Ama öbür yanı boş olunca daireler, ortalamalar falan bütün denge bozulmuş tabii. Sen yönettin ben yönettim derken yazık olmuş kadının mezarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de yakın zamanda Tac Mahal’in dışına bir hava kirliliği ölçüm aleti koymuşlar. Onun verdiği sonuçlara bakılırsa kadının mezarına yazık olmaya devam ediyor. Hatta bırak Tac Mahal’i, herkese yazık oluyor. Hava kirliliği dolayısıyla Tac Mahal’in mermerleri renk değiştiriyormuş falan ama oradaki göstergeler doğruysa, olay yerinden hemen koşarak uzaklaşsak iyi olacak:) Olması gerekenin çok üstündeydi bütün değerler. Dünden beri boğazımız da ağrımaya başladı. Acaba hava kirliliğinden olabilir mi ki. Babamın sesi de kısılıyor. Neyse ki fazla kalmayacağız ama o yüzden olduysa yazık burada yaşayan insanlara.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaYTTncPymI/AAAAAAAAAF0/ZqqLcv60xWA/s1600-h/cop.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5018720062476896866" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="191" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaYTTncPymI/AAAAAAAAAF0/ZqqLcv60xWA/s320/cop.jpg" width="253" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Burada bir de çöp yakma adeti çıktı başımıza. Herhalde diğer şehirlerde de yakıyorlardır da biz burada otelin önünde yakılınca fark ettik durumu. O yol kenarına yığdıkları çöpleri bütün gün inekler, köpekler, domuzlar falan eşeliyor önce. Aradan buldukları yeşillikleri falan yiyorlar. Akşam da birileri gelip kalan çöpleri yakıyor, hep beraber bir güzel duman içinde oturuyorlar. Şu anda aşağıda yanıyor mesela, bütün koku içeri doldu. Her yer böyleyse hava kirlenir tabii. Kağıtlar, plastikler hepsi birden yanıyor. Bakalım sabaha kadar sürecek mi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a8.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 258px; CURSOR: hand" height="350" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Neyse Tac Mahal böyleydi işte. Güzeldi, insanlar karınca gibiydi, beyazdı, simetrikti, hava kirliliği ölçüm cihazı vardı. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bir de bahçesinde inekler vardı:)Az daha unutuyordum. Dekor olsun diye mi getirdiler bilmiyoruz ama biz çıkarken bahçeye üç dört inek getirdiler. İçeri kalem bile sokmuyorlar ama inekler lalalaaa diye dolaşıyor içeride, bahçeyi yiyerek:) İnekçikler ortada dolanmaya, insanlar da inekli Tac Mahal fotoğrafı için ineklerin üstüne üstüne koşmaya başladı:) Biz de iki tane çekip Tac Mahal’den çıktık:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer farklı bir yerden gidelim diye girdiğimiz kapının karşısındaki kapıdan çıktık, satıcıları nonononono diye püskürtüp etrafta biraz yürüdük. Gelmeden önce forumlarda falan, kanalizasyon sokaklardan akar diye okumuştuk, ama bugüne kadar rastlamamıştık daha. Burada kanalizasyon gerçekten daracık sokağın hemen yanından akıyordu. Bir de burada köpekler biraz sinirli galiba. İlk defa kavga eden köpek gördük. Delhi’de de Jaipur’da da her yer köpek doluydu. Burası da öyle. Ama özellikle Delhi’deki köpekler o kadar sakindi ki, burada kavga eden köpek görünce şaşırdık. Delhi’de her sokakta 20 tane falan köpek vardı. Hepsi de ince, narin yapılı, tazı gibi, burunları ince uzun, küçük kafalı, ince patili, çok güzel köpeklerdi. Sanki tazı karışmış gibi ırklarına. Belki de cinsleri böyledir, bilmiyoruz ama gerçekten çok güzellerdi. Sesleri de çıkmıyor. Hepsi bir yerde kıvrılmış güzel güzel uyuyor:)Nasıl olsa bütün gittiğimiz şehirlerdeki köpekler öyledir diye düşünmüştük ama değilmiş meğer. Jaipur’daki köpekler o kadar ince, narin falan değildi. Buradakiler de kavga etmeye başladı işte. Demek onlar Delhi köpeği:) Ama çok güzellerdi gerçekten. Biraz da açlıktan zayıftılar tabii, ama özellikleri zayıflık değildi yani. Şişmanlasa da öyle incecik olur onlar herhalde. Böyle yassı uzun kafacıkları falan. Tazıya benziyorlardı işte. Keşke bir fotoğraflarını da çekseymişiz. Nasıl olsa sonra çekeriz diye çekmemiştik. Bunlar da başladı kavgaya:)Neyse. Tac Mahal’in çevresindeki sokaklarda biraz dolanıp, saat dokuz gibi rickshawa bindik ve uyumaya otele gittik. Zaten bugünlük gezecek çok yer de kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğleden sonraya kadar uyuduk. Kalkıp yemek yedik ve Agra’nın, ilk gün rickshawcunun bizi &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/kinaribazaar.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 252px; CURSOR: hand" height="356" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/kinaribazaar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;götürmediği pazarlarını dolaşmaya gittik. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Önce Kinari Bazaar’a, yani Agra’nın eski kısmının pazarına gittik. Kinari &lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaYUD3cPynI/AAAAAAAAAF8/5VnP4UA7L9w/s1600-h/kinarib.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5018720891405585010" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="176" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaYUD3cPynI/AAAAAAAAAF8/5VnP4UA7L9w/s320/kinarib.jpg" width="261" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bazaar, Jama Masjid’in çevresindeki dar sokaklardan oluşuyor ve her şeyin satıldığı küçük küçük dükkanlarla dolu. Çorapçılar, plastikçiler, etçiler, kumaşçılar, her şey vardı. Ama çok kalabalıktı.&lt;/span&gt; Biraz dolandıktan sonra bindik bir rickshawa bu sefer de şehrin yeni kısmının pazarına gittik. Yani Sadar Bazaar’a. Nedense herkes Sadar Bazaar çok kötüdür, pahalıdır, gitmeyin falan diyordu. Halbuki bir şey olduğu yokmuş, iyi ki gittik. Dükkanlar pahalı mıydı bilmiyoruz ama zaten dükkan dedikleri bir yabancı marka, bir beyaz eşyacı ve bazı giyim eşyası satan yerlerdi. Çünkü diğerleri zaten bakkal, pizzacı gibi dükkanlar. E beyaz eşya da alacak değiliz herhalde Agra’dan:) İyi ki gitmişiz yani. Burada kaldırım bile vardı:)Kinari Bazaar’dan sonra kendimize arabalardan ve motosikletlerden kaçabilecek bir yer bulmamız çok iyi geldi doğrusu:) Üstüne bir de soğuk kahve içtik mcdonaldsta. Şimdi de oteldeyiz işte, aşağıda yanan çöplerin dumanını içimize çekiyoruz:) Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız temiz olsun:)İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/12102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-8716281286237206843?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/8716281286237206843/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=8716281286237206843' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8716281286237206843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/8716281286237206843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-8-12-ekim-2006-agra.html' title='Hindistan 8: 12 Ekim 2006-Agra'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaYTTncPymI/AAAAAAAAAF0/ZqqLcv60xWA/s72-c/cop.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-1920274080710130412</id><published>2007-01-09T15:25:00.000-08:00</published><updated>2007-01-11T08:38:20.936-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='agra'/><title type='text'>Hindistan 7: 11 Ekim 2006-Agra</title><content type='html'>Agra’ya geldik:) Ama bu seferki tren yolculuğu bundan önceki kadar iyi değildi. 40 derece havada bizi dondurdular:) Tren yeni miydi neydi, bir açtılar havalandırmayı, üç tshirtü üst üste giyip sıcak çay içtik de ancak ısınabildik biraz. Sonra içecekler, yiyecekler falan da bilete dahil değildi bu trende. Demek ki trenlerin bir standardı yok burada. Ne çıkarsa bahtına:) Ya da belki kendileri bilip ona göre biniyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trenden inişimiz Agra’da da Jaipur’daki gibi şenlikli oldu:)Kapıdan çıkar çıkmaz otel adamları hemen peşimize takıldı. Onları başarıyla savuşturduk ama bu sefer de rickshawcular sağlı sollu hellohellorikşorikşo diye gelmeye başladı:)Birine gideceğimiz yeri söyledik, 50 dedi. Sonra arkadan biri gelip 40’a götürürüm dedi. Bunun üzerine o ikisi bizim için kavga etmeye başladı. Biz onların kavgasının bitmesini beklerken de başka biri gelip 30 dedi, biz de onunla gittik:) Bu adam önce kendi otelini göstermek istedi, ama annemler gidip baktı pansiyon gibi bir şeymiş o. Neyse fazla tutturmadı da istemiyoruz deyince bizim istediğimiz otele götürdü sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaQkwC9p31I/AAAAAAAAAE0/dlmSXwT_KmI/s1600-h/otels.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5018176292645363538" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 267px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" height="225" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaQkwC9p31I/AAAAAAAAAE0/dlmSXwT_KmI/s320/otels.jpg" width="277" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Burada Hotel Safari diye bir otelde kalıyoruz. Gelmeden önce Agra’da hangi oteller daha iyi durumda falan diye araştırırken bir sürü yerde bu otelin adını görmüştüm. Herkes çok memnundu. Lonely Planet’ın kitabında da iyi şeyler yazınca bu otelde kalmaya karar vermiştik gelmeden önce. Ama geldiğimizde biraz şaşırdık. Forumlarda yer bulamazsınız, yer ayırtın gibi şeyler yazıyordu, ama burada tek turist biziz:) Ayrıca otel pek fazla turist gelen bir yere benzemiyor. Odada, yatağın hemen arkasındaki duvarda kocaman bir kaplan resmi var:) Hani bir ara poker oynayan köpekler resmi falan vardı ya insanlar duvarlara asardı, onun gibi kocaman bir şey:) &lt;/span&gt;Bir de bu otelde internet yok. Halbuki turistlerin gittiği otellerde tek bilgisayar bile olsa bir internet bağlantısı oluyor hep. Acaba yanlış yere mi geldik diye düşündük ama adres doğru. Pizza Hut’a beş dakika yazıyordu tarifte. Biz biraz da o yüzden seçtik bu oteli:) Gerçekten de beş dakika. Fiyatı da kitapta yazdığı gibi. 3 kişi Rs500. Herhalde Agra’da oteller böyle. Zaten turistler genellikle Agra’da kalmayıp, Delhi’den günübirlik geldiği için oteller pek gelişmemiş herhalde. Ama odada hiçbir sorun yok bu arada. Kocaman bir odada kalıyoruz, havalandırmamız falan var, çarşaflar temiz. Odamızda bir gecko var ve sıcak suya henüz ulaşamadık ama oda güzel yani:)Geckomuz çok sevimli:) Hava da zaten çok sıcak, su sıcak olmasa da olur:)Ama kışın gelsek kötü olurdu tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse. Otele yerleştikten sonra biraz dinlendik bu sefer, hemen kendimizi sokaklara vurmadık, çünkü hastayız. Annem zaten daha uçakta nezle olmuştu. Babamla ben de bir süredir nezleyiz. Bir de üstüne annemin başı ağrımaya başlayınca biraz dinlenmeye karar verdik artık:) Çok garip bir nezle olduk ama. Sürekli burnumuz akıyor, hapşırıyoruz, ara sıra ateşimiz falan da çıkıyor galiba, ama halsizlik falan olmuyor. Hint gribi herhalde:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıkana kadar uyuyup, iki buçuk civarında koşarak yemek yemeye gittik:) Zaten rickshawcuyla da saat üçte buluşmak için sözleşmiştik. Adam Rs250’ye bizi Agra Fort’a, Baby Taj’a ve Tac Mahal’i gören parka götüreceğini, sonra da buranın önemli pazar yerlerinden birinde bırakacağını söylemişti. Ama yine kandırıldık:) Adam söylediği yerler bittikten sonra, sanki biz pazar deyince anlamamış da dükkanları gezmek istediğimizi sanmış gibi:) davranarak bizi hediyelik eşya turuna çıkarttı:) Halbuki gitmek istediğimiz pazarların adını kaç kere söylemiştik adama ama işte o koymuş kafasına bir kere, ne deseniz bir şey bulup kendi istediği yere götürüyor yine:) Biz en son artık annemin baş ağrısını bahane ettik de kurtulabildik adamın elinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dükkan turundan önce de, önce Agra Fort’a, sonra Baby Taj’a ve sonra da akşamüstleri Tac Mahal’i görmek için gidilen parka gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Agra Fort dışarıdan aynı Red Fort’a benziyordu. Ama içi daha geniş ve tabii bir de en önemlisi, &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaQlIy9p32I/AAAAAAAAAE8/MsBwtvOQC1o/s1600-h/tac.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5018176717847125858" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 254px; CURSOR: hand; HEIGHT: 196px" height="222" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaQlIy9p32I/AAAAAAAAAE8/MsBwtvOQC1o/s320/tac.jpg" width="269" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;manzarası var:) &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Hani o Tac Mahal’i iki kişi ellerinin üzerinde tutar, ya da otururlar arkalarında Tac Mahal görünür falan gibi fotoğraflar vardır ya. İlkinden ben en az beş tane gördüm mesela:) İşte onlar burada çekiliyor:) Agra Fort’un Tac Mahal’e bakan bir yerinde bir oturma yeri var. Burada herkes oturup hatıra fotoğrafı çektiriyor. Bir de buranın yakınında üstü kapalı bir kısım var, yine Tac Mahal’e bakan. Burası da işte o ünlüüüü “el üstünde Tac Mahal fotoğrafı” noktası:)Pek istediğimiz gibi olmadı ama biz de çektik tabii hemen bir tane:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/baby%20taj.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaQqjS9p35I/AAAAAAAAAFo/R1WJu3nqk8A/s1600-h/baby%20taj.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5018182670671798162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="221" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaQqjS9p35I/AAAAAAAAAFo/R1WJu3nqk8A/s320/baby%2520taj.jpg" width="230" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Agra Fort’tan sonra adam aldı bizi nehrin öbür tarafındaki Itimad-ud Daulah’a, yani Baby Tac’a götürdü. Burası da Tac Mahal gibi bir mezar aslında ve şekli de biraz onu andırdığı için turistlere anlatırken Baby Tac diyorlar. Küçük bir yerdi aslında ama bahçesinde çok güzel &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaQmIS9p34I/AAAAAAAAAFM/NOX1zjs-eYI/s1600-h/babyt.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5018177808768819074" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="200" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaQmIS9p34I/AAAAAAAAAFM/NOX1zjs-eYI/s320/babyt.jpg" width="263" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;oynayan bir sürü maymun vardı:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Baby Tac da bitince Tac Mahal’i görmeye &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaQlWi9p33I/AAAAAAAAAFE/AB3Yz3jRvV4/s1600-h/babyt.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Mehtab Bagh parkının yanındaki kumluk alana gittik. Forumların birinde birisi Mehtab Bagh parkını anlata anlata bitirememişti. Sandviçinizi alırsınız, akşamüstü orada nehre ve Tac Mahal’e karşı oturup, güneşin batışını izlersiniz falan demişti. Ben de zamanımız kalırsa gideriz diye programımıza yazmıştım &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/park.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a5.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 242px; CURSOR: hand" height="188" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;aynı adamın anlattığı gibi parkta sandviçi:) Rickshawcu parka gitmenize gerek yok ben de sizi zaten hemen yanına götürüyorum deyince programa da uymuş olduk yani:)&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Parkın yanından geçip, nehir olması gereken yerdeki kumluğa geldik ve orada biraz durup fotoğraf falan çektik. Tac Mahal güzel görünüyordu gerçekten. Bir de su olsa herhalde çok&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/a5.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt; güzel olurdu yansımalar falan. Bir de Tac &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/park.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 268px; CURSOR: hand" height="201" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/park.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Mahal’de dolaşan insanlar koskoca binanın yanında küçücük görünüyordu. Gerçekten o kadar büyük mü bakalım yarın göreceğiz:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Şimdi otelde hapşıra tıksıra oturup televizyon seyrediyoruz:)Bir sürü İngilizce kanal var burada. İngilizce haber kanalları falan da var. Kaç gündür tutturdular bir şike skandalı onunla uğraşıyorlar. Bu arada bir yerde uçak düşmüş mesela hiç istiflerini bozmadılar. İşleri güçleri şike:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz artık uyuyalım geç oldu. İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/11102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-1920274080710130412?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/1920274080710130412/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=1920274080710130412' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/1920274080710130412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/1920274080710130412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-7-11-ekim-2006-agra.html' title='Hindistan 7: 11 Ekim 2006-Agra'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaQkwC9p31I/AAAAAAAAAE0/dlmSXwT_KmI/s72-c/otels.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-3955398679168189277</id><published>2007-01-08T04:47:00.000-08:00</published><updated>2007-01-11T08:38:47.274-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jaipur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><title type='text'>Hindistan 6: 10 Ekim 2006-Jaipur</title><content type='html'>Bu sabah erkenden kalkıp, Amber Fort’a gittik. Kaldığımız otelde hep turistler olduğu için kapısında sürekli rickshawlar bekliyor. Bu arada ilk defa bu kadar turistik bir otelde kalıyoruz, çok heyecanlıyız:) Neyse. Otelin önünde duran rickshawcuyla Amber Fort’a gidiş geliş ve orada bekleme için Rs300’e anlaşıp yola çıktık. Bu şimdiye kadar karşılaştığımız en iyi rickshawcuydu. Bizi hiçbir yer sürüklemeye çalışmadı. Bir ara ben hastayım falan dedi ama belki onu da laf olsun diye söylemiştir. Hem geçerken etraftaki şeyleri falan da biraz anlattı. İlk defa birisi bizi kandırmaya çalışmadı yani:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amber Fort, Jaipur’un biraz dışında, tepe üstünde bir saray. Tepenin altına kadar rickshawla geliniyor, sonra da yürüyerek, ciple ya da fil üstünde yukarı çıkılıyor. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Biz &lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaJEHS9p3xI/AAAAAAAAAEI/ypk-HpWeCMQ/s1600-h/amberfort.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5017647826984361746" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaJEHS9p3xI/AAAAAAAAAEI/ypk-HpWeCMQ/s320/amberfort.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;annemle daha İstanbul’dayken karar vermiştik file bineriz diye. Verdik Rs 550’yi bindik:) Tabii Hindistan ortalamalarına göre çok pahalı bir şey aslında bu ama bir daha da fili nereden bulup da üstüne binebiliriz ki:) Böyle düşünüp çıktık filin tepesine oturduk. Etrafımızda biz şaşkın turistleri yolmak için toplanmış satıcılar, yukarı kadar tıngır mıngır sallanarak çıktık. Ama indiğimizde bir anda düşündük ki file dokunmamışız bile:( Burada her şey böyle oluyor işte. O kadar hareketli, gürültülü, itiş kakış halinde ki insan şöyle bir sakin sakin bir şeyin zevkini alamıyor. Bir yandan bağırarak koşan satıcılarla, bir yandan filin sahibiyle uğraşırken filin üstünde olduğumuzu bile unutmuşuz neredeyse. Halbuki bıraksalar da insan değişik bir şey yaptığını intikal edebilse, zaten inince kendi kendine bile verir zorla koparmaya çalıştıkları parayı. Böyle ne onlar para koparabiliyor, ne biz bir şey anlıyoruz. File bindik mi bindik de, ancak inip hayvancığın yüzüne bakınca anlayabildik fille çıktığımızı. O sırada da adam hala para para diye peşimizden bağırıyordu:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/xleHW4i7v0Q" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;Filden inilen yer Amber Fort’un girişindeki avlu. Buradan sonra bilet alınıp bir kapıdan geçilerek saraya giriliyor, avlularda, taşları dökülmüş duvarların arasında, bahçelerde dolaşılıyor. Biz de bir saat kadar falan dolaşıp sarayın arkasındaki yoldan döndük. Babam kapında girerken bir rehber tutalım bakalım ne anlatıyorlarmış deyip biriyle anlaşmıştı. Ambere Fort’ta dolaşmamız bitince adam bu sefer de arkadaki yoldan inelim, orada eski bir köy ve burada yaşayan insanlar var dedi. Biz de tamam deyip adamın peşine takıldık. Tabii köy falan yoktu:)Onun yerine bir hediyelik eşya dükkanı vardı:)Ama olsun, en azından farklı bir yoldan dönmüş olduk. Aşağı indiğimizde bizim rickshawcu hemen gördü bizi, peşimizdeki satıcılardan söküp:) Jaipur’a Hawa Mahal’in önüne götürdü. Bu arada babam bir maharaja kavuğu aldı, birazdan anlatacağım:) Bir de Amber Fort’ta adamın biri bize önce nerelisiniz dedi, Türkiye deyince de Hürriyet, Milliyet.. dedi:)Bir sürü para verirsek o da gidip bize bu gazetelerin bir gün önceki baskısını getirebilirmiş. 4 dolar falan gibi bir şey isteyince almadık biz de ama aslında ilginç olurdu, keşke alsaymışız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaJFDS9p3yI/AAAAAAAAAEQ/tC76NY5MhAY/s1600-h/hawa.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5017648857776512802" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaJFDS9p3yI/AAAAAAAAAEQ/tC76NY5MhAY/s320/hawa.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Hawa Mahal, Jaipur’un en önemli gezilecek yeri. Eskiden saray kadınlarının sokaktakiler görmeden sokağı izleyebilmesi için yapılmış. Şekli pan flüt gibi:) ve bütün üstü küçük küçük pencerelerle kaplı. Çok ilginç bir bina, nereden akıllarına gelmişse:)Aslında sokağı izlemek için çok mantıklı tabii de biraz yorucu:) Her yeri küçük pencerelerle dolu, her yeri görüyor falan ama tabii hepsi farklı yükseklikteki bu pencerelerden bakmak için labirentte gibi o merdivenden aşağı, bundan yukarı, şundan sağa diye koşup durmak gerekiyor.&lt;/span&gt; Saraydaki kadınların hepsi tığ gibiydi herhalde:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hawa Mahal merdivenlerinde yeterince koşuştuktan sonra inip bu sefer de biraz ilerideki kocaman minareye(Iswari Minar Swarga Sal/Heaven Piercing Minaret) tırmandık:)Oradan da biraz etrafa bakıp indik ve böylece Jaipur’da gezeceğimiz yerleri de bitirmiş olduk. Aslında Jaipur’da bir gün kalın hemen gidin falan diyorlardı forumlarda, ama iyi ki iki gün kalmışız. Çünkü burası bayağı ilginç, renkli bir yer. Yani bir gün daha kalsak yapacak bir şey yok gerçi ama dün dönmüş olsak da hiçbir şey anlamazdık. Daha diğer şehirleri görmediğimiz için bilmiyoruz tabii ama şimdilik Jaipur’u çok beğendik. Karışık marışık ama değişik bir yer. Yalnız gerçekten yapacak bir şey yok. Mesela dün geçerken MI Road üzerinde ışıklı renkli alışveriş merkezi gibi yerler görmüştük. Bugün de yapacak başka şey kalmayınca oraya gitmeye karar verdik. Rickshawcuya zar zor anlatıp gittik, ama alışveriş merkezi falan yokmuş meğer ortada. İçinde bir kaç küçük dükkan olan yerlermiş gördüklerimiz. Burada genç insanlar falan ne yapıyor acaba. Dün beş altı kişilik bir grup görmüştük mesela mcdonaldsta. Burada onların gidebileceği hiçbir yer yok sanki, e her gün de mcdonaldsa gidilmez. Bu alışveriş merkezi sandığımız yerlerin yanında bir de sinema vardı ama o da kapalı gibi görünüyordu. Belki de şehrin başka kısımlarında bir şeyler vardır. Jaipur’da bir üniversite de varmış çünkü. Belki onun çevresinde bir şeyler vardır. Ama biz bulamadık yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte buralarda biraz dolaşıp, bir şeyler yedikten sonra dün rastladığımız gösterinin saati geldi, biz de bindik yine bir rickshawa Tourist Hotel’e gittik. Pek turist de olmayınca hemen bize yer verdiler, bir güzel oturduk seyrettik gösterileri. Sonra da otele döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın erkenden Agra’ya gidiyoruz:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağğ az daha babamın maharaja şapkasını unutuyordum:)&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Babam Amber Fort’tan bir maharaja kavuğu aldı, (Bunların bir maharaja, bir de maharini, yani maharajanın eşi için olanı varmış. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaJFYi9p3zI/AAAAAAAAAEY/1BAyvteLA2Q/s1600-h/maharaja.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5017649222848732978" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaJFYi9p3zI/AAAAAAAAAEY/1BAyvteLA2Q/s320/maharaja.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Başlarında onlarla dolaşıyorlarmış) hemen taktı kafasına, bütün Jaipur’da öyle dolaştı:)&lt;/span&gt;Meğer içinde bir Amerikalı turist varmış da haberimiz yokmuş:) Amber Fort’ta, Hawa Mahal’de, pazarlarda maharaja gibi dolaşınca bütün satıcılar da peşimize takıldı tabii, bunlar kesin Amerikalı diye:) Babam da havaya girdi, ben maharajayım, bana herşey bedava falan demeye başladı:) Hawa Mahal’de de üç turiste çekilin kapıdan ben maharajayım dedi ama onlar nedense çekilmeyip ters ters baktılar:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jaipur bu kadar. İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/10102006.htm"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-3955398679168189277?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/3955398679168189277/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=3955398679168189277' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/3955398679168189277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/3955398679168189277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-6-10-ekim-2006-jaipur.html' title='Hindistan 6: 10 Ekim 2006-Jaipur'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RaJEHS9p3xI/AAAAAAAAAEI/ypk-HpWeCMQ/s72-c/amberfort.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-2143111677029330733</id><published>2007-01-06T01:24:00.000-08:00</published><updated>2007-01-06T04:03:18.509-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jaipur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><title type='text'>Hindistan 5: 9 Ekim 2006-Jaipur</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Rajastan'ın başkenti Jaipur’dayız:)&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/j4.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/j4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Tren yolculuğu çok güzeldi. Sabahın köründe kalkıp taksiyle beş dakikalık mesafedeki tren istasyonuna gittik:) Trenimizi bulduk, yerleştik ve saat altıyı biraz geçe yola çıktık. Önce İngilizce bir anonsla yolculuğun ne kadar sürdüğünü, nerelerde durulduğunu falan anlattılar, sonra yol boyunca yapılacak ikramları saydılar, sonra da hızla bu saydıklarını getirmeye başladılar:) Çünkü dört saatlik tren yolculuğu için o kadar çok şey hazırlamışlar ki hemen başlayınca ancak bitirebiliyorlar herhalde:)Önce sularımız geldi kapalı şişede. Sonra gazete, kahvaltı, çay, meyve suyu, bir yemek daha ve bir çay daha:) Hepsi de bilete dahil. Bu Shatabdi trenleri turistik trenlermiş. Gelmeden önce forumlarda falan öyle okumuştum. Herhalde o yüzden böyleydi. Eğer bütün trenler böyleyse insan trenlerde yatar kalkar daha iyi zaten:)Hem rahat, hem habire bir şeyler getiriyorlar, hem bir yandan dolaşıyor insan:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/-1tn_HRG7vk" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;Verdikleri bütün yemekleri yedikten sonra, yani Jaipur’da:) trenden indik. Bu arada babam yolda, yanında oturan aileyle konuşmaya başlamıştı. Jaipur’a yaklaşırken sizin gideceğiniz bir otel varsa biz de gelebilir miyiz diye sorup, trenden inince de peşlerine takıldık:) Bu aile bir akrabalarının düğününe katılmak için şimdi adını unuttuğum bir yere gitmiş:) Düğünden sonra da hazır işten izin almışken iki günlüğüne de Jaipur’a gidelim deyip yola çıkmışlar. Yanlarında küçük çocukları da olduğu için düşündük ki ellerinde iyi bir otelin adresi vardır, bildikleri yere giderler.. Meğer onlar bizden betermiş:) Ellerinde bir adres vardı gerçi, ama istasyonun kapısından çıkar çıkmaz üstümüze doğru koşan adamlar çok güzel oteller var falan demeye başlayınca, hemen o kağıttaki otelden vazgeçip adamları dinlemeye başladılar. Asıl turist bizdik ama onlar bizden turistti yani:) Rickshawcular da baktı biz her şeye no diyoruz, bu aile dinliyor, bizi bırakıp onların etrafında dönmeye başladılar hemen tabii:) Neyse bir süre kendi aralarında kavga edip itişip kakıştıktan sonra bir rickshawcu bizim aileyi kaptı, bindirdi bir arabaya. Biz de arkadaki arabaya bindik, çıktık yola.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk götürdükleri otel çok pahalıydı ve karanlık görünüyordu. Onu istemedik, bunlar da aldı bizi &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/madhuban1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 198px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" height="307" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/madhuban1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Hotel Madhuban’a&lt;/span&gt; getirdi. Şimdi de oradayız işte:) Bu otel iyi çıktı. Yoksa rickshawculardan boşuna mı kaçıyoruz nedir:) Komisyon aldılar falan ama otel de güzel yani:) Havuzu bile var:) Hatta galiba akşamları da eğlenceler falan düzenliyorlar. Otele döndüğümüzde bahçeden müzik sesleri geliyordu. Zaten otelin adının yanında “heritage stay” yazıyor ve bütün oteli de eski Rajastan evleri gibi yapmışlar. Tesadüfen iyi bir otele geldik yani. Bana kalsa elimdeki listeye göre önce şehir merkezindeki otellere gidecektik, dolaşmak kolay olsun falan diye. Ama iyi ki öyle yapmamışız çünkü gördüğümüz kadarıyla şehir merkezi biraz, hımm, hareketli:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Şehir merkezi denen, daha doğrusu benim şehir merkezi dediğim yer eski şehir, yani Chandpole Bazaar ve çevresi. Burası bir sürü kapısı olan, Hawa Mahal’in, City Palace’ın, pazarların, yani bütün &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/j2.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 244px; CURSOR: hand; HEIGHT: 303px" height="328" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/j2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;gezilecek yerlerin içinde olduğu eski şehir kısmı. Ve gerçekten eski:) &lt;/span&gt;Bir ara rickshawla içinden geçerken sıcak da biraz kafamı sersemletmiş herhalde, sanki eski zamanları anlatan filmlerden birinin içindeymişim gibi geldi. Eski eski binalar, kapılar, renkli şeyler satan bir sürü dükkan, renkli elbiseli kadınlar, sarıklı beyaz elbiseli adamlar, toz toprak içinde delik deşik yollar… Zaten sabahın köründe kalkmışız yorgunuz, sıcak da bastırınca girdim ben hemen filmin içine:) Ama Jaipur güzel bir yer. Yani Delhi de Hindistan’dı da burası daha bir Hindistan gibi geldi sanki. Biraz da bir sürü insanın İstanbul’u peçeli kadınlar ve sarıklı adamlarla sarılı sanması gibi bir durum bu tabii:) Her zaman fotoğraflarını gördüğümüz, hakkında yazılanları okuduğumuz Hindistan’a, Jaipur biraz daha çok benziyor, o yüzden de burası Delhi’den daha Hindistan:) En Hindistan yeri de işte bu Chandpole Bazaar ve çevresi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otele yerleşir yerleşmez bindik bir rickshawa hemen Chandpole Bazaar’a geldik. Zaten gezilecek yerlerin neredeyse tamamı da burada olduğu için gezmeye buradan başlamayı planlamıştık. Chandpole Bazaar’ın düşündüğümüzde daha Hindistan çıkması sonucunda:) bütün planladığımız yerlere gidemedik ama Chandpole Bazaar’ı, City Palace’ı, ve çevredeki diğer pazarları dolaşmayı başardık.&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Ku7MjDGNBXw" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Chandpole Bazaar çok hareketli, gürültülü, ilginç bir yer. Upuzun yol baştan aşağı küçük küçük dükkan dolu. Hatta dükkanlar da yetmemiş tabii, yol kenarlarına taşmışlar. Her yer pazar, ne &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/j1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 260px; CURSOR: hand" height="263" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/j1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ararsanız satılıyor. &lt;/span&gt;Yol kenarındaki tezgahlarda renkli makarnalar bile gördük bugün ama almayı unuttuk, belki yarın alırız artık. Bu arada dolaşırken bir de cenazeye rastladık, düğün mü cenaze mi belli değildi:) Bir anda bir grup insan omuzlarında renkli bir tabut, müzik çalarak eski şehrin kapısından içeri girdi, davul çala çala yürüyüp gittiler. Daha sonra gördük ki yolun biraz ilerisinde de bu cenaze malzemelerini satan dükkanlar varmış. Omuzlarında taşıdıkları renkli tabut, kullanılan kumaşlar falan hepsi bu dükkanlarda satılıyormuş. Chandpole Bazaar’da her şey var yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Jaipur’un Maharaja’sının ve ailesinin hala yaşadığı saray &lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RZ95vy9p3wI/AAAAAAAAAD8/TDCayYLKYoc/s1600-h/citypalace.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5016862371955203842" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="191" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RZ95vy9p3wI/AAAAAAAAAD8/TDCayYLKYoc/s320/citypalace.jpg" width="253" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;da bu yol üzerinde. Yani City Palace. Kartondan kesilmiş gibi görünen City Palace’ın en önemli özelliği avlusunda iki kocaman gümüş çaydanlığın duruyor olması. Tabii başlarında, illa her fotoğrafa girmeyi kafalarına koymuş Rajastan kıyafetli görevlilerle birlikte. Bu görevliler bizi çıldırttı:) Tam insan bir şey ayarlıyor, kaldırıyor makineyi çekecek, biri hemen kadrajın içinde bitiveriyor. Bekliyoruz gidiyor, yine ayarlıyoruz, koştura koştura geliyor yine:) Neyse ki biz orada çırpınırken bir Japon turist grubu geldi de rahat ettik, yoksa işimiz zordu:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;City Palace’tan sonra aslında hemen yakındaki Hawa Mahal’e gidecektik ama kapanma saati yaklaşınca oraya yarın gitmeye karar verdik. Bindik bir rickshawa çevredeki diğer gezilecek pazarların içinden şööööyle bir geçtik(İşte filmin içine de bu sırada girdim ben:)) Elimizdeki kitaba göre bu pazarlarda mücevher, sari gibi şeyler satılıyormuş. Biz de onlarla pek ilgilenmediğimiz için yürümeyelim de içlerinden hızla bir geçelim, bir şey görürsek iner bakarız dedik adama. Adam ok ok dedi, pazarlarda dönmeye başladı. Bir yandan da habire burada satılanlar çok turistik, buradan bir şey almayın, kötü bunlar falan diye konuşup duruyor. Tabii derdi başka:)Bizi her şeyin en güzelinin satıldığı dükkanlara götürecek. Ama Water Palace gezisiyle kandırdıktan sonra:) Rickshawcu tam da beklediğimiz gibi pazarların içinden geçip bindiğimiz yere döndüğümüzde teklifini yaptı:) “Bu saatte yapacak bir şey bulamazsınız zaten, ben sizi Water Palace’a götüreyim, oradan sonra da çalışan filleri gösteririm. Hağğğ bir de burada satılan o uyduruk şeylerin çok güzellerinin yapıldığı yerler var. Onlara da götürürüm:) Artık yorgunduk, sokaklarda koşup duracağımıza rickshawda oturup biraz dinlenelim, hem de Water Palace’ı görmüş oluruz diye tamam dedik ama adamın bizi o emporium senin bu filci benim dolaştıracağı daha bu ilk cümlelerden belliydi. Hatta daha pazarları dolaşırken her şeyi kötülemesinden belliydi:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar planlı programlı çalışan adamlara ne kadar komisyon veriyorlar çok merak ediyoruz yani. Adam arabasına bindiğimiz andan itibaren bıdı bıdı bıdı konuştu durdu bizi dükkan gezmeye götürecek diye. Bir de taktı bana. Önce sadece ben İngilizce biliyorum sandı, propaganda çalışmasını bana yapıp yapıp annenlere de çevir diyordu:) Neyse sonra onların da konuştuğunu anladı da beni biraz rahat bıraktı. Bir de illa insanın gözünün içine bakıyor. İkna edecek ya, göz teması kurmaya çalışıyor tabii de araba kullanırken de olmaz ki:) Zaten bir gözünde sorun vardı, giderken de habire başını arkaya çevirdi ki hiç kurtuluşumuz olmasın:) Ama işte bu Hintliler böyle, hiçbir kurala uymasalar da başlarına bir şey gelmiyor:) Sayesinde kurtulduk:) Yoksa yani herhangi bir şöför o şekilde, o haldeki bir trafikte araba kullansın, iki dakika bile gidemez herhalde. Ama Hintliler o halde vızır vızır oradan oraya gidip geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte. Önce Water Palace’a, oradan da adamın bizi sürüklediği fil bakıcısına ve hediyelik &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/j8.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 218px; CURSOR: hand" height="292" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/j8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;eşya atölyelerine gittik. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Water Palace güzel bir yerdi. Suların içinde bir saray. Etrafı bataklığa dönmüş tabii ama yine de akşamüstü gökyüzü de renklenince çok güzel görünüyordu.&lt;/span&gt; Ama o kadar sivrisinek vardı ki beş dakika bile zor durduk:) Zaten saraya ancak uzaktan bakılıyor, o yüzden de beş dakika yeterli aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Water Palace gezmesi bitince adam gözleri parlayarak bizi arabaya götürdü ve dükkanları dolaştırmaya başladı. Hadi&lt;span style="color:#ff6600;"&gt; fil &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/filler.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 228px; CURSOR: hand" height="173" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/filler.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;bakıcısına &lt;/span&gt;bir Rs20 verdik ama dükkanlardan ne alalım. Bir sürü kumaş, halı, taş falan. Babam, ben eskiden rehberlik yapmıştım biliyorum bu atölye dolaştırma işini dedi olmadı, burada yapılan her şey bizim ülkemizde de var dedik olmadı. Dolaştık durduk yarım saat. Ama baktı hiç bir şey almıyoruz, sonunda vazgeçti neyse ki:) Bir atölye çok komikti ama:) Biz bir anda kapıdan girmişiz herhalde, orada çalışıyor gibi görünmesi gerekenler hazırlıksız yakalandı. İçerideki herkes hemen çalışıyormuş gibi yapmaya başladı ama annem o sırada birini görmüş. Kadın aceleden iğneyi ters tutmuş, öyle ters ters işliyor gibi yapmaya başlamış:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu komik atölyeden sonra bir tanesine daha girdik, bir dahakine de girmedik artık. Bir şey de almadık tabii, adam da bize kızdı:)Bütün yol hiç susmayan adam dönüş yolunda hiç konuşmadı, en işlek yer diye de bizi o dediği yerin 1 km uzağında bıraktı gitti:) Adam çok uğraştığı için küçük güzel bir şey bulsak alacaktık aslında ama gerçekten de saçma saçma şeyler satmaya çalışıyorlardı yani, almadık napalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rickshawdan inip, adamın üzerinde yemek yenebilecek yerler olduğunu söylediği MI Road’da yürümeye başladık. Jaipur'un yeni kısmı MI Road’da yemek yenecek yerler olduğu, elimizdeki kitaplarda da yazıyordu tamam da, bu kısmında değil. En az bir kilometre sonra:) Neyse araba tamircilerinin, karanlıkların içinden yürüye yürüye gittik bir mcdonalds bulduk yemek yedik ve yürümeye devam ettik. MI Road Jaipur'un yeni kısmının önemli bir alışveriş caddesi. Daha doğrusu kitapta öyle yazıyordu, ama biz o karanlıkta pek anlayamadık:)Yarın yine gideriz de yazarım nasıl olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra MI Road üzerinde biraz daha yürüyüp, müziği takip ederek Tourist Hotel diye bir yere gittik. Adından da anlaşıldığı gibi burası turist oteli:) Diwali festivali de yaklaştığı için danslı, şarkılı, yemekli gösteriler düzenliyorlarmış kaç gündür. Yorgunluktan fazla kalamadık ama programlarını aldık. Gösteriler yarın da varmış, yine gidip bakarız artık, şimdi çok yorgunuz. Ama Jaipur güzelmiş:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/09102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-2143111677029330733?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/2143111677029330733/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=2143111677029330733' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2143111677029330733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2143111677029330733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-5-9-ekim-2006-jaipur.html' title='Hindistan 5: 9 Ekim 2006-Jaipur'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RZ95vy9p3wI/AAAAAAAAAD8/TDCayYLKYoc/s72-c/citypalace.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-2907298783650556398</id><published>2007-01-02T10:27:00.000-08:00</published><updated>2007-01-06T04:56:34.466-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='delhi'/><title type='text'>Hindistan 4: 8 Ekim 2006-Delhi</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bugün Delhi’de son günümüz. Yarın trenle Jaipur’a gidiyoruz. Bakalım orası nasıl bir yer. Babam küçük bir yer olduğu için daha temiz ve düzenli olabilir dedi. Zaten herhalde her yer buradan düzenlidir:) &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Ama şimdi haklarını da vermek lazım bugün Delhi’nin en yeni, düzenli ve temiz (hatta pırıl pırıl) yerini de gördük. Yani metroyu:) Aslında &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/delhimetro.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/delhimetro.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;metro daha bitmemiş, parça parça yapılıp, tamamlanan kısımlar açılıyormuş. Şimdilik birinci bölüm tamamlanmış ama zaten şehir merkezinde oradan oraya gitmek için de bu kadarı yeterli sayılır.&lt;/span&gt; Tabii her yere çıkan duraklar yok ama gideceğiniz yere yakın bir yerlerde metrodan çıkabiliyorsunuz. İstanbul metrosu gibi biraz işte. Delhi herhalde metronun en çok işe yarayacağı yerlerden biri. Çünkü trafik o kadar sıkışık ve düzensiz ki bir yere belli bir saatte gidilecekse metro belki de en mantıklı yol. Yoksa sağdan rickshaw geçmiş, solda maymunlar koşuyormuş, yola inek yatmış uğraş dur yollarda. Ama tabii şu anda fazla durak olmadığı için metroya ulaşmak için yine o kalabalığın içinden başarıyla geçmek gerekiyor. Biz de sabah öyle yaptık işte:) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çıktık otelden tren istasyonunun çevresinden ve dün kafamıza dondurma ve maytap attıkları üst geçitten yürüyerek metro istasyonuna gittik. Bu arada metro istasyonunu kime sorsak bize ters yönü gösterdi:) Bu adamlar gerçekten ilginç yani. Gösterdikleri yöne gidip olmadığını görelim de o sırada gelip bizi yoldan toplayıp götürsünler diye sürekli aynı numarayı yapıyorlar. Ama bir kere yedik artık biz de o kadar salak değiliz ya yani. İnanmıyoruz işte. Habire de aynı şey yapılmaz ki. Neyse, yapıyorlar işte:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metroyu bulmayı başardıktan sonra metroyla bir yere kadar gidip, oradan rickshawa binerek National Museum’a gittik. Müze güzeldi. Biletle birlikte herkese bir kulaklık veriliyor. Rahat rahat dolaşıyor insan yazılarla uğraşmadan. Sonra da üst kattaki küçük restoranda yemek yiyor:) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saatlerce müzede dolanıp durunca acıktık tabii. Kafeterya diye bir ok vardı. Bisküvi falan buluruz diye oraya gidelim dedik ama meğer kafeterya dedikleri bir restoranmış. Ya oradaki yemeklerden yeniyor açık büfe, ya da kös kös ve de aç aç dönülüp gidiliyor:) Aldık tabaklarımızı biz de gittik yemeklerin başına. Neye elimizi atsak acı tabii. Ama pilav tamamen tatsız olduğu için yemekleri onla karıştırınca acı biraz azalıyor neyse ki. Bir de adam habire chapati diye bir ekmek getirdi. Yani bayağı güzel bir yemek yedik tesadüfen. Meğer yemekler lezzetliymiş:) İki ana yemek vardı. Biri sarı bir bulamaç gibi görünüyor. Aslında sarı sos içinde mercimek yemeği ve çok güzel:) Bir de koyu renk mercimek yemeği var. O biraz fazla acıydı ama. Chapati de çok güzel:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra yine aynı rickshaw, metro yoluyla Connaught Place’e gittik. Gezilecek yerleri bitirdiğimiz için etrafta biraz dolanırız diye. Çünkü burası Yeni Delhi’nin Taksim’i:) Ama bugün Pazar olduğunu unutmuşuz:( Nereye gitsek diye şaşkın ördekler gibi dolaşırken hemen bir adam peşimize takılıp emporium emporium demeye başladı tabii. İstemiyoruz dedik, olmadı, bir pasaja girip gitsin diye bekledik, atlatamadık, adam yarım saat peşimizde dolaştı nereye gidersek. Sonunda iyi tamam gidelim dedik. Götüre götüre küçücük bir dükkana götürdü bizi. Hem de her şey 50 katına falan satılıyordu:) Hemen çıktık tabii oradan. Bir şeye çarparız kırılır falan. Zaten koyu takım elbiseli iri adamlar kapıda nöbet tutuyor:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan çıkıp, etrafta yürümeye başladık öylesine. O sırada bir yerden müzik sesi gelmeye başladı. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Tam müziğin geldiği yere giderken bir de stad çıktı önümüze. Nasılmış diye bakmaya girip, sezonun son maçını, ödül törenini ve amigo kızların gösterilerini seyrettik:)&lt;/span&gt; Bu arada müzik gelen yerde de dini bir tören varmış. Evi olmayan, farklı tapınaklarda konuşmalar yapıp buralarda bir kaç gün kalarak yaşayan, 90 yaşında Jain dininden önemli bir kadının doğum gününü kutluyorlarmış. Törene yetişemedik ama ne olduğunu sorduğumuz insanlar böyle söyledi bize:) Adam bizi zorla sürükledi emporiuma ama sonuçta karşımıza iki değişik şey çıktı işte. Zaten son günümüz olduğu için ve yapılacak bir şey kalmadığı için biz de öylesine dolanacak bir yerler arıyorduk, emporiuma turist kaçırma çalışması tam denk geldi yani:)&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/OVsydYp4HOk" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;Maçtan sonra Connaught Place’e gidip etrafta biraz dolandık. Hava kararmaya başlayınca insanlar yavaş yavaş buradaki restoranlara, sinemalara, dükkanlara gelmeye başladı. Hatta Fridays’in önünde kuyruk oldular. Pekin’de de Pizza Hut’ın önünde kuyruk görüp çok şaşırmıştık. Buradaki o kadar uzun değildi ama kuyruktu işte:) Bir de bir şey dikkatimizi çekti. Delhi’de bir çok Hintli İngilizce konuşuyor. Ama yani İngilizce biliyorlar falan demek istemiyorum. Durup dururken İngilizce konuşmaya başlıyorlar yani:)Bugün kahve içmek için mcdonaldsta oturduk. Yan masadaki 4 çocuk bir anda İngilizce konuşmaya başladı:)Geçen gün de bir yerde iki kadın aralarında normal normal konuşup, kasiyerle İngilizce konuşmuştu da oraya has bir şey diye düşünmüştük. Ama galiba burada yaygın bir şey bu. Biraz garip aslında tabii. Konuşan da Hintli, konuştuğu da Hintli, e aralarında da Hintçe konuşuyorlar. Ama sipariş verecekleri sırada İngilizce konuşmaya başlıyorlar bir anda:) Bakalım diğer şehirlerde de rastlayacak mıyız buna. Görürsek anlatırım yine:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delhi bitti, yarın Jaipur’dayız. İyi uykular:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/08102006.htm" mce_href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/08102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-2907298783650556398?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/2907298783650556398/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=2907298783650556398' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2907298783650556398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2907298783650556398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-8-ekim-2006-delhi.html' title='Hindistan 4: 8 Ekim 2006-Delhi'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-4949187932271775898</id><published>2007-01-01T01:58:00.000-08:00</published><updated>2007-01-06T05:00:01.631-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='delhi'/><title type='text'>Hindistan 3: 7 Ekim 2006-Delhi</title><content type='html'>Merhaba. bugün başımıza garip bir şey geldi. Yani pek hoş olmayan garip bir şey, o yüzden biraz keyfimiz kaçtı. En son anlatırım ama ondan önce bugün neler yaptığımızı falan anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah oteldeki küçük restoranda kahvaltımızı yapıp doğru Janpath’a babama da bizim giydiğimiz uzun kollu ince gömleklerden almaya gittik. Biz burada üniforma gibi giydiğimiz bu gömlekleri aslında Beyoğlu’ndan aldık:) Hani Hindistan’dan ya da Nepal’den geliyor diye satılanlar var ya. Böyle çizgili çizgili, genellikle canlı renkli, incecik, şile bezi gibi bir kumaştan yapılan uzun kollu gömlekler. İşte onları giyiyoruz burada. Aslında alırken biraz tereddüt etmiştik. Almasak mı, saçmalıyor muyuz falan diye. Sonuçta adamlar Hindistan’dan geldi diye satıyor onları, e biz de onların geldiği yere gidiyoruz:) Ama iyi ki almışız çünkü daha burada sadece tek bir yerde bu gömleklerden görebildik, o da tam aynı kumaştan değil gibi. Herhalde Nepal’den geliyor bu gömlekler çünkü Hindistan’da yok:) Ama aynı olmasa da gidip aldık bugün o gömleklerden bulduğumuz adamdan. Çünkü gelmeden önce biz annemle gidip almıştık bunlardan ama babam istememişti. Hava çok sıcak, e sinekler de etrafımızda dönüp duruyor. Zaten televizyonda da uzun kollu şeyler giyin deyip duruyor. Janpath’ta dolaşırken görüp hemen almak istemiştik dün aslında bu gömleklerden. Ama adam Rs120 deyince çok istedi diye almamıştık:)Bu arada biz gömlekleri 15 YTL civarına aldık. Rs120 de 3YTL civarı ediyor:) Hint gömleği işine mi girsek nedir, çok kar ediyorlarmış meğer:) Neyse işte bugün ilk iş koştuk Janpath’a gömlek almaya. İki gün süren pazarlığımız da sonuç verdi, Rs100’e aldık:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Üstümüzde bir örnek gömlekler yürüyerek&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/jantarmantar.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/jantarmantar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Jantar Mantar’a gittik. Yani gözlemevine. Geniş bir&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;alana bir sürü değişik şekilli şey inşa etmişler, büyük büyük. Açılara, gölgelere göre saat, tarih, festivaller, her şey görülebiliyormuş. Sadece birkaç saniyelik bir farkla saati gösteriyor diyorlardı ama kontrol etmedik, gösteriyordur herhalde:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Jantar Mantar’dan çıkıp otobüsle önce Dilli Haat’a, oradan Qutb Minar’a ve oradan da Lotus Temple’a gittik. Dilli Haat, aslında bir el işi pazarıydı. Ama içeri parayla giriliyor. Tabii biliyorlar şehirde hediyelik eşya alınabilecek pek bir yer yok, olan bir kaç taneyi de buraya kapatmışlar ki turistçikler parayla girip buradan alışveriş etmek zorunda kalsın. Ama iyiydi yine de. Biz pek bir şey almadık ama alınabilecek bir şeyler vardı. En azından Hindistan’da yapılmış şeylermiş burada satılanlar. Daha şimdiye kadar neye elimizi attıysak ya Çin malı çıktı ya Malezya. İnsanın hediyelik eşyası da Çin malı olmaz ki ama yani. Ama bu Dilli Haat’taki şeyler Hindistan’ın farklı bölgelerinden geliyormuş. Her hafta farklı bir bölgenin üreticileri gelip stand açıyormuş. İlginç bir yerdi yani. Zaten Qutb Minar’a giderken de yol üstünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/d19.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/d19.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Qutb Minar, 12. yüzyılda yapılmış, eski ve kocaman bir minare&lt;/span&gt;. Şimdi Pisa gibi eğilmiş. Hatta bir ara yıkılma tehlikesi de geçirmiş galiba. O yüzden de artık yukarı çıkılamıyormuş. Zaten çıkarsalar da kimsenin çıkacağını sanmıyorum:) Öööyle eğrilmiş kalmış, kocaman da bir şey. Dengesi bir bozulsa küt diye iner aşağı valla:) Ama minareye çıkılmasa da Qutb Minar şimdiye kadar Delhi’de gittiğimiz yerler arasında en ilginciydi. Hem eski, hem gerçekten bir şeyler var. Biraz yıkılmış ama iyi durumda da sayılırdı. Minarenin altında oradaki en eski cami olduğunu söyledikleri bir yapı vardı mesela, tavandaki işlemeleri çok ilginçti. Sanki ip sarılmış gibi. Qutb Minar güzeldi yani. İyi ki gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan da yine güneydeki &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Lotus Temple’&lt;/span&gt;a gittik,&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/d1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/d1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; yeşilliklerle çevrili uzun ince bir yoldan yürüyerek. Lotus Temple’ın adı aslında Bahai Temple. Yani bu tapınak, Bahai dininin 7 tapınağından Delhi’de olanı. Ama lotus çiçeği şeklinde olduğu için Lotus Temple deniyor ve gerçekten ilginç bir yer. Yani yapı olarak değil de daha çok bu din açısından. Tabii tapınağın yapısı da değişik. Lotus çiçeği şeklinde, çevresinde havuzcuklar var, yeşilliklerle çevrili uzun beyaz bir yoldan sürekli bu beyaz tapınak görülerek yürünüyor. Güzel bir yer yani. Ama çalışanlar, tapınağın içi falan daha ilginç geldi bize. Bir kere kapıya yaklaştıkça önünüze huzurlu huzurlu gülen, Hintli olmadığı belli olan insanlar çıkmaya başlıyor. Ayakkabınızı bıraktığınız yerde, tapınağın merdivenlerinde, kapıdan girerken sürekli karşınıza çıkıp gülümseyerek sessiz olun falan gibi şeyler söylüyorlar. Tapınağın içinde sanırım hiç Hintli çalışan görmedik. Sonradan öğrendik ki meğer onlar dünyanın çeşitli yerlerinden burada çalışmak için gelmişler. Bahai olunca bir süre, dünyanın farklı yerlerindeki 7 tapınaktan birine gidip çalışıyorlarmış. Burada çalışanlar da onlarmış. İnsanları çekmek için olsa gerek, tapınağa yaklaştıkça çalışan insanlar güzelleşiyordu:) Bir de içerisi var tabii. İçeride normal bir kilise gibi sıra sıra oturma yerleri ve önde de konuşma yapılabilecek bir kısım vardı. Bazı insanlar sıralarda oturmuş meditasyon yapıyordu. O sıcakta içerisi serin serin çok güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/otobus.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/otobus.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Biz de içeride biraz serinleyip çıktık. Biraz da dışarıda havuz kenarında oturup dinlendikten sonra turistik olmayan bir yerlere de gidelim diye Lajpat Nagar Market’e gittik. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bu arada Jantar Mantar’dan Dilli Haat’a ve oradan da Qutb Minar’a otobüsle gittik. Otobüsler bazen dolu oluyor ama eğer boş bir otobüse binip oturacak yer de bulursanız çok güzel bir yolculuk oluyor. Etrafı görmek için rickshawdan daha rahat olduğu kesin en azından:) Sonra bir de müzik yayını var:) Pencere kenarı da bulduysanız tamam:) Rüzgar sıcak sıcak yüzünüze vuruyor, ritmi yoldaki çukurlara uygun bir müzik çalıyor, yollara yukarıdan baka baka istediğiniz yere gidiyorsunuz. Jantar Mantar’dan Qutb Minar’a kadar bindiğimiz iki otobüs de çok rahattı. Ama Lotus Temple’a giden otobüsü bulamayınca yine rickshawlara döndük tabii,&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;sallana sarsıla:)&lt;/span&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/6agGBfuOnxU" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Lajpat Nagar, daha çok Hintlilerin alışveriş ettiği bir yerdi. Çok kalabalıktı ve her şeyi satan&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/lajpatnagar.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 274px; CURSOR: hand; HEIGHT: 280px" height="305" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/lajpatnagar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;dükkanlar vardı&lt;/span&gt;. Diwali yaklaştığı için yol kenarında bir çok tabure konmuş, başlarına el ve ayaklara kınayla desenler çizen insanlar oturmuştu. Önlerindeki kartonda yazdığına göre çocuk, iyi şans, mutluluk gibi şeyler getirmesi için yaptırılıyormuş kına. Bir çok insan oturmuş ellerine kınayla desenler çizdiriyordu. Çok hareketli bir yerdi. Herhalde &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;bayram alışverişi&lt;/span&gt; yapıyorlardı:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de üstü filli bir bayram çantası:) alıp yemek yemeye, oradan da otele geldik.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Odaya girdik, yarım saat sonra bir müzik başladı dışarıda. Ama hep aynı şey. Haare raama hare... diye söyledi durdu bir adam.&lt;/span&gt; Sesin nereden geldiğini pek anlamadık ama baktık saat de daha erken biraz çıkıp etrafta dolanalım, neymiş görelim, tren istasyonunun çevresindeki dükkanlara falan da bakınalım dedik. Delhi’ye ilk geldiğimizde burayı taksinin camlarından garfieldlar gibi seyredip amanın! falan demiştik:) Hatta ilk ineğimizi de burada görmüştük:)Neyse işte çıktık. Dolaşırken üstten geçen yoldan da müzik sesleri gelmeye başladı. Biz de koşturduk tabii yaşasın etkinlik bulduk diye:) &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Önce her şey çok &lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RZjkMCWD74I/AAAAAAAAADw/t58YUCQwS-A/s1600-h/kutlama.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5015009080516013954" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RZjkMCWD74I/AAAAAAAAADw/t58YUCQwS-A/s320/kutlama.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;güzeldi. Bir sürü insan vardı. Arabaların üstüne kurulmuş küçük sahneler geçiyordu, hatta bir arabanın üstündeki iki televizyon spikeri bizi görünce öyle sevindi ki yabancı birilerini gördü diye, az daha mikrofonunu uzatmak için arabadan düşüyordu. O gürültüde ne dediğini anlayamadığımız için sorusuna cevap veremedik gerçi ama belki yine de göstermişlerdir bizi “evet sayın seyirciler inanmazsınız 3 şaşkın turist de olay yerindeydi” diye:) Neyse:) işte biz güzel güzel olay yerinde dolanırken baktık ki eğlence giderek canlanmaya başladı ve bazı insanlar da peşimizden gelerek eğlenmeye başladı bu arada:) Tam yılbaşında yabancı turist durumu olduk yani. En son annemin üzerine maytap, benim &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/dalitf.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;kafama da dondurma vurmaya başlayınca bunlar, artık biz de geldiğimiz gibi döndük tabii. O &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/dalitf.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/dalitf.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;sırada da biri belime bir taş attı:( Bir şey olmadı ama olsun yani. Niye böyle yaptılar anlamadık. Herhalde normal bayram eğlencesi durumu aslında ama işte insan bir anda başına gelince şaşırıyor.&lt;/span&gt; Sonra otele dönerken sorduk, ne eğlencesi bu diye. Bir dükkan sahibi, Dalitlerin festivali dedi. Herhalde belli bir kastın festivali olduğu için köprünün üstünde toplananlar dışında kimse ilgilenmiyordu olayla. Tam da anlamadık gerçi. Internette aradım ama ne festivali kutladıklarını bulamadım. Belki de adam tam anlatamamıştır. Bilmiyoruz. Neyse işte. Böyle de bir olay yaşadık bugün işte. Şimdi de oteldeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bu arada hare rama hala devam ediyor ve galiba sabaha kadar da edecek:) Bazı manasız görüntüler eşliğindeki hare ramayı aşağıdaki videoda dinleyebilirsiniz:)&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/X9KhVRaMj6A" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İyi uykular:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/07102006.htm" mce_href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/07102006.htm"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-4949187932271775898?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/4949187932271775898/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=4949187932271775898' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/4949187932271775898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/4949187932271775898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2007/01/hindistan-7-ekim-2006-delhi.html' title='Hindistan 3: 7 Ekim 2006-Delhi'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RZjkMCWD74I/AAAAAAAAADw/t58YUCQwS-A/s72-c/kutlama.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-6970272494357812020</id><published>2006-12-27T02:25:00.000-08:00</published><updated>2007-01-06T05:00:45.733-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='delhi'/><title type='text'>Hindistan 2: 6 Ekim 2006-Delhi</title><content type='html'>Bugün tren biletlerimizi aldık. Hem de hepsini:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelmeden önce forumlardan birinde tren biletlerini internetten alabileceğimizi, hatta bazı ülkelerdeki bürolardan biletlerin hindistana gitmeden önce bile alınabildiğini okumuştum. Tabii hemen adresi bulup girdim, rotayı çıkardık, trenleri arattım ve kaldım:) Hangi trene baksak doluydu. Hem de öyle belki boşalır falan gibi değil. Bayağı dolmuş da taşmış. Bir trende yerleri göster deyince size 6 günlük doluluk durumunu getiriyor, siz de bakıp seçiyorsunuz. Bunların hepsinde 80-90 kişilik bekleme listeleri vardı. WL diye yazmışlar her günün yanına. Önce bunların bekleme listesi olduğunu düşünmemiştik o kadar uzun liste olmaz diye. Ama sonra biraz araştırınca öyle olduğu ortaya çıktı. Neredeyse bu yüzden gelmekten vazgeçiyorduk. Çünkü her yere uçakla gitmek çok pahalıya geliyor. Taksiyle gitmek de rahatsız olur diye düşündük. 12, 15 saatlik yollar var. Bir arabanın içinde tıkılıp kalmak istemedik o kadar saat. Gitmesek mi diye düşünürken, artık otobüs falan bir şey bulur gideriz, olmazsa da döneriz diye düşünüp geldik. Hatta annemle babam rotayı değiştirsek diye bir kaç pas bilet aldı ki en kötü ihtimalle uçakla bir yere daha gidip dönebilelim. Ama iyi ki trenler yüzünden fikrimizi değiştirmemişiz de gelmişiz. Çünkü istediğimiz bütün trenlerde yer bulduk. Bir tanesinde günü değiştirmemiz gerekti ama onda da açık kompartımanda kalmayı kabul etsek yer bulacaktık. Meğer internette herkes kolaylıkla yer ayırtabildiği için listeler hemen doluyormuş. Sonra tabii kimse biletini almayınca da o yüzlerce kişilik bekleme listeleri kayboluyor, siz de biletinizi rahat rahat alıyorsunuz. Yani bize böyle oldu :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah istasyona giderken bilet bulacağımızı hiç düşünmüyorduk aslında da işte bir bakalım nasılmış diye gittik. Çıktık üst kattaki yabancılar bürosuna. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Turistler biletlerini bu yukarıdaki odadan alıyor. Önce formlar dolduruluyor,&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/form.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/form.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;bir görevli formları kontrol ediyor, sonra sıraya&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;giriliyor ve sıra gelince bilet alınıyor.&lt;/span&gt; Bizim bilet aldığımız adam galiba oranın müdürüydü. Yandaki masalarda çalışanlar hemen biletleri kesip verdi ama bu adam yarım saatte ancak yapabildi işi ağır ağır. Biletlere bakıyor, bize bakıyor, pasaportlara bakıyor, havaya bakıyor, espri yapıyor, yine havaya bakıyor… Neyse sonunda aldık biletleri de çıktık. Aslında iyi bir adamdı herhalde tabii de biraz yavaş çalışıyordu işte:) Ama biletleri alabildiğimize gerçekten çok sevindik. Yoksa bugün gezmek yerine diğer şehirlere nasıl gideceğimizi araştırmakla uğraşacaktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oteldeki adam da sizi taksiyle götürelim falan dedi sabah ama verdiği fiyatlar çok fazlaydı. Bir de numara yaptı bizi istasyona gitmekten vazgeçirmek için. Bilet almamız çok zor olacağı için bizle birlikte bir adamını gönderecekmiş, o belllki bilet bulabilirmiş, ama sanmazmış... Biz bunu duyup gitmekten vazgeçmeyince, hemen değiştirdi lafını o da tabii. Bizle gelecek adam bir yere kadar gitmiş de, hayallahmış da:) Bilet almak o kadar kolaydı ki daha fazla yalanı ortaya çıkmasın diye çekildi aradan hemen:) Biz de gittik, biletlerimizi başarıyla aldık:) Yalnız biz gece trenlerine 1A sınıfı biletlerden almamız gerektiğini sanıyorduk. Onlar kapalı, diğerleri açık diye okumuştum. Oradaki görevli 1A istiyoruz deyince güldü bize. O çok pahalıymış, kimse onla gitmezmiş. Şimdi aldığımız 2A’da da zaten bizim gibi insanlar olurmuş. Hem bunların da kapısı kapalıymış. Bakalım, umarım öyledir, çünkü ben bir sitede kompartımanların resimlerini falan da görmüştüm, 2A açıktı. Neyse artık aldık zaten :) &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/06102006.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tren bileti almakla ilgili daha fazla bilgi için buraya tıklayabilirisiniz&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Biletleri aldıktan sonra rickshawa binip Janpath’a, oradan da India Gate’e gittik. Janpath hediyelik eşyalar satan küçük dükkanların olduğu bir yer. Yol üstünde ve aralardaki sokaklarda küçük heykeller, çantalar, giyecekler, çanlar, taşlar gibi şeyler satan dükkanlar var. Rickshawdan indiğimiz yerde Janpath neresi diye birine sorduk. O da bize en fazla 200 metre uzunluğunda bir sokağı gösterdi burası diye. Belki sonra devam ediyordur diye girdik ama etmedi. Sonra öğrendik ki meğer bu sadece bir ara sokakmış. Halbuki o birinci soruşumuzdan sonra bir adama daha sorduk, o da bu küçük sokağın ilerisini gösterdi Janpath diye. En iyisi burada hiç yol sormamak herhalde. Herkes yanlış bilgi veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Janpath’ın üzerinde bir de Pizza Hut var. Doğru Janpath yolunu bulup, biraz dükkanlara baktıktan sonra acı olmayan bir şeyler yiyelim diye buraya girdik. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Yemekler geldi, yiyoruz, bir &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;anda müziğin sesi yükseldi, insanlar alkışlamaya başladı. Ne oldu diye bir baktık ki o sakin sakin&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;servis yapan çalışanların hepsi&lt;/span&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RZMJM0w6ycI/AAAAAAAAADk/4Qr_TpAZLvw/s1600-h/fis.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5013360926120397250" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RZMJM0w6ycI/AAAAAAAAADk/4Qr_TpAZLvw/s320/fis.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;dizilmiş&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;ortaya, dans ediyor:) Koreografi falan da var. Aynı o&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Hint filmlerindeki gibi hareketler yapa yapa dans edip müzik biter bitmez de hiç bir şey olmamış gibi servise devam ettiler:)&lt;/span&gt; Önce bir kerelik bir şey sandık ama yarım saat sonra tekrar yaptılar. Hem eğlence hem de motivasyon olsun diye herhalde. Aslında çok güzel düşünmüşler. Zaten orası turist dolu, insan ilginç bir şey görmüş oluyor. Hem de bu arada çalışanlar da oraya gelenlerle falan tanışmış oluyor. Masalarda oturan bir kız en başta dans eden garsona telefonunu verdi giderken:) &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bu danstan başka bir de verdikleri fişlerin üzerine çok güzel bir ziyaretti, yine gelin, çok mutlu olduk gibi artık o sırada akıllarına ne gelirse bir şeyler yazıp bir de güzel surat çiziyorlar. Bizim gibi böyle anı toplamaya meraklı insanlar da seviniyor, yippii özel bir kağıt parçamız oldu diye:) Sonra bir de kapıdan çıkma ritüeli var. Onu da anlatayım hemen:) Oradan ayrılırken memnunsanız çıkarken kapıdaki çanı çalıyorsunuz, onlar da hep bir ağızdan thank youuuuu diyor:) Altta dansın videosu var. Sonunda da thank you çanı:) Dansı karşılarından çekemedim ama olsun artık:) Karşıda o telefonunu veren kız oturuyordu:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/S6IsNvm8V8k" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Yemekten sonra India Gate’e gittik. Her yer satıcı doluydu.&lt;/span&gt; Babam şaka olsun diye! &lt;a href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/d20.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 230px; CURSOR: hand; HEIGHT: 234px" height="253" alt="" src="http://www.hikayeanlaticisi.com/gor/yer/d20.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;kına yapan bir kadını peşimize takmış, onlar yaptıracak falan diye. Kadın 10 dakika peşimizden ayrılmadı. Ne fotoğraf çekebildik, ne etrafa bakabildik. Biz önde kadın arkada koşuştuk durduk:) Sonra da bindik yine rickshawa kral yolu da denen geniş caddenin öbür tarafındaki başkanlık konutunun önüne gittik. Ama bunu niye yaptık biz de bilmiyoruz:) Buraya kimseyi almıyorlar, araçların kapının önünde duraklaması da yasak. Gelip aceleyle, uzaktan görünen India Gate’in fotoğrafı çekilip, dönülüyor. Biz de çektik tabii:) ve oradan hızla Appu Ghar eğlence parkına:) gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gelmeden önce plan yaparken bakmıştım böyle bir eğlence parkından söz ediliyor, zaman kalırsa gider nasılmış görürüz diye düşünmüştüm. Bugünlük gezecek başka yer kalmayınca gittik. Eğlence parkı deyince, hiç olmazsa bir roller coaster falan bekliyor insan yani. Ama meğer burası küçük bir lunaparkmış:) Bir yer yapmışlar, orada insanlar dans ediyordu, bir çalışmayan korku tüneli vardı, valla başka da bir şey göremedik. Varsa da biz bu kadarını görüp çıktık yani. Bir de para aldılar girişte. Hatta az daha bir daha alacaklardı da “bakıp çıkıcaz” deyip girdik:) İki kapı yapmışlar. İkisinde de giriş parası alıyorlar:) İyi fikir valla. Bir yerin bir kapısı olacağı da nerden çıkmış ki zaten. Zam mı yapılacak, koy bir kapı daha, oh ne güzel:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte:) Appu Ghar’ı da görmüş olduk. Oradan da bir alışveriş merkezine gittik, yiyecek bir şeyler alıp otele döndük, şimdi onları yiyoruz televizyon karşısında:) Bu alışveriş merkezi denen şeyden de bahsedeyim de sonra yemeğe devam ederim. Her yerde bu gittiğimiz Ansal Plaza’nın en büyük ve yeni alışveriş merkezi olduğu, herkesin çok beğendiği falan yazıyordu. Ansal Plaza şehrin yeni yapılan, uydu kentlerin de olduğu güney kısmında. Biz de gittik görelim neymiş bu büyük, yepyeni yer diye. Bir girdik içeri daracık koridorlar, küçücük dükkanlar. Daha önce bu kadar mekan kaybeden bir yapı görmemiştim. Koskoca alanları var, ama öyle daracık, sıkışık yapmışlar ki insan fareymiş de labirentte dolaşıyormuş gibi oradan oraya pıtır pıtır dolaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca labirentin içine peynir koymayı da unutmuşlar:) Yani market koymayı:) Biz alışveriş merkezine gelirken bir market de buluruz diye düşünmüştük. Ama market derken ne kastettiğimizi bile anlatamadık insanlara. Market dedik, supermarket dedik, hem yiyecek hem sabun falan satarlar dedik, olmadı:) Her biri için ayrı dükkan gösterdi bize adam. Biz de yiyecek için gösterdiği mcdonaldstan acısız bir şeyler alıp çıktık. Bindiğimiz rickshaw şoförünün 40 dakika boyunca sürekli!! kaşınmasını seyrede seyrede otele geldik. Neyse ki tam artık biz de bitlendik herhalde diye düşünüp kaşınmaya başladığımız sırada otele ulaştık da indik. Ama galiba adamın sinirleri bozuktu. Çünkü kornası çalışmıyordu. Ne zaman trafik sıkışıp korna çalamadan kaldıysak adamın kaşınması hızlandı:) Zaten kolay kaşınsın diye üstündekileri de çıkarmıştı, vücudunda yara falan yoktu. Herhalde trafikte kala kala böyle oldu yani sinirden. Neyse işte bu günlük de bu kadar:) &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Sizi şu anda televizyonda klibini seyrettiğimiz burada çok sevilen AAYA INDIA! isimli parçayla baş başa bırakıyor, yayında emeği geçen ve bıdı bıdı bıdı… :)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/jmSbJqrbFAc" width="600" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/06102006.htm" mce_href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/06102006.htm"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-6970272494357812020?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/6970272494357812020/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=6970272494357812020' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/6970272494357812020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/6970272494357812020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2006/12/hindistan-6-ekim-2006-delhi.html' title='Hindistan 2: 6 Ekim 2006-Delhi'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RZMJM0w6ycI/AAAAAAAAADk/4Qr_TpAZLvw/s72-c/fis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-4460092482184600411</id><published>2006-12-25T03:47:00.000-08:00</published><updated>2007-01-06T05:01:23.334-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='delhi'/><title type='text'>Hindistan 1: 4 / 5 Ekim 2006-Delhi</title><content type='html'>&lt;span style="color:#000000;"&gt;Sonunda Hindistan’a ulaştık:) Uçak yolculuğu ve Delhi’ye gelişimiz biraz hareketli oldu gerçi ama başardık:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce zaten rötarlı kalkan uçağımız, iniş takımlarındaki bir arıza! yüzünden geri döndü. Neyse sonunda uçak değiştirip yola çıktık, beş saat kadar sonra Delhi’ye indik. Tam pasaport kontrolünden geçerken bir fark ettik ki babam telefonunu düşürmüş. Telaş içinde nereye koşuşalım falan diye düşünürken neyse ki oradaki görevliye sorduk da uçağa kadar koşmadan telefonu bulduk. Meğer telefonu uçakta bulunca, bizim pasaport kontrolü sırasında telaşa kapılacağımızı düşünüp oradaki görevliye vermişler:) Adam yerimizi sorup hemen verdi telefonu. Zaten ilk defa yurt dışında yanımıza bir telefon almışız, nasıl konuşuluyor, işe yarıyor mu bilmiyoruz. Elimizde tek telefonla kalsak çok saçma olurdu yani.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Neyse. Bu olayı da hallettik, mutlu mutlu kontrolden geçerken bu sefer de bir aydır Hindistan gazetelerinde maceralarını okuduğumuz sivrisinekler üstümüze saldırmaya başladı. Orda bir sürü Hintli de vardı ama bunlar niyeyse artık bizim üstümüze üstümüze dalışlar yaptılar. Ama tabii biz de hazırlıklıyız. Hatta hazırlığı abartmış &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmoT0w6yRI/AAAAAAAAABg/URUp_iHlF-I/s1600-h/sivri.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5010721118961191186" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmoT0w6yRI/AAAAAAAAABg/URUp_iHlF-I/s320/sivri.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;durumdayız:) Yanımızda&lt;/span&gt; 5 çeşit sivrisinek kaçırıcı var. Sinekleri görür görmez hemen çektik birinci silahımız olan bilek bantlarını, hieeeyt diye ilk akını savuşturduk. Bakalım bundan sonra neler olacak. Ama galiba bu spreyler, bantlar falan gerçekten işe yarıyor çünkü bugün o kadar dolaştık, bir sinek bile ısırmadı daha. Zaten bu sinek kaçırıcılar işe yarıyorsa bundan sonra ısırmaları da biraz zor. Üstümüzde sivrisinekler yaklaşamasın diye uzun kollu ince gömlekler, her tarafımıza off sprey püskürtmüşüz, bileklerimizde bantlar. Adamlar da halimizi gördükçe gülüp duruyor&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;:)&lt;/span&gt; Bugün Red Fort’ta gezerken yetmemişse diye biraz daha sprey sıktık üstümüze, üç dört kişi geçti karşımıza şaşkın şaşkın bakıp gülmeye başladı. Ama gülsünler naapalım. Sinekler onlara gitmiyor ki, hep bize saldırıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Havaalanında böylece sinekleri de savuşturduktan sonra, taksi aramaya başladık. Hindistan dışından gelen uçaklar genellikle gece yarısı indiği için havaalanından otobüse binmek pek mümkün olmuyormuş. O yüzden taksiyle gitmek gerekiyor. Ben de gelmeden önce bir ay o forum senin bu blog benim dolaşıp bilgi toplamıştım. Her tarafta havaalanından kesinlikle prepaid taxiye binin yazıyordu. Yoksa en iyi ihtimalle kazıklarlarmış. Bir kaç tane kaçırılan turist bile olmuş. Kesinlikle prepaid taksiyle gitmemiz lazım yani. Kararlı kararlı geldik prepaid taxi standının önüne, ama içerisi karanlık. Ne görevli var, ne önünde bekleyen var. Ne yapsak diye düşünürken babam bir daha içeri bir baktı ki adam yerde&lt;span style="color:#000000;"&gt; uyuyor:) Cama vura&lt;/span&gt; vura uyandırabildik neyse ki. Kaşı gözü bir tarafta geldi, gideceğimiz yeri fişe yazdı, parayı aldı, döndü yine &lt;span style="color:#000000;"&gt;gidip yattı:) Gerçekten&lt;/span&gt; ilginç insanlar. Sıcaktan mıdır nedir bilmiyoruz artık. Bu standın hemen yanında özel şirketlerin standları falan da vardı. Bu gitti yattı, onlar da nasıl canlı sabahın köründe. Yırtınıyorlar müşteri kapmak için. Belki de karşılıklı anlaşıp, devlet görevlisi olanı ortadan çekiyorlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece sonunda kağıtta numarası yazan taksiye binip yollarda sürekli korna çala çala Ajanta otele geldik. Adam bütün yol korna çaldı. Zaten burada arabaların üzerinde “horn please” yazıyor. Korna sesi Delhi’nin normal sesinin bir parçası gibi, sürekli var. Bir de, başka bir ara daha uzun anlatırım ama sürücüler gerçekten çok başarılı. O hengamede kimse birbirine çarpmıyor, hep teğet geçe geçe gidiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz da bugün nereleri gezdiğimizi falan anlatayım bari de diğer şeyleri sonraki günler anlatırım. Yorulduk bugün. Uçakta uyuduğumuz üç saat uykuyla bütün gün fır döndük ortada:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah otele yerleştik, duş falan yaptık, uzun kollu gömleklerimizi giyip, off spreylere bulanıp kendimizi sokaklara attık. Ben gitmeden önce bulduğum bütün Hindistan forumlarını, seyahat bilgilerini okuyup her gün için program çıkarmıştım. Önce nereye gidilir, oradan öbürüne yürünür mü, rickshaw kaça gider hepsini not almıştım. Çünkü birkaç seyahattir böyle yapıyoruz, gerçekten rahat oluyor. Bu sabah da elimdeki programa göre rickshawa binip Red Fort dedik. Adam çıktı yola, ama gidiyor gidiyor bir türlü Red Fort’a gelemiyoruz. Elimizde harita var, ona göre otelden yürüyüş mesafesinde. Parayı baştan konuşmuş olmasak kesin dolaştırıyor derdik ama para belli. Bizi ne kadar çabuk bıraksa onun için o kadar iyi yani. Ama adam dolaşıp durdu. Tam da anlamadık ama ya yolları karışık yapmışlar ya da elimizdeki haritalarda bir yanlışlık var. Bakalım yarın falan belli olur. Neyse işte sonunda Red Fort’a gittik, oradan da Chandni Chowk’a ve Jama Masjid’e. Bunlar üçü Eski Delhi’nin en önemli gezilecek yerleri(Bu arada Eski Delhi gerçekten eski:) Babam Chandni Chowk’ta dolaşırken yarın dönsek mi falan diye espriler yapmaya başladı:)Hem de Hindistan’a gelmek isteyen esas oydu. Bakalım yenisi nasıl, onu da yarın öbür gün görürüz artık:)) &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmxtkw6yaI/AAAAAAAAADM/0gVsl2bCEqU/s1600-h/d5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5010731456947472802" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmxtkw6yaI/AAAAAAAAADM/0gVsl2bCEqU/s320/d5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Red Fort&lt;/span&gt; sadece eski kısmın değil bütün Delhi’nin en önemli turistik yerlerinden biri aslında. Ama şu anda gerçekten kötü durumda. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Görevliler bazı kısımları kapatmış, ellerindeki planlara, resimlere bakarak restorasyon yapmaya çalışıyordu.&lt;/span&gt; Umarım olur, çünkü şu anda pek &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmo9kw6ySI/AAAAAAAAABo/sL3UluJHgCE/s1600-h/restorasyon.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5010721836220729634" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmo9kw6ySI/AAAAAAAAABo/sL3UluJHgCE/s320/restorasyon.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;de ilginç bir yer olduğu söylenemez. Beyaz mermerden avlularda dolaşıp biraz fotoğraf çekip oradan çıktık biz de. Bu beyaz mermerler zamanında değerli taşlarla süslüymüş aslında. Güzel görünüyordu herhalde. Ama İngilizler taşları söktüğü için artık taş falan yok. Yine de biraz bakılsaymış daha iyi olurmuş tabii. Duvarlar dökülüyor, her yer inşaat alanı gibi. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmp6Ew6yTI/AAAAAAAAABw/kR6CBeWytiY/s1600-h/d6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5010722875602815282" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmp6Ew6yTI/AAAAAAAAABw/kR6CBeWytiY/s320/d6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Bir de nerede fotoğrafı çekilebilecek güzel bir görüntü var, illa ya bir poşet, ya bir çöp kutusu, girilmesin diye gerilmiş bir ip, yani kompozisyonu bozacak bir şey koymuşlar orta yerine. İnsan düzgün bir şey çekemiyor.&lt;/span&gt; Bu arada Red Fort’ta çok fazla asker vardı. Bakalım diğer yerlerde de öyle mi. Diwali de yaklaşıyor, herhalde terör saldırısı falan bekleniyorsa ondan. Çünkü her taraf asker dolu. Zaten daha kapıdan girer girmez bir asker silahını tam size doğrultmuş, kazara bir hapşırsa, o sırada kim geçiyorsa artık gidecek güme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse:) Red Fort’u gezip, karşısındaki Chandni Chowk &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmyiEw6ybI/AAAAAAAAADU/gA7aWVXMNhg/s1600-h/d16.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5010732358890604978" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmyiEw6ybI/AAAAAAAAADU/gA7aWVXMNhg/s320/d16.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;caddesine girdik. Burası Eski Delhi’nin önemli bir caddesi. Üzerinde tapınaklar var ve eski kısmın diğer turistik yapısı Jama Masjid’e de buradan gidiliyor. Tabii bu kadar turistik bir yerde de satıcılar hellooooo sariiii diye insanı yoldan çevirmeye çalışıyor. Yine de &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Chandni Chowk turistik denemeyecek kadar karışık, gürültülü ve sıkışık bir yer. Koskoca caddeyi nasıl o hale getirebilmişler hayret doğrusu. Önce ikiye bölmüşler, sonra o iki parçayı da arabalar ve yayalar için bir daha ikiye ayırmışlar. Üstüne bir &lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmqxkw6yUI/AAAAAAAAAB4/dMERbQINy1s/s1600-h/chandni+chowk.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5010723829085555010" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmqxkw6yUI/AAAAAAAAAB4/dMERbQINy1s/s320/chandni+chowk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;de çoluk çocuk, inek, maymun, rickshaw, köpek yolun ortasına dökülünce kocaman düz bir caddede yürüyecek yer kalmamış. Bu da bir beceri yani.&lt;/span&gt; Bu arada ilk Hintli maymunumuzu da burada gördük:) Büyük şişman bir maymun Chandni Chowk’un girişinde yolun ortasında oturuyordu. Onun oturduğu yerin arkasında da kuş hastanesi diye bir yer vardı. Jain inanışına göre bütün canlılar kutsalmış ve korunması lazımmış. Bu hastanede de kuşlar tedavi ediliyormuş&lt;span style="color:#333333;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.coveringreligion.org/2006/05/25/where_the_birds_seek_treatment.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#333333;"&gt;(buradan bu hastaneyle ilgili bir yazıya ulaşabilirsiniz)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Chandni Chowk’ta farklı dinlerin tapınakları sıralanmış. Bu Jain hastanesi ve tapınağını geçince, biraz ileride de Sikh tapınağı var. Orada da küçük bir vukuatımız oldu tabii bizim:) Yerde bir su var, insanlar dua edip o suyu içiyor. Biz de o kalabalıkta şaşkın şaşkın içeri bakarken yanlışlıkla yerdeki suyu görmeyip içine basmışız. Hemen yarı çıplak göbekli bir adam gelip elinde mızrağıyla bizi nazikçe:) kovaladı. Biz gidene kadar da etrafımızda döndü durdu. Biz de tırıs tırıs olay yerini terk ettik tabii:) Ama su yol ortasında olduğu için habire içine basan oluyordur herhalde. Napalım turistiz biz de. Olacak o kadar:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sikh tapınağını geçince ileride bir tapınak daha var ve sol tarafa doğru giren yollardan geçerek de Jama Masjid’e ulaşılıyor. Biz de mızraklı adam tarafından kovalanışımızın üstüne bir bardak soğuk kahve içip Jama Masjid’e gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmsuUw6yVI/AAAAAAAAACQ/ol4DJsBLY3A/s1600-h/d3.jpg"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5010725972274235730" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmsuUw6yVI/AAAAAAAAACQ/ol4DJsBLY3A/s320/d3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Chandni Chowk çok kalabalık, kirli, gürültülü ve yorucu bir yer ama ilginç. Aslında Red Fort’tan çıkışta rickshawcular gelip orada yürüyemezsiniz arabayla içinden geçseniz daha iyi olur falan demişti. Zaten yolda bizden başka yürüyerek dolaşan turist de yoktu. Ama biz iyi ki yürümüşüz. Çünkü öyle arabayla içinden geçip gitsek pek bir şey anlamazdık herhalde. Zaten Hindistan’da kalabalıktan ve pislikten kaçmak pek de mantıklı değil. Çünkü her yer kalabalık ve gerçekten kirli zaten. Nereye kaçacaksın ki. Hiçbir yere gitmemek lazım o zaman.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmtFkw6yWI/AAAAAAAAACY/9cqkGHHPqjg/s1600-h/d4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5010726371706194274" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmtFkw6yWI/AAAAAAAAACY/9cqkGHHPqjg/s320/d4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte Chandni Chowktan yürüyerek Jama Masjid’e gittik.&lt;br /&gt;Jama Masjid büyük kubbeli, avlusunda güvercinler uçuşan bir cami. Kubbesi biraz Kremlin Sarayını andırıyor. Aslında buraya gelmemizin en önemli nedeni minaresine çıkıp şehri yukarıdan görmekti. Yönümüzü çıkarabilmek için bildiğimiz binaları falan yukarıdan bir görmek istemiştik. Ama onu da yapamadık çünkü ayakkabılarımızı kapıdaki yığının içine bırakmamak için babamla biz ayrı ayrı girdik içeri. Minareye de kadınlar yanlarında erkek yoksa çıkamıyorlarmış. Sonuçta biz yukarı çıkamadık yani. &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;(Bu arada biz annemle baktık minareye çıkamıyoruz, o kadar da para vermişiz içeri girmek için, bari etrafı iyice bir gezelim diye caminin Red Fort'a &lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmwFEw6yZI/AAAAAAAAACw/sWFebllQMgY/s1600-h/d15.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5010729661651143058" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmwFEw6yZI/AAAAAAAAACw/sWFebllQMgY/s320/d15.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;bakan kapısından dışarı çıktık. Alt bahçeye bir baktık ki şu solda bize sopasını kaldırmış olan çocuk ve arkadaşları kavga ediyor. Turistiz ya tabii. Ağğ ne güzel, Hindistan'da çete kavgası, fotoğraf çekelim falan diye konuşurken çocuklar bir anda bizi görüp kavgadan vazgeçip, bağırarak bize birşeyler söylemeye başladılar. Biz tabii yine olay yerini terk ettik hızla. Ama fotoğrafımızı da çekti yani:))&lt;/span&gt; Babam çıktı geldi ama yön bulmaya yarayacak bir şey görünmüyormuş yukarıdan. Zaten anlaşılan her yere rickshawla gitmemiz gerekecek, yönümüzü bulmasak da olur herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelmeden önce ne nerede hemen çıkarırız, bir sürü yere yürürüz diye düşünmüştük. Çünkü baktığım haritalarda çoğu yer yürüyüş mesafesinde görünüyordu. Ama galiba burada yürüyerek dolaşmak pek kolay değil. Hem mesafelerde bir yanlışlık var gibi, hem de yollar güzel güzel giderken bir anda bir çöplük, sonra yerde yatan insanlar, sonra yine temizce bir bölge. Her şey yan yana yani. İnsan bir anda kendini çöplüğün içinde buluveriyor. Yönümüzü de çıkaramayınca yürümek biraz zor. Belki de ilk gün diye böyle olmuştur, zamanla alışırız. Bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Jama Masjid’i de gezince Eski Delhi’de gideceğimiz yerleri bitirmiş olduk. Rickshawa binip otele dönmeden önce bir şeyler yemek için Yeni Delhi’nin merkezine, Connaught Place’e gittik, sonra da otele. Connaught Place, İstanbul’da Taksim gibi. Çok canlı bir yer ve şehrin kalbi. Bir merkez ve onun etrafındaki daire şeklinde yollardan ve merkezden çıkarak bu daireleri kesen dik caddelerden oluşan çok düzenli bir yer. Ama yıkılacakmış galiba. Etrafta yenileme çalışmaları ve kapatılacak yollarla ilgili yazılar vardı. Yine de herhalde çok büyük bir değişiklik yapmazlar. Bir sürü yabancı marka, bankalar, ofisler, restoranlar, hepsi burada toplanmış çünkü. Biz de buradaki iki mcdonaldstan birinde yemek yedik ve şimdi de oteldeyiz. Mcdonaldslar burada çok işimize yarayacak herhalde çünkü yemeklerin hepsi çok acı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse. Bugünlük bu kadar yazayım. Yarın yine neler yaptığımızı anlatırım. İyi uykular :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz :)" href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/05102006.htm" mce_href="http://www.hikayeanlaticisi.com/gez/hndstn/05102006.htm"&gt;Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler... için buraya tıklayabilirsiniz:)&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-4460092482184600411?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/4460092482184600411/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=4460092482184600411' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/4460092482184600411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/4460092482184600411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2006/12/hindistan4-5-ekim-2006-delhi.html' title='Hindistan 1: 4 / 5 Ekim 2006-Delhi'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_EoaBAuwuszU/RYmoT0w6yRI/AAAAAAAAABg/URUp_iHlF-I/s72-c/sivri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-1228278262590002445</id><published>2006-12-23T01:46:00.000-08:00</published><updated>2006-12-25T03:54:42.782-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='agra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='varanasi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='delhi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jaipur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalküta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mumbai'/><title type='text'>Hindistan (4-22 Ekim 2006)</title><content type='html'>&lt;span style="color:#000000;"&gt;Merhaba:) Ben bu sene 26 yaşındayım, ve doğduğumdan beri bana dünyayı bedavaya gezdiren Türk Hava Yolları artık bana bilet vermiyor:( O yüzden biz de bu son bedava biletli seyahatte hem uzak, hem de ilginç bir yere girmek istedik. Küba mı Peru mu Avustralya mı derken Hindistan'a gitmeye karar verdik. Aslında babam yıllardır Hindistan'a gitmek istiyordu. Ama sonunda hep başka yerlere gidiyorduk. Bu sefer gittik. Seyahatin üzerinden iki ay geçti. Ben şimdi rahat rahat evde oturup, oradayken tuttuğum notları buraya geçirmeye çalışıyorum. Hindistan nasıldı diye soranlara da eh işte, değişik bir yer tabii falan gibi şeyler söylüyorum. Ama bir yandan da son biletimle oraya gittiğim için mutluyum. En sevdiğim yerlerden biri olmadı, ama ilginçti. Yani ben "Hindistan'a gittim hayatım değişti" ya da "Hindistan bir rüya ülkesi" insanlarından değilim. Hindistan çok değişik, kalabalık, gürültülü bir yerdi. Ama bana masal gibi de gelmedi, rüya gibi de. Babama sorarsanız kabustu :) Ama bu daha çok babamın o kadar kirli bir yerle karşılaşacağını düşünmemesindendi. Bir de Chikungunya var tabii. Önce biraz olumsuz şeylerden bahsedeyim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Ben gitmeden önce uzun süre internette dolaşıp, bilgi topladığım için zaten kirli bir yere gideceğimi biliyordum. Hatta bazı insanlar o kadar anlatmıştı ki, çok kirliyse diye annemle yanımıza antibakteriyel sabunlar, püreller falan da almaya karar verdik. Bir de kukulatalı büyük tshirtler aldık ki kirli bir yerde uyumamız falan gerekirse onu kafamıza geçirip oturabilelim. Ama babam biz evde bunları konuşup dururken Marmaris'teydi. Geldiğinde ona da anlattık, çok kirliymiş ve Chikungunya ve Dengue diye iki hastalık salgını varmış diye. Aldıklarımızı gösterdik. Cibinliğimiz yoktu. Hastalık yayan sivrisineklerden korunmak için cibinlik aldık falan. Ama o herhalde bunlar abartıyor diye düşündü. Çünkü bu kadarını beklemiyormuş. Çektiğimiz filmleri izlerken gördük, daha ilk gün yarın dönsek mi acaba demeye başlamış şakayla karışık. Bana da tersine beklediğimden temiz geldi Hindistan. O kadar kirli bir yer bekliyordum ki, oradaki kirlilik pek gözüme batmadı. Ama tabii ki çok kirliydi. Sonuçta bir sürü inek, domuz, maymun ve çok fazla köpek sokakta yaşıyor. Çöpler sokakların kenarında belli noktalar yığılıyor ve hayvanlar bunların üzerinde dolaşıp yemek yiyor, bazı şehirlerde kanalizasyon yolun hemen kenarından açık açık akıp gidiyor. Yani kirli tabii. Ama ben okuduklarımdan o kadar kötü bir şey bekliyordum ki herhalde, gördüklerim beni rahatsız etmedi. Yani bu kirlilik meselesi beklentiyle ilgili biraz da. Bir de zaten her yer kirli olduğu için insanda bir tepkisizlik gelişiyor herhalde bu konuda. Yani ne yapılabilir ki. Ya aklını yerdeki çöplere takıp hiç bir yeri göremeyeceksin, ya da çöpleri sokağın bir parçası kabul edip gezmeye devam edeceksin. Zaten insanlar orada her günlerini geçirip yaşamaya devam ettiklerine göre bir şey de olmuyor demek ki. Dolaşırken bir ara düşündük ki belki de mikroplar birbirini yiyordur:)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Chikungunya daha tehlikeli bir şeydi benim için. Çünkü bir aydır internetteki Hint gazetelerini her açışımda o günün ölü sayısı, hastalığın yayılma grafiği, durumun vahimliği gibi konularda bir sürü yazı okuyordum ve hastalık gerçekten korkunçtu. Tam öldürmeyip süründürenlerden. İnsan sürekli bir kas ağrısı, baş ağrısı, ateş, kusma, baş dönmesi durumunda oluyormuş, bir kaç gün içinde hiç hareket edemez hale geliyormuş. 20 metre mesafeyi yarım saatte yürüyebiliyorlarmış. Zamanla ışık ve hafif bir dokunma bile insana büyük acılar vereye başlıyormuş. Ve hastalık 6 aya kadar, hatta daha uzun süre bile sürebiliyormuş. Yani çok korkunç bir şey. Neyse ki yazıları ciddiye alıp o güne kadar varlığından bile haberimiz olmayan sivrisinek kaçırıcı eşyalar bulup götümüştük yanımızda. Saat başı da deli gibi kremlere, spreylere bulanınca bir sivrisinek bile bizi ısırmadan döndük. Ama yanımızda bunlar olmasaydı herhalde bir hafta bitmeden dönmüş olurduk. Çünkü hepimiz seyahat boyunca nezleydik. Başımız ağrıdı, ateşimiz çıktı, babamın elleri kolları ağrıdı, Varanasi'de bir gün yattı... Nezle olduğumuz için böyle olduğumuzu bilsek de, üstümüzde sivrisinek ısırıkları bulsaydık, ya sinekten olduysak diye telaşlanıp dönecektik büyük bir ihtimalle. Ya da en azından bütün yolculuk aklımızın bir kenarında bu da kalacaktı. Şöyle bir rahat dolaşamayacaktık. Çünkü gerçekten de her yerde sivrisinekler vardı. Bir de hala etrafta koca koca su birikintileri oluşturuyorlar ki, sinekler üresin, çoğalsın... Neyse. Yolculuk boyunca iki sorun vardı. Onlar da bunlardı işte. Babam okuduğu gezi kitaplarında, belgesellerde kirliliğin fazla vurgulandığına rastlamamış. Niye böyle yapıyorlar demişti. Benim yazdıklarımda da belirtilmemiş olmasın diye başta yazmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Bunların dışında Hindistan'la ilgili genel bir şeyler söylemek istersem aklıma ilk gelenler kuzey ve güneyin farkı ve insanların davranışları(bu da biraz sorundu aslında) Önce şu kuzey güney farkını anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;Hindistan'a gidenler genellikle kuzeydeki altın üçgen denen turu yapıyor. Genellikle bütün tur için bir taksiyle anlaşılıyor ve Delhi, Jaipur ve Agra görülüyor. Eğer uzun kalınabiliyorsa, kuzeydeki diğer şehirlere gidiliyor. Bir de Varanasi var tabii. Çoğu insan da Delhi'den trenle ya da uçakla Varanasi'ye gidip dönüyor. Delhi, Agra, Jaipur, Varanasi, Udaipur gibi genellikle gezilen şehirlerin çoğu kuzeyde ve kuzey, her zaman fotoğraflarını gördüğümüz pembe, kırmızı giysileriyle dolaşan kadınların olduğu, ineklerin yolun ortasında oturduğu yer, bildiğimiz Hindistan işte yani. Ama Hindistan'ın herhangi bir Avrupa şehrine oldukça benzeyen şehirleri de var. Trenle özellikle uluslararası şirketlerin yoğunlaştığı güney kısımlara indikçe tren camından görünen görüntü de şehirler de değişiyor. Gri, kahverengi tonların yerini yeşil, mavi gibi daha canlı renkler alıyor, istasyonlardan başlayarak şehirler daha derli toplu, temiz, düzenli olmaya başlıyor. Mesela yollardaki rickshawların yerini sarı tombul taksiler, arabalar alıyor, kafeler, restoranlar, çeşitli dükkanlar, alışveriş merkezleri daha çok oluyor, turizmle ilgili işlerde değil de ofislerde çalışan, yine pembe, kırmızı, turuncu da olsa ipekten, şık sariler giymiş kadınlar, takım elbiseli erkekler çoğalıyor. Güney kuzeyden oldukça farklı yani. Biz çok şanslıydık, uçak biletlerine para vermedik, benim tezim bittiği için zamanımız vardı. Trenle kuzeyde merak ettiğimiz yerlere gittikten sonra, yine trenle Kalküta'ya, oradan da uçakla Mumbai'ye gittik. Güneyi gördük diyecek kadar olmasa da farklılığı hakkında bir fikir edinebilecek kadar güneydeki bu iki şehirde dolaştık. Bir de daha güneyi var tabii Hindiatan'ın. Goa gibi yerler. O bölge de çok güzelmiş aslında ama, orası daha yeşil bir yer olduğu için sivrisinekler ele geçirmişti biz giderken. Daha güneye gitmedik yani. Ama gördüğümüz kadarıyla Hindistan'ın kuzeyi ve güneyi arasında önemli bir fark vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ffcc66;"&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;Sonra insanlar. Üzgünüm ama Hindistan'da bizim karşımıza çıkan insanların çoğu ya bize yalan söyledi, ya kandırmaya çalıştı, ya da dalga geçti. Tabii turist olduğumuz her halimizden belli oluyordu, bizim karşılarştıklarımız turistik işlerde çalışanlardı ve eminim ki böyle işlerde çalışmayanlar iyi insanlardır. Ama napalım bizim karşılaştıklarımız hep yalan söylüyordu. Hele kuzey kısımda. Yani böyle söyleyince biraz garip oluyor ama, bir kişinin bile altında bir hesap olmadan bizle konuştuğu ya da yardım ettiği olmadı. Sokakta yürüyen herhangi birine yol soruyorsunuz mesela. Alıyor sizi oraya diye bir dükkana götürmeye çalışıyor ki komisyon alsın, ya da yanlış bir yer tarif ediyor ki aradığınızı bulamayıp yine ondan yardım isteyesiniz, o da sizi tanıdığı rickshawcuya götürsün, komisyon alsın. Bir komisyondur gidiyor yani. Yardım da etmiyorlar. Varanasi'de adamın biri adresi vermemize rağmen bizi sahte bir otele götürdü. Anladık ama adam kabul etmiyor. Annem çıktı dışarı, güvenilir bir insandır diye oradaki bir eczaneye girip adama olduğumuz yerin adını sordu ki yerimizi haritada bulabilelim. Koskoca adam sırıtarak suratına baktıktan sonra yanındaki arkadaşına bir şeyler söyleyip gülmeye başladı. Belki de bize böyle insanlar rastlamıştır hep. Bilmiyorum. Umarım Türkiye'ye gelen turistlere de böyle davranmıyorlardır, çünkü bir sürü ülkeye gittik, başımıza ilk defa böyle bir şey bu kadar yoğun olarak geldi, ve gerçekten de iyi bir izlenim olmuyor yani :) Gerçi Kalküta'da ve Mumbai'de sorduğumuz yeri tarif eden, kazıklamaya çalışmadan bir yerin ne yönde olduğunu gösteren insanlar oldu. Hatta bir kız telefonla arkadaşına aradığımız yeri sorup bize oraya nasıl gideceğimizi anlattı. Ama turistlerin çok olduğu kuzey kısımda durum biraz rahatsız ediciydi. Neyse ama biz de ikinciden sonra öğrendik adamların neler yaptığını, ona göre davrandık. Kesinlikle emporiumlara gitmek istemiyoruz dedik. Yol sorduğumuzda gönderdikleri yanlış yerlere gitmedik falan, bir şekilde idare ettik yani. Ama rahat rahat gezsek daha iyi olurdu tabii. Sonra anlatırım yine ama mesela Tokyo'da insanlar o kadar iyiydi ki, insan şaşırıyordu. Sizi alıp gideceğiniz yere bir kilometre yanınızda gülümseyerek götürebiliyorlar mesela. Neyse. Böyle işte. İnsanlarla biraz sorunumuz oldu yani. Ama belki de bize böyle denk gelmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;Çok uzatmışım. Aslında kısa bir şey yazacaktım, giriş olsun diye ama neyse artık. Sonuç olarak Hindistan bizim hayatımızı da değiştirmedi, masal gibi de gelmedi. Ama tabii ki çok ilginç bir yerdi. İnsanlar, trafik, kalabalık, hayvanlar, kirlilik, dinler, o karmaşanın içinde kimseye bir şey olmadan herkesin yaptığı işe devam edebilmesi. Bunlar tabii ki insanın kafasında oluşturduğu, değişmez diye düşündüğü şeyleri biraz çekiştirip esnetiyor. Mesela insanlara o pisliğin içinde bir şey olmuyor, içinde cesetlerin yüzdüğü Ganj nehrinin suyunu içiyorlar, ama sağlıklı görünüyorlar. Sivrisineklerin yaydığı hastalıklar dışında büyük salgın hastalıklar olmuyor. Ya da trafikte. Bir köpek yolun tam ortasında kıvrılmış güzel güzel uyuyor, biraz ilerde bir inek yolu kesmiş, insanlar yolun ortasında, bu hengamede rickshawlar gayet hızlı bir şekilde bunların arasında geçip gidiyor. Hem de hiç bir şeye çarpmadan. Sanki o sırada biri farklı bir yöne hareket etse, mesela adamın biri adımını sağa değil de sola atsa bütün denge dağılıp herkes birbirine çarpacakmış gibi geliyor insana. Ama o da oluyor, kaza falan olmuyor. Siz de bir süre sonra bir motorsikletin arkasına konmuş, iki yanı açık, üstü tenteyle kapalı daracık koltuğun üstünde güvenle gitmeye başlıyorsunuz. Sonra zaman. Hiç bir şey zamanında olmuyor. Tren 10 saat rötar yapıyor ve bekleyen yolcuların tek yaptığı yanlarında getirdikleri örtüleri yere serip üzerinde uyumak. Ya da bir şeyin saati belirlenmiş ve ilan edilmiş diyelim. Ama o saatte başlamasa da oluyor. Bir şeyler ne zaman uygun olursa o zaman oluyor çoğu zaman. Zaten trenler, arabalar, otobüsler, her şey geç kalabildiği için onlara bağlı diğer şeyler de geç kalıyor tabii. Zaten hayatın akışında önemli etkisi olan, devlet dairelerinin, ofislerin çalışma günlerini belirleyen bayramlar, festivaller, tatiller de her sene başka bir tarihte oluyor. Yani Hindistan'da çoğu şey alışık olduğumuz, kesinlikle emin olduğumuz kalıpların dışında da gayet güzel sürüp gidiyor. O yüzden insanların bir masal içinde ya da rüyada gibi hissetmesi çok normal aslında. Bir yandan bu gerçekdışı gibi görünen işleyiş, bir yandan renkler, kalabalık, sesler, kokular... Hele de insan büyük bir koşturmacanın, bütün hayatını kaplamış bir işin, amacın içinden çıkıp kendine has bir düzeni olan bu ülkeye geldiyse hayatının değişmesi normal aslında galiba. Eminim ben de senelik iznimin bir bölümünde, kendi düzenli dünyamdam çıkıp bu dünyanın içine düşsem en azından ne yapıyorum ben falan diye kendime bir sorar, belki işimden ayrılırdım, hayatım değişirdi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff99ff;"&gt;Neyse. Çenem düştü benim bugün. Şimdilik bu kadar. Yaın ilk günden itibaren orada tuttuğum notları göndermeye başlıyorum. Okursanız çok mutlu olurum :)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="color:#66cccc;"&gt;Ağğ. Bir de Hindistan'da en çok sevdiğim yeri söylemeyi unuttum. Gezdiğimiz yerler arasında bana en ilginç gelen yer Varanasi. Annemle babama da. Yani cesetlerin atıldığı nehrin ve orada yıkanan insanların olduğu yer:) Çok küçük, yapılacak pek bir şey yok, ama etrafta olan her şey çok ilginç, ve renkli, ve gerçek görünüyor. Bir de Kalküta'yı çok sevdim. Sanırım biraz İstanbul'a benzettim ben orayı. Yani görüntü olarak değil de, orada yaşıyor olsam neler yapabilirim, kalkıp hangi kitapçıya giderim, hangi kafede bir şey içip, nereden alışveriş yapabilirim gibi şeyleri gözümde canlandırabildim de ondan galiba. Bir de yağmurdan. Çok güzel yağmur yağıyordu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delhi (5/6/7/8 Ekim)&lt;br /&gt;Jaipur (9/10 Ekim)&lt;br /&gt;Agra (11/12/13 Ekim)&lt;br /&gt;Varanasi (14/15/16 Ekim)&lt;br /&gt;Kalküta (17/18/19 Ekim)&lt;br /&gt;Mumbai (20/21/22 Ekim)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-1228278262590002445?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/1228278262590002445/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=1228278262590002445' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/1228278262590002445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/1228278262590002445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2006/12/hindistan-4-22-ekim-2006_23.html' title='Hindistan (4-22 Ekim 2006)'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2698506506468812577.post-2680956526345163636</id><published>2006-12-23T01:43:00.000-08:00</published><updated>2006-12-23T01:45:23.753-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyahat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikayeanlaticisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hindistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye anlatıcısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başımıza gelenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhaba'/><title type='text'>Merhaba :)</title><content type='html'>Merhaba. Bu aşağıdaki benim çocukluğumdan beri gittiğim yerlerin haritası :) Annem THY'de çalışıyordu, babam öğretim görevlisiydi. Biletimiz de, zamanımız da olunca bir çok yere gitme fırsatımız oldu. Bu sene artık bir site yapıp başımıza gelenleri anlatmaya karar verdim. Hikayeanlaticisi diye bir site yaptım. Burası da onun blog kısmı. En son Hindistan'a gittiğimiz için ondan başlayarak aldığım notları, aklımda kalanları buraya yazmaya başlıyorum.  Böyleyken böyle :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.world66.com/myworld66"&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;font-size:85%;"&gt;buradan kendi haritanızı oluşturabilirsiniz&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;img src="http://www.world66.com/myworld66/visitedCountries/worldmap?visited=USBRDZEGTNATCZDKFIFRDEHUITNLNOESUKVACYTRCNINJP" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2698506506468812577-2680956526345163636?l=hikayeanlaticisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/feeds/2680956526345163636/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2698506506468812577&amp;postID=2680956526345163636' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2680956526345163636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2698506506468812577/posts/default/2680956526345163636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayeanlaticisi.blogspot.com/2006/12/merhaba_205.html' title='Merhaba :)'/><author><name>Selin Yurdakul</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
